Berlin’de Unteilbar: Antifaşistler için bir zafer

06.11.2018 - 18:24

Berlin'den Dimitra Kyrillou, 13 Ekim'de Berlin'de gerçekleşen devasa antifaşist gösteriyi ve solun görevlerini Marksist.org için kaleme aldı. 

13 Ekim Almanya’daki anti-faşist hareket açısından mükemmel bir gündü. Çeyrek milyon aktivist Berlin sokaklarına çıkarak ırkçılığa ve aşırı sağcı AfD’nin yükselişine açık ve net bir cevap verdi. “Bölünmez” anlamına gelen “Unteilbar” hareketinin çağrısına gelen cevap kitlesel oldu ve pankartlar taşıyan, nefret ve ayrımcılığa karşı sloganlar atan, göçmenleri ve mültecileri savunan, farklılıklardan yana olan insanlar, kapıları açık bir Almanya için şehrin ana caddelerine akın ettiler. Unteilbar’ın örgütleyicileri aşağı yukarı 40 bin kişinin eyleme katılacağını tahmin ediyordu fakat bu inisiyatifin potansiyeli ve anti-faşist aktivistlerin ruh hali öyle bir hava yarattı ki, bütün tahminler kifayetsiz kaldı. İnsanlarla dolu sokaklara dayanarak açıklanan son sayı çeyrek milyon oldu. Ancak asıl önemli olan bu eylemin niteliğiydi: Canlılık, çeşitlilik, militan ruh hali, politik tartışmalar ve bu tartışmaların Almanya’nın tarihinden alınan derslerle bağlantısının kurulması. Bu başarı bir anda ortaya çıkmadı.

Unteilbar 450 farklı örgütün bir araya gelmesiyle kurulmuş bir çatı platform. Platformun içinde yazarlar, müzik grupları, sanatçılar ve oyuncular gibi ünlüler de var. İnsanlar, göçmenlerin günah keçisi ilan edilmesi, islamofobi, antisemitizm ve cinsiyetçiliğin yükselişi tehditleri karşısında birleştiler. Bunların hepsi aşırı sağ parti AfD tarafından dile getiriliyor ve teşvik ediliyor. Geçtiğimiz yaz Chemnitz’de yaşanan ırkçı saldırılar ciddi bir uyarıydı. Saldırılar sonrası hemen anti-faşist eylemler yapılmış olsa da kitlesel bir politik cevap verilmesi gerektiği anlaşılmıştı. Unteilbar bu görevi üstlendi. Platformun çağrı metni şöyle başlıyor:

“#unteilbar- Açık ve özgür bir toplum için- Sınırları kapama, dayanış!

Dramatik bir siyasi değişim söz konusu: Irkçılık ve ayrımcılık toplumda kabul görür hale geldi. Daha dün düşünülemez ve dile getirilemez görülenler bugün gerçeklik halini aldı. İnsanlık ve insan hakları, din özgürlüğü ve hukuk devleti sık sık açıkça saldırı altında. Bu, hepimize yapılan bir saldırıdır.

Refah devletinin, sığınma ve göçün karşısına konumlandırılmasına izin vermeyeceğiz. Temel haklar ve özgürlüklerin daha da kısıtlanma tehlikesine karşı direniş içinde olacağız.  

Bizden, Avrupa’ya kaçan insanların ölümünü normal karşılamamız bekleniyor. Avrupa, milliyetçi çatışmaların ve dışlayıcılığın pençesinde. Bu insanlık dışı tutuma dönük her eleştiri gerçekçi olmadığı gerekçesiyle reddediliyor…”

Bu çağrı tıpkı ismi gibi; milliyet, ırk, cinsiyet gözetmeksizin herkesin birleşmesini isteyenlere, işçi sınıfını bölmeye çalışan ve en güçsüz azınlıkları günah keçisi ilan eden politikalara karşı koymak isteyenlere ilham kaynağı oldu.[1] 

