Rusya'daki protestoların sebebi ne?

13.02.2021 - 14:13
Haberi paylaş

Rusya'daki büyük çaplı gösteriler, Vladimir Putin rejimini tehdit ediyor.

Bu gösteriler neoliberal ve Stalinist rejimlerin onlarca yıllık başarısızlıklarını yansıtıyor ve çok daha iyi bir liderliği hak ediyor.

Rusya’daki kitlesel protestolar, Başkan Vladimir Putin’in yönetimi altında yaşanan yoksulluk, demokrasi eksikliği ve eşitsizliğin ürünü.  

Rusya’daki ortalama gerçek gelir, geçtiğimiz yedi yılın beşinde düştü ve sadece geçen yıl yüzde 3,4 oranında azaldı. Ortalama bir Rus, 2020'de 2013'e kıyasla yüzde 11 daha az harcama yaptı ve en ağır darbeyi işçiler aldı.

Birçok rapor, Rusya'nın son 30 yılda dünyanın en eşitsiz ülkesi haline geldiğini gösteriyor.

2017'de yapılan bir araştırma, Rusya'nın en zengin yüzde 10'unun ülkenin tüm servetinin yüzde 87'sine sahip olduğunu ortaya koyuyor; ABD'de ise bu oran yüzde 76.

Rusya'da sıradan insanların karşılaştığı gerçeklik, işsizlik oranının artması, Koronavirüs vakalarının yaygınlaşması, sağlık hizmetlerinin bütünüyle yetersiz olması ve maaşların düşmesi.

Ve seslerini çıkardıkları ya da protesto ettikleri takdirde, ağır bir baskıyla karşı karşıya kalıyorlar.

Putin’in popülerliği azaldığı için geçen yıl çevrimiçi kampanya yapmayı engelleyen, protestoları daha da sınırlayan ve polise daha fazla yetki veren yeni yasalar çıkarıldı.

Aleksey Navalny, Sovyetler Birliği'nin 1991'deki çöküşünden bu yana yönetici sınıf içinde yaşanan sert çatışmalar nedeniyle Putin karşıtı muhalefetin yöneldiği merkezi bir figür olarak ortaya çıktı.

Doğu Avrupa rejimlerinin çöküşü, bir tür sosyalizmden kapitalizme geçiş değildi. 1928'den itibaren Rusya'da yaşanan şey, yeni bir sınıflı toplum biçimi olan devlet kapitalizmiydi.

1917 devriminin yenilgisinin yıkıntıları üzerinde, üretim araçlarını kontrol eden devlet bürokrasisi yeni bir yönetici sınıf haline gelmişti.

Dolayısıyla serbest piyasa kapitalizmine geçiş, toplumsal bir devrim değil, mevcut sistemin politik olarak yeniden örgütlenmesiydi.

O zamanlar Socialist Worker'ın editörü olan Chris Harman, bu süreci kapitalizmin bir biçiminden diğerine, “yana doğru atılan bir adım” olarak tanımlamıştı. Ancak 1980'lerin sonlarından itibaren piyasa kapitalizmine geçiş sıradan insanları ezmek için kullanıldı.

Neoliberal

Joseph Stiglitz, bir zamanlar Dünya Bankası'nın baş ekonomisti ve başkan yardımcısıydı. Fakat daha sonra Rusya'daki neoliberal saldırıya karşı çıktı.

"İnsanlara kapitalizmin yeni, eşi görülmemiş bir refah getireceği söylendi." demişti.

“Oysa sadece yaşam standartlarındaki düşüşün değil, yaşam süresinin kısalması ve yaşam kalitesinde gerilemeye işaret eden başka muazzam toplumsal göstergelerin ifade ettiği eşi benzeri görülmemiş bir yoksulluk getirdi. Rusya'da yoksulluk oranı yüzde 40 ile 50 arasında bir noktaya yükseldi ve iki çocuktan biri yoksulluk sınırının altındaki ailelerle yaşıyor."

Boris Yeltsin, Sovyetler sonrası ilk devlet başkanıydı. İktidarı üç grup arasında dengelenmişti.

