C- Cinsiyetçilik

27.08.2018 - 15:10

Cinsiyetçilik en basit hâliyle bir cinsiyet kimliğinin, diğer cinsiyet kimliklerinden üstün olduğunu savunan bir ideolojidir. Sınıflı toplumlardaki işbölümü her zaman cinsiyet ayrımcılığına dayanmıştır. Diğer sınıflı toplumlar gibi kapitalizm de cinsiyetçi bir sistemdir.

Kapitalist toplum devamlılığını sağlamak için dayandığı aile kurumuna ihtiyaç duyar ve bu kurumu yüceltir. Ailenin sınırlarını zorlayabilecek her türlü cinsel kimlik ve davranış kalıbı baskıya maruz bırakılır. Kadına ev içindeki emeğin zorunlu uygulayıcısı gözüyle bakılır. LGBTİ+’ler sapkın ilan edilir.

Cinsiyetçilik ve erkeğin iktidarına dayalı ataerki, kapitalizmle birlikte değilse de sınıflı toplumların ortaya çıkışı ile birlikte başlamıştır. Bunun öncesinde anaerkil toplumlar vardır. Her sınıflı toplum kendi birikim rejimine uygun cinsiyetçi ideolojiler ve formlar üretmiştir. Kapitalist toplumdaki ailenin daha önceden geniş topluluklar hâlinde yaşayan aileden farklı olmasının sebebi budur. Sermaye birikiminin sağlanması için çok fazla emek gücüne ihtiyaç duymaktadır, bu yeni işçi kuşaklarının üretimini ve bu kuşakların iş hayatı dışındaki ihtiyaçlarının karşılanarak iş gününe hazır hâle getirilmesini gerektirir. Kapitalizm, bu durumu bir maliyet olmaktan çıkartmak için kapitalizme içkin bir yapı olarak aileyi kutsamış, bu yolla ev içindeki emeği bedavaya getirmiştir.

Bu cinsiyetçi yapı kapitalizmin ihtiyaçlarına uygun olarak dönemler içinde ufak değişiklikler yaşayarak devam eder. Örneğin, II. Dünya Savaşı öncesinde son derece muhafazakâr bir şekilde kadının yerinin evi olduğu, ailenin bakımını kadının üstlenmesi gerektiğini anlatan ABD egemenleri, savaşın başlaması sonucu erkeklerin askere gitmesiyle. kadınlara fabrikalarda da ihtiyaç duymuştu. Çok bilinen üzerinde “We can do it” (Yapabiliriz) diyen ve pazısını sıkan bir kadının bulunduğu poster, II. Dünya Savaşı’nda duyulan bu ihtiyacın bir sonucuydu. Savaşın bitmesiyle beraber kadınların eve dönmesi propagandası devam etti.  

Çalışmak, kadınların ezilmesinin tek çözümü de olmuyor. Günümüzde kadınlar çoğunlukla aynı işi yaptıkları erkeklerden daha düşük bir ücret alıyorlar. Ayrıca bir yandan erkek işçiler gibi emek güçleri sömürülürken, ev içindeki emek süreci, yemek, temizlik, çocuk bakımı gibi işler de kadının işi olarak görülmeye devam ediyor, dolayısıyla kadınlar çifte bir sömürüye maruz kalıyor: patrondan ve ailesinin erkeklerinden...

Bunların yanısıra erkeklerin bir iktidar pratiği olarak taciz, tecavüz, şiddet gibi pek çok olaya maruz kalıyorlar. Cinsiyetler arasındaki bu bölünme aynı zamanda işçi sınıfını bölüyor ve direnişini zayıflatıyor.

Cinsiyetçiliğe karşı mücadele devrim sonrasına ertelenebilecek bir mücadele değil, gündelik hayat içerisinde sürekli olarak verilmesi gereken bir mücadeledir.


SEÇTİKLERİMİZ

Gökçer Tahincioğlu
Tahtakurusu, açlık ve hak arama

Bültene kayıt ol