13’ünden önceki hafta Berlin şehri havaya girmeye başlamıştı. Eylemin afişini duvarlardan mağazaların camlarına, kafelerden okullara her yerde görebiliyordunuz. Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk[1] ve Sol Parti (Die Linke) üyeleri çeşitli yerlerde bildiriler dağıttı. Cumartesi gününe gelindiğinde ise büyük bir eylem olacağı aşikardı. Otobüs ve tramvaylar sabah erken saatlerden itibaren durdu ve insanlar irili ufaklı gruplar halinde eylemin başlangıç noktası ve şehrin ana meydanı olan Alexanderplatz’da gitmeye başladılar. Kısa konuşmalar ve müzik dinletilerinin ardından grubun en önünde yer alanlar yürümeye başladılar. Farklı gruplar ve kortejler, bir yandan kamyonlardan müzik yayını ve anonslar yapılırken, yürüyüşe katılma sıralarını 2 saat boyunca sabırla bekledi. Yürüyüşün başı Brandenburg Kapısı’ndan da ilerideki Zafer Sütunu’na ulaştığında Alexanderplatz’da hâlâ bekleyenler vardı! Bu bana 2001 yılında Avrupa’da antikapitalist hareketin fitilini ateşleyen Cenova’daki büyük protestoyu hatırlattı. Bu eylem de, büyük ve antifaşist bir Cenova gibiydi.

Çeşitlilik barındıran bir hareket

Herkes oradaydı! En önde Unteilbar’ın pankartıyla birlikte ertesi gün yerel seçimlerde büyük bir mücadele verecek olan ve geleneksel olarak muhafazakar bir bölge olan Bavyera’dan ırkçılık karşıtları vardı. Onların arkasından Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk, Sığınma Yanlıları gibi ırkçılık karşıtı gruplar, Af Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları, göçmen toplukları, Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi (bir çok başörtülü kadın da yürüyüşteydi) ve Yahudi gruplar geliyordu. Sendikaların varlığı da eylemde güçlü bir şekilde hissediliyordu.

En büyük sekiz sendikanın içinde bulunduğu DGB sendikalar federasyonu da eyleme katıldı. Ancak açık ki eylemdeki en popüler işçi grubu daha iyi çalışma koşulları için grevde olan Ryanair havayolu işçileriydi. Bu grup eylemin sonunda sahneden bir konuşma yaptı ve eylemdekilerin dayanışma mesajını aldı.

Çevreciler ve savaş karşıtları da eylemdeydi. Cinsiyetçiliğe ve kadına yönelik şiddete karşı dövizler taşıyan kadın örgütleri de kalabalık bir kortejle katıldılar. LGBTQ+ hareketi “Unteilbarqueer” pankartının arkasında toplanan pek çok farklı grubu barındırıyordu. Eylemde ayrıca 21 Eylül’de Atina’da vahşice öldürülen Yunan queer aktivist Zak Kostopoulos’u hatırlatarak “Jackie için adalet” talep eden bir pankart da bulunuyordu.  

Unteilbar hareketinin diğer büyük bir parçası da Glänzente[2] idi. Bu, ırkçılığa karşı çıkan ve göçmenleri savunan sanatçıların oluşturduğu bir inisiyatif. Denizlerden kurtarılan göçmenlere verilen metal battaniye benzeri şeyleri giyerek eyleme geldiler. AfD tarafından sıklıkla “dejenere” sanatçı olmakla suçlanan Glänzente üyeleri, böylelikle aşırı sağdan kendilerine gelen tehdidi de teşhir etmiş oldular.

Taraftar gruplarından oluşan başka bir grup insan da “Faşist bulunmayan stadyumlar” pankartının arkasında yürüdü.

Eylemin en arkasından partiler ve politik örgütler yürüdü. Die Linke, Yeşiller ve SPD oradaydı. Arkasından Türkiyeli örgütler geldi, HDP bunlardan birisiydi. Merkel’in partisi Hristiyan Demokratlar çağrıyı imzalamayı ve eyleme katılmayı Unteilbar’ın “başka radikal unsurlar” barındırdığını iddia ederek reddetti. Hristiyan Demokratlar’ın ülkenin yönetimini nasıl devam ettirecekleri konusundaki iç çekişmelerinden mahcup oldukları aşikar.

