Özdeş Özbay

Özdeş Özbay son yazıları

Özdeş Özbay tüm yazıları

29.10.2018 - 15:52

Brezilya’da aşırı sağ seçimleri kazandı: İşçi hareketi henüz yenilmedi

Brezilya’nın başkanlık seçimlerinin ikinci turunu aşırı sağcı eski subay Bolsonaro %55 ile yani 57 milyon oyla kazandı.

Ülkenin İşçi Partili Başkanı Dilma Roussef geçtiğimiz yıl yolsuzluk soruşturması bahanesiyle devlet bürokrasisi tarafından devrilerek yerine sağcı başkan yardımcısı Temer getirilmişti. Ülke uzun süredir Temer hükümeti tarafından yönetiliyordu ve geçtiğimiz Temmuz ayında yapılan bir anket çalışması Temer’in Brezilya tarihinin en sevilmeyen başkanı olduğunu göstermişti.

Temer’in kemer sıkma politikaları ve ülkede ağırlaşan ekonomik kriz, bunun yanında İşçi Partisi’nin yıllardır sürdürdüğü ve pek de başarılı olmayan merkez sol politikalar, ülkede merkez politikaların çökmesine yol açtı. Radikal bir sol alternatifin eksikliği bu boşluğu radikal sağın doldurmasına neden oldu. Hemen her ülkede olduğu gibi aşırı sağ kendisini sistem karşıtı olarak gösteriyor ve radikal değişim, istikrar ve düzen vadediyor.

Trump’tan alınarak yaygınlaşan “ülkeyi yeniden muhteşem yapacağız” sloganı her ülkede aşırı sağ liderliğin ekonomik ve politik krizlerle boğuşan öfkeli orta sınıflara (küçük burjuvazi, yönetici, idareci ve yüksek maaşlı kesimler) romantize edilmiş bir “muhteşem günlere” geri dönme hayali sunuyor.

İlk tur seçimler sonrası yapılan bir araştırmada yıllık geliri 1222 doların üzerinde olanların (asgari ücretin beş katı)  %60’dan fazlasının Bolsonaro’ya oy verdiği, 489-1222 dolar aralığında geliri olanların %56’sının, 489 doların altındaki gelir grubunun ise %39’unun Bolsonaro’ya oy verdiği ortaya çıkmıştı. Ancak İşçi Partisi de kendi tabanını oluşturan özellikle bu son grupta ciddi olarak gerilemiş görünüyor. Bu kesimin %44’ünün oyunu alırken Bolsonaro’ya önemli oranda oy kaybetmiş durumda[1]. İşçi Partisi iktidarında artan eğitim destek fonları sayesinde çok daha fazla işçi çoğunun üniversiteye gitmesi ve mezun olduklarında umdukları yaşam kalitesine ulaşamamalarının da İşçi Partisi’nin kendi tabanını kaybetmesinde rolü var.  

Her bir lider geçmişin hayaletlerini geri çağırarak kendi ülkeleri özelinde bugünün sorunlarını aşacaklarını ve bunun için güçlü olmak gerektiğini anlatıyor. Bolsonaro’nun muhteşem günleri ise 1964-85 arası askeri diktatörlük dönemi. Solun ezildiği, ülkeye zor yoluyla istikrar ve düzenin getirildiği günler. Suç ve şiddet dolayısıyla sokaklarda özgürce dolaşamayan, sık sık grev ve isyanlarla sarsılan orta sınıflara düzen, maaşlardaki erimeye karşı da kalkınma ve istikrar sözü veriyor.

Başkanlık seçimlerinin yanı sıra aynı gün yapılan yerel seçimlerde Bolsonaro ile birlikte 429 üst düzey asker ve polisin de aday olduğu medyada yer almıştı. Bu, devletin kolluk kuvvetlerinin siyasete doğrudan katılmakta olduğu anlamına geliyor. Düzen ve istikrar, militarizmin değerleriyle yani disiplin, fedakârlık, vatanseverlik gibi değerlerin yükseltilmesiyle sağlanmaya çalışılacak. Bu elbette iş yerlerinde disiplin, ücretlerden fedakârlık ve komünistlere, sendikacılara, göçmenlere, suçlulara ve muhaliflere karşı da yani vatansever olmayanlara karşı da şiddetli bir kampanya sürdürüleceği anlamına geliyor.

Militarist politikaların önünü Temer hükümetinin açtığını da unutmamak gerekiyor. Suçla mücadele için Rio de Janeiro’da Şubat ayında olağanüstü hal ilan edilmişti. OHAL hala sürüyor. Ancak bu yöntemler gerçek toplumsal sorunların üzerini şiddetle örtmekten başka bir anlam taşımıyor.

Bir kez daha sarkaç soldan sağa kayıyor

Troçki’nin faşizm analizinde yer verdiği bir benzetmedir sarkaç. Faşist hareketlerin yükselişinin hemen öncesinde devrimci dönemler olduğunu ve karşı devrimler sonrası sarkacın soldan sağa kaydığını söyler.

Bu faşizm ve devrim dışında kitle hareketleri dönemlerinde de geçerlidir. Brezilya’da sol ilk kez bir sendika aktivisti olan Lula da Silva’nın başkanlığı kazandığı 2003 yılında iktidar olmuştu. 2013 yılında ise ülke, Gezi direnişi ile aynı günlerde, meydan işgalleri ve isyanlarla sarsılmıştı. Kitlesel grevler özellikle dünya kupasının ev sahipliği için harcanan milyarlarca dolara karşı sosyal adalet talebiyle gerçekleşiyordu.

