Morales bölgesinde giden biri, köylülerden birine ilerideki köyün adını sorsa, büyük ihtimalle şöyle bir cevap alır: “Barış zamanında Garduño, savaş zamanında Zapata.” Hem bu köylüler, hem de Meksika toplumunun geniş kesimleri için özgürlük savaşı henüz sona ermiş değil. Pek çok kişi hâlâ başladığı işi bitirmesi için Zapata’nın geri dönmesini bekliyor.
Özgürlük isteyen bir köylü
Emiliano Zapata Salazar 1879 yılında dünyaya geldiği zaman, ileride onun topraksız köylülerin kahramanı olacağı kimsenin aklına gelmezdi. Annesiyle babası, köylü nüfusun %97’sinin aksine toprak sahibiydiler, çiftçilikten fena para kazanmıyorlardı. İyi bir hayat süren Zapata sık sık rodeolarda veya boğa güreşlerinde boy gösteriyordu. Ancak toplumsal gelişmeler, bu yaşamsını seven delikanlıyı politikleşmek zorunda bıraktı.
20. yüzyılın başlarında ABD’li şirket sahipleri Meksika’ya yerleşmiş, doğal kaynakların ve içme suyunun büyük kısmını kendi amaçları için talep etmeye başlamışlardı. Emiliano Zapata, 30 yaşındayken büyük şirketlere ve toprak sahiplerine karşı köyünün temsilcisi seçildi. Ancak Zapata bir süre sonra barışçıl yöntemlerin işe yaramadığını, aksine karşı tarafın giderek pervasızlaştığını fark etti. Bundan böyle yöntem olarak silahlı mücadeleyi benimseyecekti.
Önemsiz insanların devrimi
Burjuva politikacı Francisco Madero 1910 yılında Meksika devrimini ilan ettiğinde, köylülerin örgütleri onu desteklemeye karar verdiler. Yozlaşmış rejimin devrilmesi ve yabancı şirketlerin kovulmasıyla bir toprak reformu yapılmasını, işledikleri toprağa sahip olmayı umut ediyorlardı. Emiliano Zapata çok kısa bir süre zarfında hareketin başına geçti ve “Güneyin Kurtuluş Ordusu”nun generali oldu. Düzenli kuvvetlere karşı silah ve sayı bakımından çok yetersiz olsalar bile, uyguladıkları gerilla taktikleri kısa sürede meyvelerini vermeye başladı.
Kısa bir sürede sayıları 4000 savaşçıya yükseldi. Bölgenin başkentini ele geçirdikten ve Ciudad Huárez savaşını kazandıktan sonra, devrimi durdurmak artık mümkün değildi. Ancak başkan ilan edilen Francisco Madero, köylülere verdiği sözleri çoktan unutmuştu. Varolan mülkiyet ilişkilerinde en küçük bir değişiklik olmadı. Zapata’ya toprak vaadinde bulunarak, onun geri adım atmasını sağlamaya çalıştı. Ancak Zapata satılık olmadığını söyledi ve birlikleriyle birlikte geldiği yer olan güneye çekildi.
Bundan sonraki eylemleri, Zapata’nın niyetinin ciddi olduğunu ortaya koyuyordu. 25 Kasım 1911’de “Ayala Planını” imzalamakla bunu ispat etti. Bu plan serbest seçimleri ve Madero’nun çekilmesini öngörüyor, ayrıca yoksul köylülere toprak verilmesini öngörüyordu. Ülke bundan böyle çalışan insanlar tarafından kardeşçe ve demokratik bir şekilde yönetilecekti.
Ancak bu idealleri hayata geçirecek zaman ve imkân mevcut değildi. Sonraki yıllar huzursuzlukla geçti. Meksika devriminin bu bölümü kan ve gözyaşıyla belirlendi. Zapata diğer köylü lideri Pancho Villa’yla birleşti, ancak bu adam bir savaşçı olmaktan ziyade bir hayduttu. “Güneyin Kurtuluş Ordusu” giderek daha fazla savunmaya geçmek zorunda kalıyordu, fakat Zapata takipçilerini atlatmayı her defasında başarıyordu. “Diz çökerek yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir!” parolasını benimsemişti.
Düzenli ordu, bu sinir bozucu generalden kesin olarak kurtulmak için bir tuzak hazırladılar. Bir subay, Zapata’nın ordusuna katılmak istermiş gibi davrandı. Hatta rolünü gerçekçi oynamak için adamlarından 57’sini öldürttü. Zapata’yla bir buluşma yeri ayarladılar. Ancak general buraya geldiğinde, çok sayıda mermi vücudunu delik deşik etti. Katilleri cesedini Cuautla şehrine getirerek halka teşhir ettiler. Ancak bu cesedin Zapata’ya ait olmadığına inananların sayısı az değildi.
Emiliano Zapata, Meksikalı ve Latin Amerikalı yoksul köylülerin direnişçi ruhlarında yaşamaya devam ediyor!