Search
Close this search box.

10 Ocak 1947: Demokrat Parti 1. Kongresi’nde “Hürriyet Misakı” kabul edildi

Demokrat Parti 1. Kongresi’nde “Hürriyet Misakı” kabul edildi. Raporda Anayasa’ya aykırı yasaların kaldırılması, Anayasa’nın tam olarak uygulanması, yeni seçim yasası hazırlanması ve cumhurbaşkanlığı ile parti genel başkanlığının birbirinden ayrılması isteniyordu.

Bu karar 7 ay sonra kısmen etkisini göstererek, İnönü’nün verdiği bir demeçle partiler arasında tarafsız kalacağı ve DP’nin güvence altında muhalefet yapabileceği sözünü vermesine yol açtı.

Savaş yılları ve emekçi halk üzerinde sömürü ve baskı

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ve faşizmin yenilmesi Batı Avrupa’daki tek şef, tek parti rejimlerinin de büyük ölçüde sonunu getirmişti (İspanya ve Portekiz hariç). Diğer yandan Türkiye’nin Stalinist Sovyetler Birliği’yle olan ilişkilerinin bozulması ülkenin Batı’ya yanaşmasına neden olmuştu. Bu nedenle Batı ülkelerine hoş görünmek amacıyla göstermelik de olsa çok partili döneme geçilmesi ihtiyacı doğmuştu. Bunun yanı sıra Türkiye’nin iç politikasında egemen sınıflar arası görüş ayrılığı su yüzüne çıkmıştı. İşte bütün bu iç ve dış faktörler Demokrat Parti’nin kuruluş sürecine ortam hazırladı.

Türkiye 2.Dünya Savaşı’na doğrudan katılmamış olsa da Hükümetin uyguladığı savaş ekonomisi geniş emekçi kitleleri iyice yoksullaştırmıştı. Öte yandan siyasi baskı iyice artmış, Grev yapma, sendika kurma, basın özgürlüğü gibi en temel haklar hatta burjuva muhalefet bile yasaklanmıştı. Bunların yanı sıra Varlık Vergisi, Milli Koruma Kanunu gibi uygulamalarla Türk-Müslüman ticaret ve sanayi burjuvazisine mülk ve servet aktarımı da hızlanmış ve ayrıca Savaş esnasında yürürlüğe giren Toprak Mahsulleri Vergisi de yoksul köylüler üzerindeki yükü de arttırmıştı.

1945 yılında değişen dünya konjonktürü Türkiye’de sınırlı da olsa muhalefetin canlanmasını sağlamıştı. Bunun da ötesinde egemen sınıflar arasında bölünme de kaçınılmaz hale gelmişti. Bu bölünmeyi hızlandıran olay ise 1945 yılında mayıs ayında Meclis’te görüşülmekte olan “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” olur. Bu kanun yoksul köylülerin bir bölümüne sınırlı da olsa toprak dağıtımını öngörüyordu. Ancak sanılanın aksine bu kanun köklü bir toprak reformu öngörmediği gibi, esasen Nazi Almanyasının “Kan ve Toprak” yasalarından etkilenmiş, yoksul köylülüğü küçük-burjuvalaştırarak şehirlerde güçlü bir işçi sınıfının oluşmasını engellemek amacını taşıyordu. Bu yasa CHP içersindeki toprak sahibi kesimin tepkisine neden oldu. Aynı yıl içersinde, yasaya muhalefet etmiş isimler olan “Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Celal Bayar” “Dörtlü Takrir” adlı belgeyi yayımladılar.

Bu belgede, ana hatlarıyla, anti-demokratik uygulamaların yürürlükten kaldırılması isteniyordu. CHP yönetimi bu belgeye sert bir yanıt verdi. Demokrasi taleplerinin dile getirilmeye başlanması, ideolojik ve sınıfsal açıdan aralarında önemli görüş ayrılıkları olmasına karşın farklı muhalif grupları tek parti diktatörlüğüne karşı bir araya getirdi. Örneğin Zekeriya ve Sabiha Sertel çiftinin çıkardığı “Tan” gazetesi CHP içersindeki muhalif grupların yazılarını kendi gazetelerinde yayımlamalarına izin verdiler. Liberal basının bir bölümü de sütunlarını muhalif gruba açtı.

Dörtlü grubun gazete ve dergilerde muhalefetlerini sürdürmeleri, partiden ihraç edilmeleri ve istifalarla sonuçlandı. Sonbahar aylarına gelindiğinde artık yeni bir parti kuracağı kulislerde konuşulmaya başlandı. Nihayet 7 Ocak 1946 günü Celal Bayar liderliğinde Demokrat Parti kuruldu. Burada hatırlatmak gerekir ki, 1930 sonrası ilk kurulan muhalefet partisi, demiryolu yapımıyla zenginleşen dönemin ünlü sermayedarlarından Nuri Demirağ’ın kurduğu Milli Kalkınma Partisi’ydi, fakat bu parti hiçbir varlık gösteremeyecekti.

Solu olmayan demokrasi

Demokrat Parti’nin kurulması resmi tarih kitaplarında cumhuriyet döneminde “demokrasiye geçiş” olarak anlatılır. Oysa bu durum tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Aslında CHP açısından DP’nin kurulması önceleri bir muvazaa olarak algılanmış yani tıpkı Serbest Fırka gibi güdümlü bir muhalefet olarak düşünülmüştü. Bazı anı kitaplarında da anlatıldığı gibi DP kurulmadan önce Celal Bayar birkaç kere Çankaya Köşkü’ne çıkarak dönemin Cumhurbaşkanı ve Milli Şefi İsmet İnönü ile görüşmeler yapmış ve bu ziyaretler gizli tutulmuştur.

Celal Bayar bu görüşmeler esnasında İsmet İnönü’ye, kurulacak partinin CHP’nin genel politikalarından sapmayacağı konusunda güvence verir. İsmet İnönü’nün Celal Bayar’dan bir isteği de özellikle Kürt hareketinin gelişmemesi için partinin Kürt illerinde örgütlenmemesini olur. Nitekim CHP de o sıralarda o bölgede parti faaliyeti yürütmemekte ve üstelik merkezden atanan bölge illerinin milletvekillerinin bir kısmı seçildiği ili hayatında hiç görmemişti.

Yeni dönemde ayrıca sol partilere izin verilmez 1946 yılında kurulan iki sol parti hemen kapatılır. 1945 yılında Tan gazetesine yönelik baskın, 1947 yılında Dil Tarih’teki solcu öğretim üyelerinin tasfiyesi gibi olaylarda görüldüğü gibi “Soğuk Savaş” koşullarında sol üzerinde baskılar artar.

Bu koşullarda DP hareketi önceleri muvazaa olarak algılansa da, durum bunun da ötesine geçecek ve solun ve farklı alternatiflerin olmadığı bir ortamda geniş halk kitleleri DP’ye büyük teveccüh göstereceklerdi.

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?