İşçi Partisi iktidarı elinde bulundurduğu sendika bürokrasisini ve polis gücünü kullanarak bu hareketi bastırdı. Bu hareket 2011 işgal et hareketinde olduğu gibi bütün politikacıları halk düşmanı bir sınıf olarak görmeye başladı. Hareket içerisinde yer alan sağcı gruplar ise özellikle gençlerin öfkesini İşçi Partisi ve onun “devletçi” programına karşı yöneltti. Sağın başarısı Da Silva’dan sonra başkan olan Rousseff’in yolsuzluktan hapse atılması ile zirveye ulaştı.

10 yıllık İşçi Partisi iktidarı ile ekonomik büyüme ve istikrar sağlansa da beklenen sosyal gelişim sağlanamamıştı. 2013’ten beri Türkiye ve Arjantin dahil finans sermayesinin aktığı her ülkeden sermayenin çıkarak faizlerin yükseldiği ABD’ye geri dönmesi sonucu Brezilya ekonomisi bir durgunluk içindeydi. Sol reformizmin başarısızlığı Bolsonaro’nun “sistem karşıtı” propaganda ile üzerinde yükseleceği koşulları yarattı.

Bolsonaro bir faşist mi?

Bolsonaro bir aşırı sağcı ama faşist değil. Her otoriter devlet biçimi faşizm değildir. Faşizm, devletin ve egemen sınıfın kriz içerisinde olduğu dönemlerde aşağıdan bir hareket olarak paramiliterler aracılığıyla devleti ele geçirir. Orta sınıfları işçi sınıfına karşı mobilize eder ve iktidar olduğunda ülkenin en büyük sermaye güçlerinin çıkarına ülkeyi yönetir.

Bolsonaro, Trump gibi bir aşırı sağcı. Programında özelleştirmeler ve kemer sıkma uygulamaları var. Bir eski subay olarak devlet dışı paramiliterlere değil devlet içindeki güçlere dayanıyor.

Ancak tehlikeli olan gelişme, yine aynı Trump destekçileri içerisinde olduğu gibi, hareket içerisinde güç toplayan faşist hareketlerin olması. 

Seçimlerden önceki birkaç hafta içerisinde Bolsonaro taraftarları 70 kadar silahlı saldırı gerçekleştirdi ve bir siyah aktivisti öldürdü. Kadınlar, feministler, eşcinseller, solcular ve siyahlar şiddetin en temel mağduru oldular.

Bolsonaro’nun eşcinsellere, siyahlara, yerli halklara ve komünistlere karşı nefret söylemi ve sorunları şiddetle çözme eğilimi gerçek faşist hareketin yükselme potansiyellerini yaratıyor.

Seçim zaferini kutlayan Bolsonarianolar

The Guardian’ın kutlamalar sırasında yaptığı sokak röportajları oldukça çarpıcı. Küçük çocuklarıyla birlikte kutlamaya katılan orta sınıf genç bir çift son derce mutlu bir şekilde “Artık yenilenme, arınma ve yeniden başlama zamanı… O milletin kurtarıcısı” diyorlar.

Bolsonaro destekçilerine Bolsonariano (Bolsonarocu) deniyor. Kendisini Bolsonarocu olarak tanımlayan bir genç bunu şöyle açıklıyor “O başkanlığı önemsemiyor. Ülkeyi önemsiyor. Bir Bolsonariano olmanın anlamı işte bu. Biz kuralların olmadığı bir ülkeydik artık kurallar olacak. Bu değişimin bir parçası olduğum için kendimi çok şanlı hissediyorum.”

Bir başkası birasını zaferin şerefine kaldırırken “Bayrağımız hiçbir zaman kızıl olmayacak” diyor. Bu, Bolsonaro’nun sık sık başvurduğu anti-komünist propagandanın işe yaradığını gösteren bir örnek. Bolsonaro, çoğunluktaki İşçi Partisi’nin ülkeyi komünizme götürmekte olduğunu söyleyerek buna izin vermeyeceğini söylüyordu. Oysa İşçi Partisi yıllardır sosyalizm adına hiçbir adım atmış değil. Aksine ülkeyi sosyal bir kapitalizm haline getirmeye çalıştı ancak onu da başaramadı. Bu nedenle ülkede sosyal adaletsizlik, suç ve işsizlik çok yaygın.

Her şey bitti mi?

Bolsonaro’nun “sistem karşıtı” olduğu propagandası iktidar olur olmaz değişmek zorunda kalacak. Arkasına aldığı sermaye desteğiyle birlikte özelleştirme ve kemer sıkma politikaları, hala son derece diri ve militan durumda olan işçi sınıfını sokağa dökecektir. Bu İşçi Partisi’nden umduğu sosyal adaleti bulamayarak Bolsonaro’ya yönelen işçi kesimlerini de vuracaktır. Üstelik bu kez İşçi Partisi’nin sendikaları da harekete destek verecektir. Ayrıca İşçi Partisi adayının 45 milyon oy aldığı gerçeğini unutmamak gerekiyor. Başkan adayı Haddad şimdiden, Bolsonaro’nun siyahlara, gaylere ve yerli halklara düşman olduğunu ve ona izin vermeyeceklerini ilan etti. 

Bolsonaro’nun ilk tur zaferinin hemen ardından ülkede yüzbinlerce kişinin katıldığı aşırı sağ karşıtı eylemler yapılmıştı. Kadın ve LGBTİ hareketinin de işçi hareketi etrafında kenetlenmesi yeni bir radikal sol hareketin yükselmesini ve hükümetin dağılmasını sağlayabilir.  

Özdeş Özbay

[email protected]


[1] https://www.thesociologicalreview.com/blog/understanding-bolsonarismo-popular.html

SEÇTİKLERİMİZ

Ragıp Zarakolu
O hep bizimle

Bültene kayıt ol