İlk grup, hükümette hala merkezi role sahip olan eski KGB ve emniyet teşkilatı personelinden oluşuyordu.

Yeltsin'e kendini Batı'ya satma ihtimalinden dolayı güvenmiyorlardı. O da karşılığında bu grubu dışlamaya çalıştı.

Diğer grubun Yeltsin ile aile veya başka yakın kişisel bağları vardı.

Bazıları eski rejimin simalarına yakındı ama onlarla doğrudan ilişkilendirilmek istemiyordu. Üçüncü grupsa Rusya'nın en kârlı iş sektörlerini ele geçiren oligarklardı. "Şok terapi" on milyonlarca sıradan insanı yoksullaştırırken, onlar kâr etti.

En güçlüler için rüşvet ve yağmanın yolunu açan özelleştirmeler, satışlar ve genel ekonomik kaos sayesinde semirdiler.

Genellikle eski Komünist rejimle bağlantıları vardı ama aynı zamanda Batılı çokuluslu şirketler ve politikacılarla da anlaşmaya çalıştılar. Bir zamanlar Rusya'nın en zengin adamı olan Oleg Deripaska örneğini ele alalım. 2008 yılında İşçi Partisi'nin sağ kanadında yer alan, Avrupa Birliği temsilcisi Peter Mandelson'un, süper yatında Deripaska ile buluştuğu ortaya çıktı.

Mandelson'un Deripaska'ya yılda 50 milyon sterline varan ticari imtiyazlar verdiği söyleniyordu. Tori muhalefet bakanı George Osborne ve en büyük Tori bağış toplayıcısı olan Andrew Feldman da Deripaska ile görüştü.

Yani oligarklar kısmen diğer Rus yönetici elitlerle iç içe geçmişlerdi ama aynı zamanda farklı çıkarları da vardı. Putin, 1999'da devlet başkanı olduktan sonra oligarkların liderliğini takip edeceklerine güvenmedi.

Kendi gücünü pekiştirmek için oligarklarla çatışmaya ve zaman zaman onları mali ya da fiziksel olarak tasfiye etmeye başladı. Bazılarının Londra'da yaşamaya başlamasının bir nedeni de budur; buna "Moskova Thames'de" adını verdiler.

Navalny, Putin'e karşı bazı yaygın duyguları dile getirdiğini haksız bir şekilde iddia eden bir politikacı olarak ortaya çıktı. Ama aynı zamanda Putin tarafından "dışlanmış" zengin kesimler adına da konuşuyor.

Birkaç siyasi değişimden geçti. Yola piyasanın serbest bırakılması, özelleştirmenin her yere yayılması ve işçi haklarının kaldırılmasını talep eden klasik bir neoliberal olarak başladı.

Bu ona fazla popülerlik kazandırmadı. Bu yüzden bir Rus milliyetçisine dönüştü. 2006 yılında antisemitleri, İslamofobikleri ve faşistleri kendine çeken yıllık “Rus Yürüyüşü”nü başlattı.

Bu yürüyüşlerde protestocular “Ruslar için Rusya” sloganları atıyor ve bazı konuşmacılar homofobik ve ırkçı komplo teorileri öne sürüyor. Desteklediği bazı gösterilerde gamalı haçlar da görüldü.

2011'de Navalny, Müslüman göçmenleri “hamamböceği istilası” ile karşılaştırdığı bir videoda yer aldı.

Fakat milliyetçilik ve ırkçılık yoluyla destek toplamanın peşinde olan başkaları da vardı. Faşist Vladimir Zhirinovsky son parlamento seçimlerinde üçüncü oldu ve iğrenç programı önemli oranda destek gördü.

Ve devletin kendisi de Müslümanlara ve azınlıklara karşı nefreti körüklüyor.

Putin'in başkanlığı devraldığı sıralarda, 1999–2000 Grozni savaşı ile Çeçenistan başkenti tamamen yok edildi. Bu, Rus devletinden bağımsızlık talep eden Müslümanlara karşı korkunç bir uyarıydı.

Son zamanlarda devlet, Müslümanları şeytanlaştırmanın ve fazladan devlet yetkilerini meşrulaştırmanın bir yolu olarak terör saldırıları düzenledi veya saldırıları manipüle etti.

