Sinan Özbek

Sinan Özbek son yazıları

Sinan Özbek tüm yazıları

17.02.2015 - 11:40

Ahlaka-dair III: Sınıfsal konum ahlak anlayışını belirler

Engels “ebedi ahlak ilkeleri var mıdır?” sorusuna, ahlakın iktisatla bağına açık ve net bir şekilde işaret ederek cevap veriyor.

Ahlak ve iktisat arasındaki bağın öne çıkarılması; evrensel, ebedi ahlak ilkelerinin olmadığının tespit edilmesinden geçerek, ahlakın sınıfsal olarak belirlendiği düşüncesine ulaşıyor. Engels, Anti Dühring adlı kitabında; insanların bilinçli ya da bilinçsiz olsun ahlak anlayışlarını son tahlilde sınıf durumlarının dayandığı pratik ilişkilerden yani içinde üretim ve değişimde bulundukları iktisadi ilişkilerden aldıkları sonucunu çıkarabiliriz, diyor. Üç ahlak anlayışının mevcut olduğunu ekliyor. Bunları da temel sınıflara bağlıyor ve şöyle sıralıyor: Hıristiyan feodal ahlak, burjuva ahlakı ve üçüncü olarak da proleter ahlakı. Bunlardan hangisi hakiki ahlaktır sorusuna da “hiç birisi” cevabını veriyor. Bu cevap görüşleriyle tutarlıdır. Çünkü ahlakının sınıfsal olduğunu tespit etmek tarih içinde değişen sınıflarla birlikte ahlakların da değişeceğini söylemektir. Bu aynı zamanda evrensel ve ebedi ahlak ilkelerinin olmadığını da ilan etmektir. Ama Engels bir de ek yapıyor: “Bunlar içinde gelecek vadeden ahlak proleter ahlakıdır”. Bu noktada birtakım sorular da ortaya çıkıyor. Ahlakın sınıfsal olduğunu ileri sürmek, maddi koşulların belirleyiciliğini de aşarak bir tespit yapmak anlamına da geliyor.

Birinci olarak; ahlakın sınıfsal olduğu tespitini bu şekilde genişletmek, var olan temel sınıflara ait bir ahlak tanımlamak mümkün müdür?

İkinci olarak; proletaryanın bağımsız bir ahlakı olabilir mi?

Üçüncü olarak; “proleter ahlakını” gelecek vadeden ahlak olarak ilan edilmesinin bir temeli var mıdır?

Bu soruları tartışmak için biri Marx’a diğeri Troçki’ye ait olan iki tespiti hatırlatıyorum:

Birinci tespit: Marx’ın kendisine düşünme araçları verilmeyen sınıfların tarihin her döneminde egemen sınıfların düşüncelerinin etkisi altında olduğunu söylüyor. Yaklaşık olarak şöyle diyor: “Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda egemen düşüncelerdir. Bu demektir ki toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, egemen manevi gücüdür”. Çünkü fikir üretme araçları da egemen sınıfların egemenliğindedir, alt sınıflar düşünce üretme araçlarından yoksundur ve düşünceleri egemen sınıfların etkisi altındadır. Zaten egemen sınıflar, alt sınıfları kendi düşüncelerine bağlamak için gitgide son derece incelmiş aygıtlar kullanır. Alt sınıflar bu aygıtlardan da yoksundur. Marx’ın “egemen ideoloji egemen sınıfın ideolojisidir” şeklinde ifade edilen bu düşüncesi daha sonra tartışmaların üzerine oturduğu bir eksen oluyor. Ernst Mandel, bu görüşün proleter devriminin toplumun proletarya tarafından yeniden yapılanması ve üretici kitlelerin bilinçli eylemi olduğu anlayışıyla çelişik görülebileceğini söylüyor. Daha da iddialı bir ifadeyle, burjuvazinin düşünsel egemenliği altındaki kitlelerin nasıl olup da sosyal devrim yapacağı sorulabilir. Mandel bu sorunun, Marx’ın ifadesin formel ve statik yorumlanmasından kaynaklandığını söylüyor. Oysa diyalektik bir yorum Marx’ın sözünü şöyle anlamamızı sağlayacak: “Egemen ideoloji egemen sınıfın ideolojisidir ama şu anlamada: egemen sınıf ideoloji üretim araçlarının (kilise,okul, kitlesel medya vb.) –ki bu ideoloji üretim araçları toplumun kullanımına sunulmuştur- kontrolünü elinde bulunduruyor ve bu araçları kendi sınıf çıkarları için kullanıyorsa”. Bununla Mandel sınıf egemenliği sağlam ve sorgulanmıyor olduğu sürece egemen sınıfın ideolojisinin, ezilen sınıfların bilincine de egemen olduğunu söylüyor. Yine bu demektir ki toplumun sorgulanmaya başlanması ve sınıf mücadelesinin sertleşmesiyle, ezilen sınıfların kimi kesimleri, kendini egemen sınıfın ideolojisinden bağımsızlaştırır. İmdi aynı konuda Alex Callinicos’u düşüncesini anmak yerinde olacak: O, egemen ideoloji hakkındaki bu düşüncenin aydınlanmacı din eleştirisinin genişlemesi olarak görüyor. “Egemen ideolojinin başlıca rolü kitleleri varolan düzene dâhil etmek değil, yöneten sınıfa bağlılığını ve yeniden üretimini güvence altına almak olmuştur” diyor. Marx’ın “egemen ideoloji her zaman egemen sınıfın ideolojisidir” şeklinde ifade edilen düşüncesinin aydınlanmacı din eleştirisini bir genişlemesi olarak görmek problemli bir tespit değildir. Marx’ın birçok düşüncesinin kendinden öncekilerle bir tartışma içinde geliştiği bilinen ve de “olması gereken olarak” değerlendirilen bir durumdur. Ama söz konusu düşüncenin, aydınlanmamın din eleştirisinin genişlemesi olarak görmek, geçerli olmadığını söylemek anlamına geliyorsa, bu çıkarımın kendisi sorunludur. Bir başka ifadeyle aydınlanmanın din eleştirisinin genişlemesiyle varılmış bir sonucun, yanlış olacağı tezinin kendisi yanlıştır. 

Sinan Özbek

hursozbek@gmail.com