Memet Uludağ

Memet Uludağ son yazıları

Memet Uludağ tüm yazıları

17.10.2017 - 13:51

İrlanda’da kasırga – Suçlu Ofelya değil, sistemin ta kendisi

İrlanda, Amerika ve Asya’da artık sık sık görmeye alıştığımız gibi bir kasırga ve iklim felaketleri ülkesi değil. Atlas Okyanusu’nun bu küçük Avrupa ülkesinin iklimi tarihsel olarak aşırıların yaşanmadığı ve hava koşullarının son yüzyılda ani değişiklikler göstemediği bir iklim. İrlanda’nın yağmuru meşhurdur. Buralarda söylendiği gibi, yazları kuru ve sıcak yağar, kışları ise yaş ve soğuk.

Fakat, son yıllarda, giderek daha sık yaşanılan ve daha da çok hissedilen ani hava değişimlerine tanık olmaktayız. En son 1839’da yaşanan bir fırtına felaketinden sonra İrlanda’da sırası ile 1986, 2011, yine 2011, 2015 ve 2017 yıllarında ciddi büyüklükte ani iklim olayları ve buna bağlı sel/fırtına felaketleri meydana geldi. Bu felaketlerden hem kentlerde yaşayan insanlar hem de toplumun önemli bir kısmını oluşturan çiftçiler büyük zarar gördü. Tarım arazilerinde meydana gelen maddi hasar ülke ekonomisine hatırı sayılır ölçüde bir zarar verdi. Bugün hala 2011’den kalma ekonomik sıkıntıları yaşayan aileler var.

2007’deki ekonomik kriz öncesi özel piyasanın aşırı kâr hırsı ile beslenen banka-kredi-inşaat sektörü ülkenin dört bir yanına mantar gibi yayılan konutlar yapmış ve bazı bölgelerde sel ve bataklık alanlarında yapılan bu evler yukarıdaki felaketlerden sonra oturulamaz hâle gelmişti. Yaşanan plansız yapılaşma ve iklim felaketlerinin getirdiği yıkımın faturası bankalara yüzbinlerce Euro konut kredisi borcu olan sıradan, emekçi-işçi-çiftçi insanlara çıkarılmıştı.

Ofelya Kasırgası

16 Ekim 2017’de İrlanda yeni bir iklim felaketi yaşadı. Bu seferki  felaket Atlas Okyanusu’ndan gelen Ofelya Kasırgası idi. Sabah saatlerinde ülkeyi etkisine alan kasırga akşama kadar üç kişinin ölümüne, tüm toplu taşım ve ulaşımın aksamasına, yüzbinlerce konutta elektrik ve suların kesilmesine yol açtı. Bunun yanında hükümet tüm resmi daireleri ve okulları tatil etmek zorunda kaldı. Özel sektör çalışanları işlerine gidemediler. Günün sonunda 330 bin konut karanlıkta idi. Sadece bir günde 150’ye yakın uçuş iptal edildi. Bir ada olan ülkede uluslararası seyahetler ve ekonomi için hava taşımacılığının önemini tahmin etmek zor olmasa gerek.  Kriz nedeni ile 10 yıldır büyük bir sıkıntı yaşayan sağlık sistemi bugün iyice çöktü. Hastanelerde pek çok ameliyat vs. yapılamadı. Ülkenin dörtbir yanında pek çok konutta az ve orta dereceli  hasar oluştu. Kimi yollar devrilen ağaçlar nedeni ile trafiğe kapandı.

Toplam maddi zararın bir günde 1,5 milyar Euro olduğu tahmin ediliyor ve bu kasırganın daha yarını da var. Bu maddi hasara kamu ve özel sektörün ticari kayıpları da eklenirse rakam daha da büyüyecektir.

...

Her kesimden tahminler yapılıyor

Peki, son ikiyüz yıldır hemen hemen hiç böylesi felaketler yaşamayan İrlanda’ya son yıllarda ne oldu? 

Her kesimden tahminler yapılıyor.

Kimilerine göre tanrı bu ülkeyi  eşcinsel evliliği ve yürütülen kürtaj mücadelesi nedeni  ile cezalandırıyormuş. Ancak nedense eşcinsel olmayan da, kürtaja karşı çıkan da kasırgadan kurtulamadı.  Dolayısı ile bu teori çuvalladı. Kasırga herkesi vurdu.

Bazılarına göre ise bunlar değişen dünyanın değişen ikliminin olağan sonuçlarıymış ve engellenemezmiş. Gerekli önlemleri aldıktan sonra dert etmeye gerek yokmuş.  İklim değişikliğini reddeden bu görüş faturayı yine bu felaketin kurbanlarına kesmeye hazırlananlar tarafından dile getiriliyor.

Ülkenin hemen hemen hiçbir çalışanının işe gidemediği, ağaçların kökünden söküldüğü, elektrik hatlarının koptuğu, uçakların uçamadığı  bir felaket  ortamı hangi anlık önlemlerle normale dönüşürdü, bilemiyoruz.

İkiyüz yıldır iklim böyle gelmiş ve böyle gitmeyecek

Ofelya tarihe suçlu olarak geçti. Suç listesi kabarık ama onu suça azmettirenler, devlet-ana akım medya ve hükümet nezdinde paçayı kurtardı.

Bugün kasırga etrafı darmadağın etti. Yarın ana akım medya ve hükümet yaraların sarılmasından bahsedecek.

Bir aya kalmaz, yavaş yavaş gündem değişecek ve herkes bildiğini yapmaya, bildiğini okumaya geri dönecek.

Bu süreçte, sayıları giderek artan ama hâlen azınlık olan sesler hariç, siyasi ve ekonomik yöneticiler neden bu felaketlerin daha sıklıkla yaşandığı konusuna hiç değinmek istemeyecekler.

