Mağdur suçlayıcılık

04.03.2021 - 13:19
Nursen Güçkan
Haberi paylaş

Mağdur suçlama, fail yerine şiddete maruz bırakılanların kendilerine karşı işlenen suçlardan çeşitli bahanelerle kısmen veya tamamen sorumlu tutulmasına dayanan yaklaşımdır. Bu suçlama medyadan, yakın aile üyelerinden ve diğer tanıdıklardan gelen olumsuz sosyal tepkiler şeklinde ortaya çıkabildiği gibi mahkemelerin, kolluk kuvvetlerinin, sağlık çalışanlarının ve ruh sağlığı uzmanlarının tutum ve uygulamalarından da meydana gelmektedir.

Mağdur suçlayıcılık, tüm ezen-ezilen ilişkilerinde olduğu gibi toplumsal cinsiyet temelli şiddetle de kol kola gider. Toplumsal cinsiyet temelli şiddeti meşrulaştırabilmek, eşitsiz ve hiyerarşik ilişkileri sürdürebilmek adına bir araç olarak kullanılır. Mağduru suçlamaya yönelik norm kabul edilen yanlış inanışlar şiddetin sürekli olarak mağdur olan kişi üzerinden konuşulmasına yol açar. Böylece fail ve işlediği fiil de görünmez kılınır, maruz bırakılan şiddet değersizleştirilir ve aklanır. Dolaylı veya doğrudan mağdurun şiddeti hak ettiği telkin edilmiş olunur. 

Mağduru suçlamaya yönelik mitler 

Mağdur suçlayıcılık terimi belki çok tanıdık olarak gelmese de aslında çoğumuzun pratikte aşina olduğu bir olgu. Öldürülen, şiddete uğrayan bir erkek olsaydı maruz kalanın hayatını sorgulamak yerine açıkça kınayacak, soruşturma başlatacak olanlar kadınlar erkek şiddeti yüzünden öldüğünde veya kadınlar bir erkek tarafından cinsel, duygusal, fiziksel şiddete maruz bırakıldığını ifşa ettiğinde medyada, günlük yaşamda, mahkemelerde kadınları hedef göstermeye, hayatlarını sorgulamaya ve suçlamaya başlamaktadır. Adalet ve toplum erkek şiddetine maruz bırakılmış kadınları “neden karşı koymadı?”, “onun evine gitmemeliydi”, “neden o kadar çok alkol kullandı? “, “böyle giyinirse ne olacağını bekliyordu ki”, “o da zevk aldı”, “isteseydi şiddeti durdurabildi”, “yalan söylüyor” gibi sonu gelmeyecek cümlelerle, sorularla adeta sanık sandalyesine oturtmakta, bir de üstüne yargılamaktadır. 

“Neden yıllarca susmuş?”, “Neden bağırmamış”

Kadınların erkek şiddeti karşısında susmalarının, tepki vermemelerinin, şikâyetçi olmamalarının çok farklı sebepleri olabilir. Kişinin sessiz kalışı, tepki vermiyor oluşu şiddete rızası olduğu veya şiddetten hoşnut olduğu anlamına gelmez. Şiddete maruz bırakılan kişi, travmanın etkisi ile biyolojik bir refleks olarak donma tepkisi verebilir. 

Ayrıca failler zorla veya gizlice çekilmiş mahrem görüntülerle şantaj yaparak, güç ve baskı uygulayarak kişiyi tekrar şiddete maruz bırakabilir ya da şikâyetinden vazgeçirebilir. Maruz kalanın töreler, gelenekler gereği faille veya başkasıyla evlendirilmesine, öldürülmesine, intihara sürüklenmesine dair kaygıları, korkuları şiddeti gizlemesine yol açar. 

Şiddetin gizlenmesinin nedenlerinden biri de adalet sistemine güvenmemektir. Kadınların beyanları esas alınarak çoğu zaman soruşturma dahi açılmazken soruşturma açıldığında da haksız tahrik indirimleri, yetersiz delil toplanması gibi sebeplerle adil yargılama yapılmamaktadır. Kadınlar dava süreçlerinde travmatik yaşantıyı tetikleyici, suçlayıcı muamelelerle karşılaşmakta ve pek çok kez faille karşı karşıya gelmek zorunda kalmaktır. 

