1980’lerin başından itibaren uygulamaya konan neo-liberal politikalardan en çok zarar gören kesimlerden biri de kamu emekçileri olmuştu. Bunun sonucunda 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında kamu emekçileri, bütün yasal engellere ve idari önlemlere karşın hızlı bir örgütlenme sürecine girdiler. Art arda sendikalar kurdular. Toplu sözleşmeli, grevli sendika hakkı için miting, yürüyüş, iş bırakma gibi eylemlilik içersinde yer aldılar. 1990’lı yıllardaki kamu çalışanları hareketinin doruk noktası ise 1995 yılında Kızılay’da iki gün boyunca sürdürülen oturma eylemi oldu. Bu eylem sonrasında aynı yıl içersinde kamuda örgütlü sendikalar bir araya gelerek kısa adı KESK olan, Kamu Emekçileri Sendikaları’nı kurdular.
1996 yılına gelindiğinde ise Refah-Yol Hükümeti kurulmuş ve 3 Kasım 1996 tarihinde Susurluk olayından sonra devlet içersinde yer alan çeteler açığa çıkmış, böylece toplum içerisinde çürüyen bu devlet yapısında karşı öfke de giderek büyümüştü. Zaman zaman bu tepkiler sokaklara taşmıştı. İşte böyle bir ortamda KESK, Ankara’da merkezi bir eylem planladı. 14 Aralık’ta gerçekleşen eyleme Türkiye genelinden on binlerce emekçi katıldı. Sabah erken saatlerde Tren Garı ve Hipodrom önünde toplanan kalabalıklar, ancak öğleden sonra 14.00 civarında mitingin yapılacağı Kızılay Meydanı’na girebildiler.
Çeşitli yayın kuruluşlarına göre 70 bin kişinin katıldığı belirtilen mitingde üzerinde durulan temel talepler ağırlıklı olarak ekonomik nitelikte (ücret artışı nemalar, toplu sözleşme v.s.) olsa da, en çok dile getirilen konulardan biri de derin devlet, çeteler ve kontrgerilla olmuştur. KESK’in bu eylemi hem devlet, hem de sendikalar nezdinde büyük yankı yarattı. Sonraki hafta (21 Aralık 1996), devlet güdümlü olarak bilinen Kamu-Sen tarafından karşı bir eylem düzenlenmiştir. Adeta Türk bayrağı şovuna çevrilen ve “Kahrolsun PKK” sloganlarının atıldığı bu eylemde, kamu çalışanlarının hiçbir sorunu dile getirilmediği gibi, KESK’in geçen haftaki eylemi hedef alındı.
KESK’in bu eyleminin en önemli sonuçlarından biri ise Türk-İş’in 5 Ocak 1997’de, yani KESK’in mitinginden yaklaşık 3 hafta sonra, konfederasyon tarihinde uzun zamandan sonra ilk defa siyasi amaçla eyleme gitmesi olmuştur. “Demokrasiye sahip çık” sloganıyla gerçekleştirilen mitinge yine on binlerce işçi katıldı. İlerleyen süreçte bu mitingleri farklı eylem tarzları takip etti. Fakat 28 Şubat süreci bu eylemlere büyük bir darbe vurdu, dönemin politik atmosferine uygun olarak tepkiler Refah Partisi’ne yönelmeye başladı ve Susurluk skandalının üstü zamanla örtüldü. Bu dönemeçte Türkiye solu tarihi hatalarından birini yaparak ya 28 Şubat’ı desteklemiş, ya da sessiz kalarak sokaktan çekilmiştir.