Sırada ne var?

13 Ekim’deki eylem AfD’nin yükselişinin karşı konulamaz olmadığını açıkça gösterdi. Alman halkının büyük çoğunluğu geçmişten aldıkları dersleri unutmadı, ırkçılığa ve faşizme karşı direniyorlar. Berlin’deki eylem gökten düşmedi. Almanya’da bütün yaz süren mücadelelerin ve tartışmaların sonucunda bu büyük eylem ortaya çıktı. Chemnitz’den Hamburg’a, Frankfurt’tan Berlin’e binlerce insan göçmenleri ve mültecileri savundu, sadece Pegida ve AFD çetelerine karşı değil, onları koruyan Seehofer ve Maassen gibi politikacılara karşı da eylemler düzenlediler.

Bu, bizi solun görevleri konusuna getiriyor. Almanya’da solun odaklanması gereken bir çok konu var: Irkçılık karşıtı hareketi büyütüp faşistlere karşı harekete geçmek, Avrupa Kalesi karşıtı tartışmaları başlatıp keskinleştirmek ve politik alternatifi sağlayıp bununla sosyal mücadelelerin bağlantısını kurmak gibi…

Die Linke şu an neye yönelecekleri tartışmasını yapıyor. Üyelerinin büyük bir kısmı 13 Ekim eylemi için çok fazla emek harcadı. Aynı zamanda Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk’tan Sara Wagenknecht ve Oscar Lafontaine, Unteilbar’ın ana talebi olan açık sınırları eleştirdikleri için eyleme katılmadılar. Bu tavır Irkçılığa Karşı Ayağa Kalk kampanyasının merkezi hattı ile ilgili. Onlar, AfD’nin karşısına çıkmak yerine AfD’ye oy verenleri yoksulluğa karşı kampanyalar yaparak kazanmayı savunuyorlar.

Bu, iki sebepten dolayı ciddi bir hata. Birincisi ırkçılık ve faşizme karşı ideolojik mücadelenin ve sokaklarda bunlara karşı çıkmanın önemini küçümsüyor. İkincisi de ne zaman ırkçılık sorununa işaret etmek isteseler AfD’nin argümanına (“Tekne doldu, daha fazla mülteciye hayır”)  taviz veriyorlar. Oysa düşmanının pozisyonunu benimseyerek kazanmak mümkün değil.

Alternatif bunun tam tersini yapmakta: 13 Ekim eylemi gibi ama büyük ölçekli cesur ve iyi bir ırkçılık karşıtı kampanya organize etmek. 13 Ekim eylemi ırkçılık karşıtı mücadele ile sınıf mücadelesi bağlantısını kurabildiği için başarılı oldu.

Bu yazıyı yazarken Hessen eyaletinde parlamento seçimleri yapılıyor. 14 Ekim’de Bavyera’da yapılan seçimlerde olduğu gibi bu seçimler de koalisyon partilerinin derin krizini ve toplumdaki kutuplaşmayı ortaya çıkardı. Bu tam olarak, AfD’yi onların programına imtiyazlar vererek değil ülke çapında ırkçılık karşıtı bir hareket inşa ederek durdurmamız gerektiğini gösteriyor. Bu imkansız değil. 1993-94 yıllarında milyonlarca insan faşist Cumhuriyetçi Parti’nin yükselişini durdurmuştu. Bugün de yapabiliriz. Mücadele sürüyor.

Dimitra Kyrillou

(İngilizceden çeviren Berkay Bağcı)


[1] Aufstehen gegen Rassismus (Irkçılık karşıtı bir kampanya birliği)

[2] Parlayan, ışıltı.


SEÇTİKLERİMİZ

Bülent Somay
Status quo pro ante

Bültene kayıt ol