Mühdan Sağlam

Mühdan Sağlam son yazıları

06.06.2018 - 17:24

Kore barış süreci: Pekin neden mutsuz?

Pekin’de soğuk bir şubat günü ve hummalı bir telaş var. Her şeyin yolunda olmasına özen gösteriliyor. Birazdan Pekin’de gerçekleşecek bu görüşme dünya tarihinde önemli bir kırılmanın başlangıcı olabilir. Nihayetinde beklenen uçak iniyor. Yolcuların arasında çok kıymetli birisi var. Beklenen misafir gülümseyen bir yüzle mevkidaşına yaklaşıyor. El sıkışıyorlar. Yemekten sonra konuşmalar başlıyor. Bu ziyaret sadece Pekin değil, dünyanın geri kalanı için de önemli. Ziyaretleri takip eden Kremlin Sarayı’na sessizlik hakim. Konuşmaya ev sahibinin ardından misafir başkan başlıyor. Siyah takım elbisesinde en ufak bir kırışıklığın olmaması, göz kamaştıracak kadar beyaz olan gömleği ve kol düğmeleri ziyaretin ne derece önemli olduğunu ele veriyor. Başkan söze başlıyor. “Düşman olmamız için bir sebep yok. Eğer iki milletimiz düşman olacak olursa, geleceğini hep beraber paylaştığımız bu dünya gerçekten karanlık olacaktır. Fakat beraber çalışmak için ortak zemin bulacak olursak dünya barışının şansı ölçülemeyecek derecede artacaktır”. Bu sözler 1972’de Çin’i ziyaret eden ABD Başkanı Richard Nixon’a ait. İkili zirveyle taçlanan ABD-Çin ilişkileri hem Soğuk Savaş hem de Asya Pasifik bölgesinde önemli etkiler yarattı. Bununla beraber bu ziyaret aynı zamanda ABD’nin bölgede etkisini barış ve müzakere üzerinden yürütmesinin sembolleri arasında yer aldı.

Bugünlerde küresel gündemde yine bir ABD Başkanı’nın başka bir Asya Pasifik ülkesine ziyaretini var. Bu süreçte sadece ABD Başkanı değil, görüşeceği devlet de değişti. 12 Haziran’da Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılacak zirvenin tam kapasite hazırlıkları sürüyor. Nixon’ın ziyaretini sessizlikle karşılayan Kremlin bu sefer daha aktif bir pozisyon gayretinde olacak mı? Nixon’a ev sahipliği yapan Çin bu süreçte nasıl bir rol üstleniyor? Kim, Xi ve Putin arasındaki ilişkilerin zirveye etkisi ne? Bu hafta iki yazıyla büyük zirve öncesi bu sorulara yanıt arayacağız.

Kore barış sürecinde Çin

Kuzey Kore ile dostane ilişkilere sahip olan Rusya ve Çin, Trump-Kim zirvesinin hazırlıklarını yakından takip ediyor. İkilinin bir aksiliğin çıkmaması için sürece destek oldukları özellikle Trump’ın ortalığı karıştıran mektup ve tweetlerinden sonra gündeme gelmişti. Trump’ın bu hamlesi “Trump’tır ne yapsa yeridir” ifadesinden ziyade Kuzey Kore’ye taviz vermeye ve istekliliğini teyit etmeye dönük bir hamle olarak görülmeli. Zira Trump’ın adeta bir İngilizce dehası olarak cümle başına üç hata yaptığı mektubu Pyongyang’a ulaştığında dahi zirve hazırlıkları sürüyordu.

Trump ve Xi arasındaki ticaret savaşı gerilimine karşın her iki başkan da Kore barış süreci için işbirliği halinde. Öyle ki Çin görüşmeler boyunca zirvenin Çin’de yapılması için çabalamıştı. Bunu hem Kim’in uçağının uzak mesafeye gidecek kapasitede olmamasını hem de tarihsel olarak rolünü gözeterek talep etmişti. Ancak Pyongyang ve Washington zirvenin tarafsız bir ülkede yapılmasını ve Çin’in aşırı ön planda olmamasını istedi. Taraflar arasında böylesi farklar olmakla beraber kalıcı ve hızlı bir barış antlaşması için Çin, Kuzey Kore ve Güney Kore’nin ortak bir stratejide ABD’yi ikna edecek bir pozisyonda hareket etmesi daha akılcı olacağa benziyor.

Çin Kuzey Kore-ABD görüşmesini ve barış sürecini destekliyor, ancak bazı noktalarda memnuniyetsizliği var. Bunlardan en önemlisi, ABD’nin Güney Kore’ye konuşlandırdığı askeri varlığını ve tatbikatlarını sonlandırıp sonlandırmayacağının belli olmaması.

Bu çerçevede Pekin yönetimi bir taslak metin hazırlayarak sadece Kore Yarımadası’nın değil Çin’in de güvenlik endişelerini garanti altına almayı hedefliyordu. Metnin omurgası çifte askıya almaya dayanıyor. Çifte askıya alma, Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerini dondurmasına paralel ABD-Güney Kore tatbikatlarının askıya alınması demek. Aslında Çin’in hedefinin ABD’nin askeri varlığının Kore Yarımadası’ndan tamamen çekilmesi olduğu sır değil. Zira Çin’in en büyük korkusu iki Kore birleştikten sonra dahi ABD’nin bölgeye asker yığmaya devam etmesi. Bu korkunun nedeni bir paranoya değil. ABD bir yanıyla Çin’i Kuzey Kore barış sürecinde ikna edici bir rol üstlenmeye zorlarken bir yandan da Güney Çin Denizi’nde Çin’in ihlallerini sürdürmesi durumunda gerekeni yapmaktan kaçınmayacağını ifade ediyor ve her geçen gün varlığını güçlendiriyor.

