(Marksist sözlük) H- Hegemonya

01.10.2018 - 08:42

Hegemonya, kelime olarak liderlik, üstünlük gibi anlamlara gelmekle beraber kullanımı zaman içinde genişlemiştir. Kökeni Antik Yunan’daki hēgemonía sözcüğüne kadar uzanır. Antik Yunan’da kavram “liderlik” anlamında kullanılırken, aynı zamanda bir şehir devletinin birkaç şehir devleti üzerindeki egemenliğini tanımlamak için de kullanılırdı.  

Marksizm açısından ise hegemonya kavramı her ne kadar İtalyan Marksist Antonio Gramsci ile özdeşleşmiş olsa da sosyalist hareketin tarihi içinde yaygın kullanılan bir kavramdı. Hegemonya, Kautsky, Bauer, Plehanov gibi II. Enternasyonal liderlerinin ve Lenin, Buharin, Troçki, Zinovyev gibi III. Enternasyonal liderlerinin yazılarında da karşımıza çıkıyor ancak kavramın o zamanki kullanılışı bugün edinmiş olduğu anlamdan farklıydı. Kautsky ve Bauer hegemonyayı çoğunlukla proletaryanın egemenliği anlamında kullanırlarken, Rusya’daki sosyalist hareket için kavram, köylülük ile kurulacak ittifakta işçi sınıfının liderliğini tanımlamak üzere kullanılıyordu.

Gramsci, hegemonya kavramını Lenin’e atıfla kullansa da kavramı oldukça genişletti ve bir politik stratejinin parçası hâline getirdi. Gramsci’ye göre hegemonya rıza ve zorun diyalektik birliğiydi. Burjuvazinin iktidarını nasıl sürdürdüğünü anlamaya çalışan Gramsci, işçi sınıfı da dâhil tüm bağımlı sınıfların rızasını kazandığı bir hegemonyanın hayata geçtiğini ortaya koyuyordu. Ancak daha sonra Gramsci’yi bir sivil toplum düşünürüne indirgeyen bazı yorumlarda olduğu gibi hegemonya sadece rızaya dayanmıyordu. Gramsci’ye göre devlet aynı zamanda sivil toplum tarafından kuşatılıyor ve korunuyordu. Egemen fikirler, sivil toplum içinde rıza işlevini yerine getirirken, politik toplum (yani devlet) ise tahakküm ve zor görevini üstleniyordu. Bu iki işlevin aynı anda yerine getirilebilmesi bir sınıfı hegemonik kılıyordu.

Gramsci, buradan yola çıkarak işçi sınıfının da diğer bağımlı sınıflara liderlik ederek kendi hegemonyasını kurması gerektiğini anlatıyordu. Hegemonya mücadelesi uzun vadeli bir mücadeleydi. Buna göre doğrudan devleti hedef alan bir mücadelenin kazanma şansı yoktu. İşçi sınıfı henüz iktidara gelmeden sivil toplum içindeki mevzileri kazanmak yani egemen sınıfın fikrî iktidarını kırmaya başlamak zorundaydı. Gramsci buna mevzi savaşı adını veriyordu.


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol