Demokrasi İçin Ağaçlar*
Wangari Maathai
Nairobi, Kenya
Kenya’nın ortasında Nyeri’de büyürken, anadilim Kikuyu’da çöl diye bir kelime yoktu. Toprağımız bereketli ve ormalıktı. Ama bugün Nyeri’de, Afrika’nın pek çok yerinde ve gelişmekte olan dünyada olduğu gibi su kaynakları kurudu, toprak kavruldu ve gıda yetiştirmek için elverişsiz hale geldi, toprak kavgaları yaygınlaştı. Yani köylü kadınların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olmak için ağaç dikmeye ilham almış olmam şaşırtıcı değil. 1970’lerin başında Kenya Ulusal Kadın Konseyi’nin bir üyesi olarak neler istendiğini kadınlarla ilişkili olarak dinledim ama pek çok şey yetersizdi: enerji, temiz içme suyu ve besleyici yiyecek.
Benim tepkim toprağın iyileşmesine yardımcı olmak ve sefalet döngüsünü kırmak için onlarla birlikte ağaçlar dikmeye başlamak oldu. Ağaçlar toprak erozyonunu durdurur, suyun korunmasına ve yağış miktarının artmasına yol açar. Ağaçlar, yakıt, bina ve duvar için malzeme, meyve, yem, gölge ve güzellik sağlar. Gelişmekte olan dünyanın kırsal ve kentsel bölgelerinde ev idaresinin yöneticileri olarak, kadınlar, ekolojik gerilimin etkileriyle ilk karşılaşanlar. Bu onları, yemek pişirmek ve ısınmak amacıyla odun almak için, temiz su aramak için ve eskileri yok olduğunda yeni gıda kaynakları bulmak için daha uzağa yürümeye zorlar.
Bu fikrim Yeşil Kuşak Hareketi’ne dönüştü, Kenya’da 30 milyon ağaç dikecek öncelikle kadınlardan oluşan binlerce grubu oluşturdu. Kadınlara diktikleri her fidan için küçük bir miktar ödeme yapılması, onlara hem bir gelir oldu, hem de kendi ortamını iyileştirmelerini sağladı. Hareket, Doğu ve Orta Afrika ülkelerine yayıldı.
Bu çalışma sayesinde, yoksul topluluklarda bu çevresel bozulmanın hem kendi sorunlarının kaynağı hem de semptomu olduğunu görmeye başladım. Sarp dağ yamaçlarında ekinlerin yetiştirilmesi toprağın üst katmanın kaybına ve toprak bozulmasına yol açmakta. Aynı şekilde, ormansızlaşma nehirlerin kurumasına ve yağış düzeninin kaymasına neden oluyor, bu da çok daha düşük mahsul verimiyle ve otlatma için daha az araziyle sonuçlanıyor.
1970’lerde ve 1980’lerde çiftçileri tarlalarını ağaçlandırmaya teşvik ederken, yozlaşmış hükümet ajanlarının toprak ve ormanların iyi bağlantılara sahip imarcılara yasadışı satışıyla ormansızlaşmanın çoğundan sorumlu olduğunu da keşfettim. 1990’ların başında, Devlet Başkanı Daniel Arap Moi hükümeti etnik toplulukları kara harekatıyla birbirlerine saldırmak için cesaretlendirdiğinde Rift Vadisi’nde pek çok Kenyalı’nın geçim kaynakları, hakları ve hatta yaşamları yok oldu. Demokrasi yanlısı olanlar yerinden ederken, iktidar partisi yandaşları toprakları aldı. Bu hükümetin gücü elinde bulundurma yollarından biriydi; topluluklar toprak için kavga etmekle meşgul tutulurlarsa, demokrasi talep etmek için daha az fırsatları olurdu.
Kenya’da arazi sorunları karmaşıktır ve politikacılar tarafından kolayca istismar edilir. Yöre halklarının arazilerin mülkiyeti ve Kenya’da, Afrika’da dağılımının tarihi hakkında bilgilenmesi ve duyarlı olması gerekiyordu. Biz insan hakları, yönetim ve çatışmaların azaltılması konusunda seminerler düzenledik.
Zamanla Yeşil Kuşak Hareketi çok partili demokrasinin topluma yeniden kazandırılmasının ve Kenya’da özgür ve adil seçimlerin önde gelen savunucusu oldu. Halk eğitimi, politik mücadele ve protestolar sayesinde, açık alanlar ve ormanları politikacılar ile el ele çalışan vicdansız imarcılardan korumanın yolunu aradık. Sayın Moi’nin hükümeti demokrasi ve çevre hakları savunucularına güçlü bir şekilde karşı çıktı; benim için ve pek çokları için taciz, dayak, ölüm tehditleri ve tutukluluk zamanları takip etti.
Neyse ki, 2002 yılında, Kenyalılar hayalini gerçekleştirdi ve demokratik bir hükümet seçti. Bizim Kenya’da öğrendiğimiz – doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi ile demokratik yönetişimin arasındaki sembiyotik ilişki – ayrıca küresel olarak geçerlidir.
Aslında Batı ve Orta Afrika ve Orta Doğu’da olduğu gibi, birçok yerel ve uluslararası savaşlarda, kaynaklar üzerinde mücadele devam etmektedir. Bu süreçte, insan hakları, demokrasi ve demokratik alan yok sayılır.
Nobel Komitesi’nin çevre, demokrasi ve barış arasındaki bağlantıları tanıdığına ve bugün kabul ettiğim Barış Ödülü ile tüm dünyanın ilgisini bunlara çekmeye çalıştığına inanıyorum. İnanıyorum ki, komite, ormansızlaşma, çölleşme, su kıtlığı ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi ekolojik krizlerle karşı karşıya olduğumuz bir zamanda halkın yeryüzünü onarma çabalarını teşvik etmeyi amaçlıyor.
Ormanlar, su, toprak, mineraller ve petrol gibi kaynakları düzgün biçimde yönetmedikçe yoksulluğa karşı mücadelemizi kazanmayacağız. Ve barış olmayacak. Biz bulunduğumuz yolu değiştirmedikçe eski çatışmalar şiddetle devam edecek ve yeni kaynak savaşları patlak verecek.
Bu ödülü ve tüm dünyada temsil ettiği çalışmayı kutlamak için Gandhi’nin sözlerini tekrarlamama izin verin: Hayatım mesajdır. Bir de, ağaç dikin.
*Bu metin Wangari Maathai’nin Barış Ödülü’nü almasının sonrasında 10 Aralık 2004 tarihinde New York Times’ta yayınlanmıştır.