Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

14.06.2018 - 15:04

AKP yeryüzüne inerken-1

AKP’nin “normal” merkez sağ bir partiden “anormal”, kendi iç yapılanmasını dağıtan, nispeten demokratik işleyişini, karar almada beğensek de beğenmesek de nispeten kolektif olan mekanizmalarını dağıtarak tek bir adamın, bir “reisin” mutlak otoritesine bağımlı çalışan bir bürokratik aparata dönüşmesinin başlangıç noktası, muhtemelen 22 Mayıs 2016 tarihi olarak kayda geçecektir.

Erdoğan’ın AKP Kongresi’ne yolladığı mesajı okuyacak olan divan başkanı Bekir Bozdağ ayağa kalktı, mesajı ayakta okumaya başladı. Davutoğlu’nun yerine AKP Genel Başkan adayı olan Binali Yıldırım da ayağa kalktı. AKP’liler biraz şaşırarak da olsa ayağa kalkmaya başladılar. O günlerin önde gelen AKP’lilerinden Mehmet Ali Şahin, ayağa neden kalktıklarını hâlâ garipsediğini ifade ederek şöyle anlatıyordu: 

“Doğrusu divan başkanımız Bekir Bey ayağa kalkınca Genel Başkan Adayımız Binali Bey de kalktı. Yanımda Numan Bey de vardı, birbirimize baktık. ’Mesaj okunurken ayağa kalkılır mı?’ dedik birbirimize. Şimdi onlar ayağa kalkınca diğerleri de arka arkaya ayağa kalkmaya başladılar, biz de kalktık. Doğrusu bir büyüğümüzün hatta Cumhurbaşkanımızın bir yerde masajı okunurken ayağa kalkılmasını ben doğru ve şık bulmam.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdoganin-mesajini-niye-ayakta-dinlediler-mehmet-ali-sahin-acikladi-40113175)

Ama olan olmuştu, artık bir kez ayağa kalkılmıştı. Parti içindeki otoritesi tartışmasız olan Erdoğan, mesajı tüm kongre katılımcıları tarafından ayakta dinlendikten sonra, fanilerin dünyasından ayrılmış ve daha özel, seçilmiş, seçici, sıradan insanların kavramaya zihni melekelerinin yetmediği, kurucu olmaya aday bir siyasi figür durumuna yükselmişti. Bu tarih, partinin parti yönetimine, parti yönetiminin tek bir lidere ve parti kararlarının da bu liderin yanılmaz kararlarına indirgenmesi sürecinin tamamlandığı tarihtir. Gerisi, Binali Yıldırım’ın Davutoğlu’ndan bayrağı alması teferruattır, zaten kısa bir süre içinde cumhurbaşkanı olan Erdoğan, AKP’nin de genel başkanı olur

Suriye politikası ve yerlilik meselesi

AKP içinde tüm siyasal gücün ve karar alma yetkisinin tek bir kişide cisimleşmesi, bir başka mecrada yaşanan bir başka siyasal süreçle de paralel bir şekilde ilerledi. Bu, özetle, devletin köklü bürokrasisi içinde bir beka sorunu kavrayışının şekillenmeye başladığı dönemdir. Bu dönemde Türkiye gazetesinde yazan Cem Küçük’ün adını büyük harflerle yazdığı devlet, çözüm sürecinin bir aşamasında ve özellikle Kobane’de IŞİD’in püskürtülmesiyle oluşan küresel siyasi atmosferde, Kürtlerin Suriye’de elde ettiği siyasal kazanımların Türkiye devleti açısından büyük bir tehlike oluşturduğu fikrine ulaştı. Küresel emperyalist güçlerin birincisi olan ABD’yle IŞİD karşıtı işbirliği gerçekten de Kürtlerin önceki dönemlerde kıyaslanamaz ölçüde küresel güçlerle işbirliği zeminlerini yakalamasını sağladı. “Yobaz IŞİD-seküler YPG” ikiliği günün küresel modası hâline geldi. Bu moda, 2014 yılının bir aşamasında Türkiye’nin dış politikasında radikal bir değişikliğe yol açtı.

2007 yılında Hrant Dink’in öldürülmesi ve askeri darbelerle ilgili girişimler hakkında açılan davalarla toplumsal meşruluğu giderek gerileyen devlet bürokrasisi, Erdoğan’la Türkiye’nin beka kaygısının ciddiyeti konusunda anlaştıkça, Türkiye dış politikası giderek geleneksel, yani Kürtlerin kazanım elde etmesini ölüm kalım meselesi olarak algılayan yaklaşıma evrildi. Böylece bir yandan AKP liderliği devletle aynı zeminde ilerlemeye başlarken, öte yandan da toplumsal meşruluğunu kaybeden devletin bazı unsurlarının yargılandığı darbe davaları, bu davaların açılmasında başrol oynayan grubun bu kez davaların toplumsal meşruiyetini yok eden ve davaları sulandıran “hukuki uygulamaları”, yargılanan tüm unsurların beraat etmesiyle sonuçlanan bir gelişmenin kapısını araladı. Bu grup, Erdoğan’da yeniden toplumsal meşruluk kazanmasına yardımcı olacak kitle desteğini gördü, AKP liderliği ise bu grupta, Fethullahçı darbecilerin devlet bürokrasisi içindeki ayak oyunlarına direnmek için ihtiyaç duyduğu bürokratik kadroları gördü. Her iki grubun birleşik hareket etmesi açısından, “yerli ve milli olmak” ideolojik bir zemin yarattı.¹

Ekonomik istikrar ne kadar istikrarlıydı?