On yıl önce Putin karşıtı bir protesto dalgası sırasında Navalny, daha sol fikirlerin popüler olduğunu keşfetti.

Duruşunu esnek bir kavram olan "yolsuzluk karşıtlığına" dönüştürdü. Navalny ayrıca devlet çalışanlarına maaş zammı ve herkes için daha iyi emekli maaşları gibi konuları da dile getiriyor.

Bazen Batı'nın kuklası olarak tasvir ediliyor. Joe Biden'ın Rusya'ya karşı Donald Trump döneminde olduğundan daha agresif bir çizgi izleneceğini işaret etmek için son protestoların bastırılmasını kullandığı kesin.

Demokrasi konusundaki geleneksel ikiyüzlülüğü gösteren ABD dışişleri bakanlığı, hiç zaman kaybetmeden Navalny'nin destekçilerine yönelik saldırıları kınadı.

Milliyetçi

Ne var ki Navalny, yalnızca ABD’nin ve Nato nükleer ittifakının paravanı değil. Şu an yalnızca Rus milliyetçisi görüşleri dile getirmeye devam ettiği takdirde siyasi olarak hayatta kalabilir.

Defalarca sahneye çıkan sahte muhalefet girişimleri, Putin'e karşı gerçek bir sol muhalefetin ortaya çıkmasını çetrefilleştiriyor. Bu sahte muhalefet girişimleri neoliberalizm ya da Stalinizme geri dönme arzusu etrafında toplanıyor.

Son büyük protesto dalgası 2011'de, hileli parlamento seçimlerinin ardından gerçekleşen “kar devrimi" idi.

Hareketin üç ana lideri vardı ve biri Navalny'ydi.

1990'larda başkan yardımcılığı yapmak da dahil olmak üzere Yeltsin'in en önemli destekçilerinden biri olan Boris Nemtsov da öne çıkmıştı. Daha sonra Putin'i açık bir şekilde eleştirmeye başladı.

Ancak muhalefeti, serbest piyasanın insanların hayatlarını paramparça ettiği ilk günlerine dönmeyi temel alıyor; pek de çekici bir program değil.

Nemtsov 2015 yılında, Rusya'daki ekonomik krizin etkilerine ve Rusya'nın Ukrayna iç savaşına karışmasına karşı planlanan gösteriden iki gün önce bir suikasta kurban gitti.

Sergei Udaltsov da önemli bir rol oynadı. Yaygın olarak Putin'e karşı "sol muhalefet" olarak görülüyor ve Kızıl Gençliğin Öncüleri'ne başkanlık ediyor.

Ama solculuğu eski Sovyetler Birliği'ne duyulan özlemden ibaret. Udaltsov, Stalin'in resimleriyle poz veriyor ve 1917 devriminin tüm kazanımlarının silindiği 1930'ların dehşetini savunuyor.

Bu, 2016'daki -ziyadesiyle baskılanan ve hileli- parlamento seçimlerinde oyların yüzde 13'ünü alan, parlamentodaki Putin karşıtı ana muhalefet. 

Bu muhalefet gerçek bir solun ortaya çıkmasının önünde engel teşkil ediyor. Genelde Putin'e karşı olmaktan çok ona destek oluyor. Ancak Komünistlerin bazı kesimleri artık Navalny'yi desteklemeye hazır görünüyor.

Son aylardaki cesur protestolar, muhalefet olduğunu iddia eden tüm ana güçlerden çok daha iyi bir siyasi temsili hak ediyor.

Ne reforme edilmiş liberalizm ne de Stalinizme dönüş sıradan insanların ihtiyaç duyduğu şeyi sağlayabilir. Umut, protestocular Putin ve devlet haydutlarına karşı mücadele ettikçe, daha fazla işçinin rejime karşı aktif muhalefete dahil olmasında yatıyor.

Ve sosyalizmin ve 1917'nin gerçek fikirlerinin kitlesel ölçekte yeniden doğmasında.

Socialist Worker'dan çeviren Irmak Yavlal

Bültene kayıt ol