Yoksulluk, eğitimsizlik, göçmen olma gibi çeşitli sebeplerden ötürü kişi şiddetin suç olduğunu, haklarını, suçu nereye veya nasıl bildireceğini bilemeyebilir. Aynı zamanda şiddetin meşru kılınması, normalleştirilmesi ve hayatın her alanında sosyal olarak inşa edilerek aktarılması şiddete maruz kalanların bildiriminde bulunma ve hak aramalarını önler. 

Kadınların yaşadıkları şiddeti gizlemek zorunda kalmasının en önemli sebeplerinden biri de mağdur suçlayıcılıktır. Genellikle şiddet ortaya çıktığında aile, arkadaşlar, sosyal medya gibi çeşitli çevreler kişinin beyanına inanmaz, fail yerine onu suçlar ve damgalar. Maruz kalana konuyu unutmasına, uzatmamasına dair akıl verildiği yaygın olarak görülür. Mağduriyet açığa çıktığında beklenen yardımın alınamaması ise kişide ikincil travmatizasyona sebep olabilir.  

“Aslında o da istiyordu” 

Şiddete maruz kalanının beyanını esas almayarak, ona rıza atamak mağdur suçlayıcılığın bir başka biçimidir. Her birey cinsel kimliğinden, cinsel yöneliminden bağımsız olarak, cinsel davranışlara onay göstermeyi veya göstermemeyi seçer. Buna sadece ve sadece kişinin kendisi karar verebilir. 

“O yapmaz çünkü entelektüeldir, değerli bir sanatçıdır”, “O yapmaz çünkü iyi birisidir, benim arkadaşımdır”

Konumu ne olursa olsun herkes fail olabilir. Failin hiçbir etiketi, saygınlığı, arkadaşımız olması, akrabamız olması şiddete maruz kalanlara karşı işlenen suçları değersizleştirmez. Erkekler itibarlarını, mesleklerini, yetkilerini ve toplumsal normları kullanarak kadınları çok farklı biçimlerde şiddete maruz bırakmaktadır. Erkeği itibarlı biri olarak kadını da onun itibarına zarar veren bir yalancı, onun itibarından yararlanmaya çalışan bir fırsatçı olarak tahayyül etmek cinsiyetçiliğin bir ürünüdür. 

“Neden o saatte oradaymış?”, “Şunu giyen tecavüzü hak eder”, “Bunu yapan tacizi hak eder”

Hiç kimseye şiddetin hiçbir biçimini uygulanamaz. Kadınların giysileri, gülüşleri, davranışları, mesleği, hangi saatte nerede olduğu ile kadın cinayetleri, erkek şiddeti arasında bir ilişki yoktur. Örf, adet, namus, gelenek, dinsel inanış vb. hiçbir şey şiddetin gerekçesi olamaz. 

Bu söylemlerin aksine erkek şiddetinin sebebi, ortak noktası şiddeti tercih eden faildir; devlet politikasındaki ve önlemlerdeki yetersizliklerdir; adil yargılama yapmayıp katillere, tacizcilere, tecavüzcülere, istismarcılara caydırıcı cezalar vermeyen, onları tahliye eden hukuk sistemidir; toplumda normlar ve yanlış inanışlar yoluyla şiddetin normalleştirilmesidir. 

Bu mitler ile maruz kalanın şiddeti hak ettiğini düşündürtecek suçlamalarda bulunmak failin failliğinin üstünü örtmek anlamına gelir. Dikkati failin değil, maruz kalanın davranışlarına çekmeye hizmet eder.  Maruz kalana şiddet esnasında şöyle davranmalıydın, böyle giyinmeliydin, bu kadar içmemeliydin gibi akıl vermek erkek şiddetinin son derece normal ve doğal olduğunu kabul etmektir. Böylece mağdur suçlayıcılık, sorumluluğu kadına atfeder ve şiddetin normal olduğu bir dünyada kadınların buna uğramamak adına “makul olan”, genel ahlaka uygun davranışlar sergilemeleri, kendilerini korumaları gerektiğini söyleyen yaklaşımı yeniden üretir. 

Nursen Güçkan

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol