Azınlıklar nasıl azınlık oldu?

22.10.2018 - 09:07
Haberi paylaş

DSİP tarafından İstanbul'da düzenlenen Sosyalist Tartışma toplantılarındaki "Azınlıklar nasıl azınlık oldu?" başlıklı oturumda tarihçi Ayşe Hür, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nden akademisyen ve DSİP üyesi Dr. Sinan Laçiner ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi eski dekanı Yasemin İnceoğlu konuşmacı olarak yer aldı.

Konuşmalardan öne çıkan bölümleri Marksist.org okurları için derledik.

Sinan Laçiner: "Hristiyanlar bu topraklarda hep vardı"

"Türkiye’de azınlıklar, özellikle de Hristiyan azınlıklar, bu topraklara sonradan gelmiş zannedilir. Halbuki onlar bu topraklarda hep vardı. Milliyetçi fikirler, böyle yanlış görüşlere neden olur. Milliyetçilik, ulus inşası sırasında, dinsel olarak çoğunluk olan gruba 'siz milletsiniz' der. Diğer toplulukların varlığını unutturmaya yönelik pratikler ortaya koyar.

Osmanlı döneminde çok sayıda etnik topluluk kıyıma uğramıştır. Sünni Müslümanlar milleti hakime olmuştu, toplumlar arasında büyük eşitsizlikler vardı. Tanzimat sonrası biraz eşitlik sağlandı.

Osmanlı’daki etnik unsurlar, 19 yy. sonuna doğru başkaldırmaya başlar. 1878’deki Osmanlı Rus savaşı (93 harbi) sonrası 6 vilayette Ermeniler için reformlar yapılası kararlaştırılır ama yapılmaz. 1891’de Hamidiye Alayları kurulur, 1894-96 yılları arasında Ermeni katliamları olur.

1908’de meşrutiyet ilan edilir, İttihat Terakki Cemiyeti etkili hâle gelir. Güçlü Ermeni sosyalist örgütleri de vardır (Taşnak, Hınçak). Abdülhamit iktidarının devrilmesi toplumda coşkuyla karşılanır ama Ermenilere yönelik reformlar yine yapılmaz, el konulan mallar geri verilmez.

1913 Balkan savaşlarında Osmanlı tüm Avrupa topraklarını kaybeder, Hristiyan nüfusu epeyce azalmıştır. İttihat Terakki liderliği, Balkanlardaki kayıplardan Hristiyanları sorumlu tutar, Anadolu’nun Hristiyan nüfustan temizlenmesine karar verir. Bu iş hemen 1913’te yapılamaz, ama Teşkilatı Mahsusa kurulur, aktif Türkçü politikalar yürürlüğe girer, darbe ile tek parti diktatörlüğü ilan edilir.

Sosyalist Tartışma'nın ilk oturumu: “Türkiyeli ve Suriyeli işçiler patronlara karşı birlikte mücadele etmeli”

Anadolu’dan gayrimüslim nüfusu temizlemek için ilk faaliyet, Ege ve Trakya’daki Rum nüfusu kaçırtmaya yönelik olarak başlar. İşin içinde Celal Bayar da vardır. 1914 yılı içinde yüzlerce Rum, devlet destekli çeteler tarafından öldürülür. Yüz binlerce Rum İstanbul’a, İzmir’e veya Yunanistan’a kaçar.

Anadolu’nun etnik, dini haritaları yapılır, bunlar daha sonra 1915’te işlerine yarayacaktır. Ermeni Patrikhanesi kendilerine yönelik tehdit ve saldırılar için hükümete başvurur ama cevap alamaz. İlk sürgünler 24 Nisan 1915’te başlar, sürgüne gidenlerin büyük çoğunluğu öldürülür. Asıl tehcir kanunu 27 Mayıs 1915’te yayınlanır, sonraki bir yıl içinde 1,5 milyon Ermeni tehcir edilir, öldürülür.

Bu dönem aynı zamanda büyük bir gasp ve yağma dönemidir. Ermeni mallarına el konulur, Müslüman kesimlere verilir. Savaş sonrası Ermenilerin mallarını istemelerinden korkulur, Müslüman milliyetçiliği canlanır. Bu dönemde Anadolu henüz Türkçü değildir, Kürtler de Müslüman milliyetçiliği içine dahil edilir, Ermenilerin öldürülmesinde ve mallarının yağmalanmasında onların da payı vardır.

1914 yılında 14 milyonluk Anadolu’da 4,5 milyon (yüzde 30) olan gayri Müslim sayısı, 1923’te 300 bine (yüzde 3) inmiştir. Gayri müslim sayısı bugün 110 bindir (binde 1,5).

Türkiye Cumhuriyeti ağırlıklı olarak Ermeni katliamlarını yapan İttihatçı kadrolar tarafından kuruldu. Bu katliamları yapanların çocuklarına, Ermeni malları verildi. Gayrimüslimlere yönelik tehditler cumhuriyet döneminde de devam etti. O nedenle sayıları bu kadar azaldı."

Ayşe Hür: "Cumhuriyet döneminde, daha önceden ayrılıkçı hareketi olmayan Yahudiler için bile planlar yapıldı"

"Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Ermeni nüfus hemen tamamen yok edilmişti. Ağırlıkla Mondros sonrası geri dönenlerden oluşan 300 bin Ermeni vardı. Ama sonra onlar da yok oldu. Ege Rumları 1914’te katliama uğradı, 1923’e kadar 2 milyon Rum’un 1,5 milyonu ya öldürülmüş ya da kaçmıştı, kalan 500 bin Rum 1923’te mübadele ile gönderildi. Sadece adalarda oturan Rumlar hariç tutuldu.