Dün iklim değişikliği anlaşmalarının - bütün diğer devletler gibi - hiçbir koşulunu yerine getirmeyen İrlanda hükümeti, yarın iklim değişikliğinden bahsetse bile bizimle dalga geçer gibi bahsedecek.

Bugün iş gücü ve büyük gelir kaybına uğramaktan dert yanan ve devletten zararları için para isteyen patronlar yarın kendi sektörlerinin ve iş yapış şekillerinin bu felaketleri doğurma ihtimalini tartışmak  bile istemeyecekler.

İkiyüz yıldır iklim böyle gelmiş ve böyle gitmeyecek; bu gidişle daha da kötü olacak ama onlar bize böyle gelmiş, böyle gider palavraları atacaklar.

Asıl sorun : İklim değişimi

Oysa ki artık devletlerin, hükümetlerin ve küresel dev şirket patronlarının bile isteseler de reddedemediği bir kriz var karşımızda. Bu kriz tüm dünyada öncelikle fakirleri ama aslında tüm insanlığı tehdit ediyor. Bu krizin adı iklim değişikliği ve buna bağlı felaktler.

Bu felaketler doğanın bize rastgele bir saldırısı değil. Bu felaketler çok çeşitli şekillerde karşımıza çıkıyor. Karayipler ve ABD’de bir yandan kasırgalar ve sel felaketleri yaşanırken, ülkenin başka bir yerinde aşırı sıcaklardan devasa ormanlar ve kentler-kasabalar yanıyor, kül oluyor.

Afrika kıtasında sadece iklim değişikliğine bağlı olarak gelecekte 200 milyondan fazla insan zorunlu göç ve mültecilik ile karşı karşıya. Bu insanlar nereye gidecekler?

Mevsim normalleri dışında seyreden veye ani değişiklikler gösteren hava koşulları tarım ürünlerini vuruyor. Dünyada ciddi anlamda bir gıda üretimi ve tüketim fakirliği sorunu var.

Kimi yerlerde aşırı yağışlar kimi yerlerde de ise aşırı kuraklıklar var.

Su kaynaklarının tahribatı ve kâr için dünya tekellerinin eline geçmesi toplumların yaşamını ve kimi yerlerde ise bölgesel barışı tehdit ediyor.

Kirlenen hava tüm dünyada bir yandan kronik hastalıları doğururken, diğer yandan iklim değişimini daha da hızlandırıyor.

Asıl suçlu: Sistemin ta kendisi

Artık iklim değişimini inkar etmek imkansız. Kimse kolay kolay bu zevzekliği yapmıyor ama asıl mesele bu soruna karşı kimin ne yaptığı veya yapmadığı.

Bugün devletler, hükümetler ve küresel dev şirketler iklim değişikliğinden bahsetseler dahi, kâr  hırsı ve karşılıklı rekabetleri gereği hiçbiri gerekli adımları atmaya yanaşmıyor. Devletlerin derdi küresel rekabette kendi ulusal patronlarının ve sanayilerinin çıkarını korumak.

Bu sistemin adı belli: Kapitalizm ve küresel rekabet.

Kapitalistler iklim felaketlerinin yaşanacağını bile bile, işlerine geldiği gibi davranmaya devam ediyorlar. Karşılıklı olarak kenetlendikleri bu kâr-rekabet ortamında iklimi ve insanlığı tehdit ediyorlar. Üretim biçimleri, hammadde kullanımları, atıkları ve çevre tahribatları, kârlılıkları devam ettiği sürece olduğu gibi devam etsin istiyorlar.

Bugün dünyanın en büyük 25 şirketinden 12’si iklimi değiştiren fosil yakıt-petrol ve bunlara dayalı sektörlerde faaliyet gösteriyor. Bu şirketlerin iş yapmalarını sağlayan ve onlara hem ulusal hem de küresel anlamda arka olan ise devletler. 

İklim değişimine karşı küresel anlamda harekete geçebilecek tek güç devletler ama mevcut kapitalist sistemde devletlerin görevi bu şirketlerin çıkarlarını korumak, o nedenle konuşsalar ve anlaşmalar yapsalar bile harekete geçmiyorlar.

İklim değişimi: Zenginler ve fakirler

Zenginler evlerini daha yükseğe yapabilir, paraları ile şimdilik istedikleri kalitede suyu içebilir, istediklerini yiyebilir, isterlerse ailelerini iklimi daha güzel yerlerde yaşatabilirler. Şimdilik paranın getirdiği kimi avantajlardan faydalanabilirler.

Zenginler bu avantajlardan yararlanırken fakirlerin ve sıradan insanların yaşamları giderek daha da berbatlaşıyor. İklim değişimi milyonlarca sıradan insanı yarın değil bugün etkiliyor. Sel/fırtına/kuraklık gibi felaketler tüm dünyayı tehdit etse de öncelikle sıradan insanları vuruyor.

Milyarlarca insan için istediği yerden ev alma, dünyanın istediği ülkesinde oturma, istediği işte çalışma gibi lüksler yok.

Giderek kötüleşen iklim değişimi hepimizin hayatını daha da kötü etkileyecek. İster Amerika’da yaşayalım ister İrlanda’da isterse Türkiye’de.

Anlaşılan Ofelya gibi ve daha şiddetli felaketler sıklaşarak devam edecek, ta ki bizler insanlığın  ihtiyaçlarını kârın önüne koyan yeni bir dünya kurana kadar.

Bu da iklim değişikliği kadar bilinen bir gerçek. Mesele bunu bilmek değil, harekete geçirmekte.

Memet Uludağ