Veri değil her biri yaşam: Yıl bitmeden 246 kadın erkekler tarafından katledildi

25.11.2020 - 09:43
Haberi paylaş

"Kadın cinayetlerine karşı ancak örgütlü mücadeleyi yaygınlaştırarak kazanırız", Nursen Güçkan yazdı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2020 yılının başından Ekim ayına kadar 246 kadın, erkek şiddeti sebebiyle yaşamını yitirdi. Bu cinayetlerin dışında 151 kadın da şüpheli bir şekilde ölü bulundu.

160 kadının hangi bahanelerle öldürüldüğü tespit edilmemişken, 66 kadın boşanmak istediği, barışmayı reddettiği, evlenmeyi reddettiği, ilişkiyi reddettiği ya da sosyal medya hesabı açtığı için, kendi hayatları ile ilgili kararlar almak isterken öldürüldüler. 20 kadın ise ekonomik bahanelerle yaşamdan koparıldı. 

İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı raporlarda, kadın cinayetlerinin azaldığı belirtilmektedir. Fakat bu raporlardaki veriler ne diğer kurumların verileriyle ne de içinde bulunduğumuz gerçeklikle uyuşmaktadır. Ayrıca ‘kadın cinayeti’ diyemeyip, bunun yerine "hayatını kaybeden kadın sayısı" olarak veren bakanlık, indirim afişi gibi hazırladığı görsellerde ölen kadınları sayılardan ibaret gördüğünün ve gösterdiğinin farkında bile değil. 

Şüpheli Kadın Ölümleri Aydınlatılmalıdır!

Yine aynı platformun verilerine göre, Ocak ayından Ekim sonuna kadar 151 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulunmuştur. 

Doğal ölüm veya intihar olarak sunulan şüpheli kadın ölümleri özellikle pandemi döneminde artış gösterdi.

Önleyici tedbirler uygulanması, faillerin adil bir şekilde yargılanması, caydırıcı cezalar verilmesi için, kaybedilen kadınların toplumsal cinsiyet temelli öldürülüp öldürülmediğinin, intihar edip etmediklerinin veya intihara sürüklenip sürüklenmediklerinin açığa çıkarılması son derece önemlidir. Artan şüpheli kadın ölümleri araştırılmalı, davalara verilen takipsizlik kararlarıyla bu ölümler normalleştirilmeye çalışılmamalıdır.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ü Uygula!

Ne 246 kadın cinayeti ne de 151 şüpheli kadın ölümü tesadüftür.

Bu kadın cinayetlerinden sadece failler sorumlu değildir. Şiddet uygulayanlara uzaklaştırma, yakın koruma gibi birçok tedbiri düzenleyen; kadınları maddi olarak güçlendirmekten kimlik bilgilerinin değiştirilmesine kadar birçok hak tanıyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 nolu yasa etkin bir şekilde uygulansaydı, bu kadınların ölüm haberlerini almayacaktık. 

İstanbul Sözleşmesi’ni, 6824’ü tam ve etkin bir şekilde uygulamayan, failleri cezasızlıkla teşvik eden, görevini yerine getirmeyen kamu görevlileri ile cezasız bırakan devlet de bu cinayetlerden sorumludur. 

Kadın cinayetleri adeta ‘geliyorum’ demesine rağmen, yargı sürecinde yeterince ciddiye alınmadığı için gerçekleşiyor. Devlet görevlilerinin tüm süslü laflarını değil, cinayetlerin işlenmesindeki bu rolünü, sorumluluğunu görünür kılmasını, bu yönde adım atılmasını sağlamak, mücadelemizin en önemli taleplerinden biri olmaya devam edecektir.

Bir yandan kadınları koruyan yasalar etkin bir biçimde uygulanmamaya; mahkemeler kadın katillerine, çocuk tecavüzcülerine iyi hâl ve saygınlık indirimi vermeye devam ederken, karşımızdaki korkunç tabloda, kadınların verdikleri mücadele sayesinde, ufak da olsa değişikler yaşanmaya başladı. Kadınların davaları adliye kapılarından ayrılmadan yıllarca takip etmeleri, yargılama süreçlerine katılma çabaları, basın açıklamalarıyla sorunu gündemde tutmaları, yargıdaki çelişkileri görünür kılıp bu yönde bir kazanım sağladı.

Kadın cinayetlerine karşı ancak örgütlü mücadeleyi yaygınlaştırarak kazanırız.

Kadınlar şimdiye kadar elde ettikleri tüm kazanımları mücadeleyle başardılar. Ne kadar çok baskı biçimi varsa o kadar çok mücadele biçimi geliştirildi.

Kadın cinayetlerine haksız tahrik uygulanmaması, bedenlerimiz, hayatlarımız hakkında kendi kararlarımızı vermek ve özgürlüğümüzü kazanmak için bu taleplerimizi yılmadan yükseltmeye devam etmeliyiz.

Nursen Güçkan

(Dosya) Özgürlük istiyoruz

Bültene kayıt ol