Bu zeminin Erdoğan etrafında tam bir milli cephe hâlinde örgütlenmek açısından en elverişli anına 15 Temmuz darbe girişiminde ulaşıldı. 15 Temmuz’a kadar dış politikada radikal bir makas değişikliği anlamına gelen ve Kürt sorununda yeniden silahların konuştuğu bir dönemin kapılarını aralayan gelişme, Salih Müslim’e yaklaşımın değişikliğine bakarak daha net bir şekilde anlaşılabilir. 2014 yılına kadar bir devlet temsilcisi gibi karşılanan², temsil ettiği bölgenin bayrakları ortak basın açıklamaları alanına asılan Salih Müslim, bugün Türkiye’nin neredeyse başına ödül koyduğu arananlar listesinde yer alıyor.

Küresel bir parasal genişlemenin üzerinde yükselen ve 2008 ekonomik krizine üretilen küresel yanıtlara bağlı olarak kendi yanıtlarını üreten AKP liderliği, ekonomik koşullarda yakalanan istikrarı kendi mucizevi başarısı olarak sunmaya başladı. Her hangi bir hükümetin vatandaşa karşı borcu olan yol ve köprü yapımı gibi işlerin arkasına gizlenen yap-işlet-devret modelinin ekonominin geleceğini yıkıma uğratmak üzere ipotek altında aldığını unutmuş görünen ekonomi yönetimi, gelişmelerin kökeninde Erdoğan’ın dehasını aramaya, bunu bir türlü göremediği yerde zorla yaratmaya başladı.³ Erdoğan’ın düşük faiz yorumunun tılsımlı bir yeni ekonomik pencere açtığını düşünenler, AKP’nin gökyüzüne doğru tırmanışına belirleyici bir katkıda bulundular. Alan memnun satan memnundu ve tek kişilik bir otoritenin arzuladığı bir yeni yönetim rejiminin sadece AKP’yi, sadece yerli-milli koalisyonu değil tüm Türkiye’yi uçuşa geçireceği fikri 15 Temmuz darbesinden sonra ateşleyici bir rol oynayacaktı. 

Bayramın ikinci günü AKP’nin yer yüzüne veda etmesinin ve yeni bir kurucu lider şekillendirirken gidişatı eleştirenleri küçümsemeyi bir politika yapma tarzı olarak belirlemesinin örnekleriyle devam edeceğim.

Şenol Karakaş

[email protected]


1 Burada Alper Görmüş’ün bir süre önce yaptığı tartışmaya yeniden girmeye gerek yok ama yerli ve milli olma zorunluluğu, bu birbirinden farklı, zaman zaman birbirine karşı keskin bir şekilde mücadele eden hatta birisinin diğerine karşı asker darbe girişimilerini devreye soktuğu toplumsal gruplar arasında bir uzlaşma sağlamadı ama liderlikler arasında bir işbirliği zemini sundu. 

2 CHP’li Mahmut Tanal Kürt sorununda her hangi bir çözüm sürecine karşı çıkan partisinin bu görüşlerini de dile getirerek Afrin harekatı günlerinde AKP’yle ilgili suç duyurusunda bulunmuş ve şunları söylemişti: “2014’te Mardin Mahkemeleri PYD, YPJ ve YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmiştir. Bu kararın sonrasındaki yıllarda basına yansıyan haberlerde görüyoruz ki terör örgütü PYD’nin yöneticisi Salih Müslim başkentte krallar gibi karşılanmış, en üst düzey yetkililerimiz ile görüşmüştür. İktidar, terör örgütü yöneticisi ile birlikte hareket etmiştir.” (https://www.milligazete.com.tr/haber/1499880/chpden-erdogana-terore-yardim-ve-yatakliktan-suc-duyurusu) Akan kanın durması için başlayan bir sürece karşı olmak açısından CHP’den daha ateşli bir politik hattı savunan Devlet Bahçeli ise Müslim’in Türk devlet erkanı tarafından karşılandığı günlerde şunları söylüyordu: “PYD terör örgütünün lideri Salih Müslim 25 Temmuz 2013, 4 Ekim 2014, 20 Haziran 2015’de Türkiye’de hiç utanmadan, hiçbir milli ve ahlaki kaygı duymadan adeta misafir muamelesi görmüştü.” (https://www.haberler.com/bahceli-pyd-nin-akp-tarafindan-muhatap-alinmasi-bu-8163229-haberi/)

3 Bahadır Özgür’ün şu yazısı bu ekonomi politikanın sonuçlarını tekinsiz bir şekilde özetliyor: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/04/23/insaatin-agalari-yapi-paydos-mu/