Osmanlı dönemi boyunca hiçbir ayrılıkçı hareketi olmayan Yahudiler bile bu dönem yok edilmek istenmiş, planlamalar yapılmıştır. Öncelikle bütün gayrimüslimler mesleklerden çıkarılmış, belirli meslekleri yapmaları yasaklanmıştır. 'Vatandaş Türkçe konuş' kampanyaları ile gayrimüslimler sindirilir, asimile olmaya zorlanır. 1934’te Trakya Yahudilerine pogrom uygulanır, insanlar öldürülür; kiliseler, dükkanlar yakılır, tecavüzler olur, insanlar kaçırtılır. Bu pogromu CHP’nin yerel teşkilatları örgütler.   

Bu dönemde pek çok küçük azınlık, Süryaniler, Keldaniler, Asuriler, Hristiyan Karamanlılar yok edilir. 1930’larda Yahudi düşmanlığı, Avrupa’da gelişen ırkçılığın da etkisi ile çok artar. Cumhuriyet gazetesi ve başyazarı Yunus Nadi, Nazi yanlısı olurlar. Struma faciası yaşanır. Türkiye o dönemde, Avrupa’dan kaçmaya çalışan Yahudilere karşı sınırlarını kapatır, bariyer oluşturur. 6-7 Eylül 1955’te Rum ve Ermenilere karşı katliam yapılır, dükkanlar yağmalanır. 1964’te Kıbrıs krizinde yine Rumlara yönelik kararlar alınır, kalan bir kısım Rum da gönderilir. 70’lerde Filistin sorununun etkisi ile Yahudi düşmanlığı artar, bu durum hâlen devam etmektedir.

1980 Asala olayları, Ermenilerin korkup ayrılmasına yol açar. Bu dönemden sonra Ermeni talepleri terörist talepler olarak sınıflandırılmaya başlanır."

Sosyalist Tartışma'dan: “Alman Devrimi'nin en önemli dersi, devrimci partiye olan ihtiyaçtır”

Yasemin İnceoğlu: "Medya egemen fikri yeniden inşa eder"

"Önyargıların geliştirilmesi için “öteki” kelimesi çok kullanılır. Öteki kavramı egemen kültürün kavramıdır. Medyada öteki kavramı çok yaygın. Ekranlar kendi kimliğimizi inşa ettiğimiz, korkularımızı yansıttığımız yer oluyor. Gerçeklikler medyada yeniden üretiliyor, yeni gerçeklikler inşa ediliyor.

Muhafazakâr basın ırkçılığı hem meşrulaştırıyor, hem de güçlendiriyor. Ana akım medya azınlıklarla ilgili çarpıtılmış bilgiler yayıyor. Medya egemen fikri yeniden inşa eder. Basında farklılıklarımızla ilgili konular çok çeşitli biçimde ortaya çıkar. Azınlıkların haklarının kısıtlanması çok nadiren eleştirilir. Özellikle genç azınlık mensubu erkekler kötü davranışlarla damgalanır. Irkçılık göz ardı edilir, sadece şiddet olayları eleştirilir. Gündelik ırkçılık haber değeri taşımaz. İşe alımlarda ırkçılık göz ardı edilir. Çok sayıda olumlu azınlık haberine medyada yer verilmez. Azınlık örgüt liderleri medyada yer alamaz. Azınlık mensubu gazeteciler ana akım medyada iş bulamaz.

Bu nedenle azınlık mensubu akademisyenlerle konuşulmalı, azınlık yapılardaki çeşitlilik kamuya anlatılmalıdır. Çözüm odaklı, deşifre edici haberciliğe odaklanılmalıdır.

Medya ve sosyal medyada azınlıklara yönelik linç girişimleri yaygın. Bu tip söylemler deşifre edilmelidir. Katılımcı ve kapsayıcı olmak önemli, azınlık mensupları mutlaka haber odalarında yer almalıdır."

(Sosyalist Tartışma'nın "Azınlıklar nasıl azınlık oldu?" toplantısının katılımcıları, ırkçılığa karşı göçmenlerle dayanışma mesajı verdiler)

Salondan katkılar:

- Acılarımızı anlatmalı ve dinlemeliyiz, dinlemek için çaba göstermek önemli. 24 Nisanlarda soykırım anmaları yapmaya başladık. Bunlar önemli gelişmeler.

- Devlet yakın zamanda Ermenilere yönelik olumlu davranışlarda bulundu. Bunu küçümseyen solcular vardı. Bugün ırkçılık revaçta, ama mücadele ile geriletebiliriz.

- Türkiye burjuvazisi çok uygar görünüyor, ama sermayesinin temelinde Ermeni malları var. Bu bağlantıyı deşifre etmeliyiz.

- Türkiye burjuvazisi, sivil asker bürokrasinin suç ortağıdır, yuları onların elindedir. Kürt aristokrasisi de Ermeni katliamından nemalanmıştır.

- Katliamların üzerinden 100 yıl geçti ama hâlâ dilde katliamcı düşünceler devam ediyor.

- Tarihimizdeki katliamları unutturmamalıyız, bu siyasal bir görevdir. Hafıza aynı zamanda özgürleştiricidir. Milliyetçilik, ırkçılık ezilenleri böler, kriz dönemlerinde işçilerin daha fazla sömürülmesine yol açar.

- Ana akım medyada bir haberin içinde “ulus” diye bir kelime geçiyorsa, bunu “egemen sınıf” diye okumalıyız.

- Lozan’da azınlıklar gayrimüslimler olarak sınıflandırılmıştı. Halbuki Aleviler, Kürtler, şimdilerde Suriyeliler azınlıktır. Azınlıklara yönelik baskılara, haksızlıklara karşı mücadele etmeliyiz, karamsarlığa yer yok.

“Evrim ve marksizm” tartışması

Bültene kayıt ol