Tarafların Çin'e dönük tutumu ve Çin'in süreçten kopamaması

Çin’in güvenlik kaygılarını da gözeterek hazırlanan taslak metni Kim Jong-un kulak ardı etmese de öncelikli şart olarak masaya koymadı. ABD’nin Güney Kore’deki varlığını ve tatbikatlarını Güney Çin Denizi açısından tehdit olarak gören Çin, bunu Kuzey Kore üstünden ortadan kaldırma konusunda istediğini şimdilik alamamış görünüyor. Zira Pekin’e göre Kim’in bu şartlar olmadan Trump ile görüşmesi, Güney Kore ve ABD’nin belirlediği taslağın konuşulması, Çin’in göz ardı edilmesi demek. Peki Çin ile Kuzey Kore arasında bu anlaşmazlığın nedeni ve sonuçları nedir?

Ağustos 2017’de BM Kuzey Kore’ye nükleer faaliyetlerinden ötürü ağır bir yaptırım kararı aldı. Tasarıya Çin de “evet” oyu verdi. Çin’i buna itense ABD tarafından sürekli küresel kamuoyunda Kuzey Kore’ye yardım ettiği gerekçesiyle hedef gösterilmesiydi. Kuzey Kore, Çin’in yaptırımları onaylamasını bir sosyalist devletin bir başka sosyalist devlete sırt çevirmesi olarak yorumlamıştı. İki ülke arasındaki gerilime Kasım 2017’de Air China’nın Pekin-Pyongyang seferlerini askıya alması eklendi. Kuzey Kore açısından hayati olan bu ulaşımın talep yetersizliğinin gerekçe gösterilerek askıya alınması izolasyonun pekişmesi anlamına geliyordu. Nitekim yaptırımlar ve uçak seferlerinin durdurulması Kuzey Kore’nin Güney ile yakınlaşmasına zemin yaratırken Çin ile arasında soğuk rüzgarlara neden oldu. ABD’nin Kuzey Kore’yle yakınlaşması paralelinde Çin de hızla harekete geçti. Öncelikle Kim Jong-un Mart 2018’de Pekin’de ağırlandı. Ardından 3 Mayıs’ta Çin Dışişleri Bakanı Kuzey Kore’ye gitti.

ABD-Kuzey Kore görüşmeleri hızla devam ederken, Air China yeniden sahneye girdi. Şirket geçtiğimiz hafta Pygonyang’a haftada üç gün olacak şekilde yeniden uçuş seferlerine başlıyor. Air China, askıya alma kararında olduğu gibi düzenli seferlere başlamasına da yine piyasa koşullarını gerekçe gösterdi. Ancak Pekin-Pyongyang arasında herkesin havalimanlarına akın etmesini gerektirecek bir durum olmadığı dikkate alındığında, söz konusu adımın piyasadan ziyade Kuzey Kore ile ABD arasında süren müzakere sürecinin etkili olduğu söylenebilir.

Çin’in Kore barış sürecinde aktif olmasına Güney Kore de sıcak bakmıyor. Her ne kadar Güney Kore’nin Çin’e ihracatı ABD’ye olandan kat kat fazlaysa da Seul, Pekin’in Kore Savaşı’nda Kuzey’e olan desteğini unutmuyor ve Çin’e güvenmiyor. Benzer biçimde Çin, ABD’nin askeri yığınağı haline gelen Güney Kore’ye şüphe ile yaklaşıyor. Öte yandan Çin ile askeri ve ekonomik bir rekabet içinde olan ABD için de aynısı geçerli. ABD doğrudan Çin’i dışlamıyor olsa da Çin’e ara buluculuk rolü değil, masada kenarda oturma statüsü veriyor. Peki Çin neden bu görüşmelerin olmazsa olmaz aktörü?

Çin ile Kuzey Kore’nin yakın ilişkilerinden ziyade söz konusu durumun nesnel bir nedeni var. Şöyle ki, 1953’te Kore Savaşı’na son veren 27 Temmuz 1953’te imzalanan Panmunjom Ateşkes Antlaşması’nın tarafları Kuzey Kore, Güney Kore, Çin ve BM. BM adına antlaşmayı ABD kuvvetlerinin başında yer alan General William K. Harrison imzaladı. Yani Çin de ateşkes antlaşmasının taraflarından birisi olduğu için barış antlaşmasının taraflarından birisi olacak. Bu aynı zamanda daha önce değinilen dört aktöre Rusya ve Japonya’nın dahil olduğu Altı Kore Görüşmeleri platformunun da geri planda kalması demek. Barış antlaşması dört taraf arasında yapılacağı için iki devletin daha geri planda kalacağı aşikar. Ancak Pekin açısından işlerin şimdilik istediği gibi gitmediğini söylemek lazım.

Mühdan Sağlam

[email protected]

(Gazete Duvar)