Kemalizm'de birleşebilir miyiz?

03.12.2017 - 22:25
Mehmet Can
Haberi paylaş

Sınıfsız, imtiyazsız ve kaynaşmış bir toplum. Mustafa Kemal bu topraklar da toplumu tanımlarken bu şekilde bir tarif yapmakta ve toplumda sınıfların olmadığını söylemekte. Bunu söylerken kendisi ise bazı sınıflara dayanmakta, gücünü bu sınıflardan almakta. Kimdi bu sınıflar; Asker-sivil bürokrasi, azınlıkta olsa da o dönemin kentsoyluları ( burjuvazi ) ticaret burjuvazisi demek daha doğru olur. Çünkü sanayi burjuvazisi Türkiye’de 1950’lerle yani Demokrat Parti iktidarı döneminde yavaş yavaş ortaya çıkmaya gelişmeye başlayacaktır. Toprak ağaları ve mülk sahibi sınıflar. Bu sınıflar Kemalizm’in, Mustafa Kemal’in arkasında duran, kendi bürokratik önderliğini ve iktidarını pekiştiren toplumsal sınıflar. Dolayısıyla Mustafa Kemal boşlukta duran bir siyasal önderlik değildir. Belli toplumsal sınıflara dayanan ve bu toplumsal sınıfların çıkarı doğrultusunda hareket eden bir siyasal önderliktir. 

Mustafa Kemal, sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum tarifi yaparken kendisiyle çelişmekte, arkasına aldığı toplumsal sınıfları ve bunların çıkarına hareket etme niyetinin, pozisyonunun üzerini örtmektedir. İşin başında kapsayıcı bir siyaset gütmemekte, bir sosyal sınıfa karşı, başka bir sosyal sınıfın çıkarlarını gözetip, kollamaktadır. Mustafa Kemal’de birleşebilmemiz için Kemalizm’in demin yukarıda saydığım azınlık bir sınıfın dışında, daha geniş toplumsal sınıflara hitap etmesi, onları da içine alan bir siyaset izlemesi gerekirdi.

Kemalizm’in, Mustafa Kemal’in doğuş ve gelişim seyrine baktığımızda, Mustafa Kemal’in hangi sınıfsal tabakadan geldiğini analiz ettiğimizde veya Mustafa Kemal’in nasıl daha sonra ‘’Atatürk’’ olduğunu anladığımızda tarihsel olarak bu şekilde bir yolu izlemesinin gayet normal ve kendisi açısından kabul edilebilir olduğunu görmekteyiz.

Mustafa Kemal askeri bürokratik bir gelenekten gelmekteydi, daha sonra bürokratik bir önderlik oluşturması kendi çatısı altında, geçmişin kendisini biçimlendirmesi ile birebir alakalıdır. Bu bürokratik önderliği oluşturduktan sonra ise ipleri tamamen ele alınca devlet kapitalizmi ile yeni kurulan ülkeyi yönetmeye başlamış ve yeni kurulan bu ülkede kent soyluları (burjuvazi), toprak ağaları, asker ve sivil bürokrasinin çıkarı doğrultusunda hizmet etmeye başlamıştır.

İttihat ve Terakki’nin birikimine konan Mustafa Kemal, daha sonra bu İttihatçı geçmişini reddederek her şeyin kendisi ile başladığını ilan eden bir resmî tarih yani yeni bir tarih yazımı başlatmıştır. Tabii unutmamak gerekir ki İttihat ve Terakki de, İttihat-i Osmaniye’nin birikimi üzerinden kendisini şekillendirmiştir. İttihat ve Terakki iktidarlaşınca, özellikle 1913 Bab-ı Âli baskınından sonra İttihat-ı Osmaniye’yi reddetmiş, Mustafa Kemal ise 1.Dünya savaşı sonucu İttihatçıların önde gelen kadroları yurtdışına kaçmak zorunda kalınca İttihatçıların daha önce Anadolu’da, İstanbul’da kurumsallaştırdığı organizasyonun, birikimin üzerine basarak kendi açısından yeni bir süreci başlatmıştır.

Bu organizasyonun en önemli ayağı, İttihat ve Terakki önderliğinin 1.Dünya savaşı kaybedilince, yurtdışına çıkma aşamasında Anadolu’nun bazı yerlerine, gizli cephanelikler yığılması talimatının verilmesi, özellikle İttihat ve Terakki’nin silahlı kanadının bir parçası olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın önde gelen iki ismine Kara Vasıf ve Kara Kemal’e talimat veren İttihatçı önderlik azımsanmayacak bir silah yığınağı yapması olmuştur. Bu yığınaklar sınırlı sayıda insanın bilgisi dâhilinde yapılmıştır… İşte Mustafa Kemal bu cephaneliklerin üzerine konmuştur. Yine bunun yanında kadrosal anlamda İttihatçıların önde gelen kadrolarının boşalttığı yerleri doldurmasını bilmiş ve 1923 yılında kendi önderliği altında, kendi ve arkasına aldığı toplumsal sınıfların çıkarları doğrultusunda bir kuruluş gerçekleştirmiştir.

İttihat ve Terakki önderliği ile Mustafa Kemal arasındaki tarihsel bağ ayrı bir yazıyı başlı başına hak ediyor. Biz tekrardan konumuza geri dönelim: Kemalizm sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum tasavvuru olmayan tam aksine toplumun azınlığına hitap eden, onların çıkarı doğrultusunda hareket eden, asker-sivil bürokrasi, burjuvazi, toprak ağaları, kısacası mülk sahibi sınıfların sahiplendiği ve sahiplenmesi gereken bir ideolojidir. Kemalizm’in o dönem arkasına aldığı bu toplumsal sınıflarda günümüzde sıralama değişmekte, o dönem güçsüz olan kent soyluları (burjuvazi ) bugün ustalık dönemini yaşamaktadır. Bu gelişimde, burjuvazinin bu kadar palazlanmasında Kemalist önderliğin emeği büyüktür. Kemalizm’in geniş toplumsal kesimler üzerinde kurduğu baskı, işçi sınıfı, yoksul kesim üzerindeki olumsuz anlamda yaptığı yasal düzenlemeler, burjuvazinin güçlenip, zenginleşmesindeki en önemli olgudur.   Dolasıyla evet bu toplumun yarattığı zenginliğe el koyan azınlık bir kesim Kemalizm’de birleşebilir ama Kemalizm’in toplumun büyük bir kesimini kendi çatısı altında birleştirme yeteneği, kapasitesi olmadığı gibi tarihsel ve sınıfsal olarak da öyle bir çapı yoktur. Toplumun çoğunluğu burjuvazinin ideolojisi Kemalizm çatısı altında değil, ancak kendi sınıf ideolojisi olan sosyalizm çatısı altında gerçek anlamda birleşebilir.

Mehmet Can

 

 

Bültene kayıt ol