Mehmet Can

Mehmet Can son yazıları

Mehmet Can tüm yazıları

09.10.2017 - 12:47

Kanlı Cumartesi- 10 Ekim

Sultan Abdülhamit’in 31 Mart provokasyonu, Rus Çarı’nın Kışlık Saray önünde kitleye kurşun yağdırması, Birleşik Krallık askerlerinin Kuzey İrlanda’da yaptığı kanlı Cuma eylemi ve günümüzde Ankara Garı önünde yaşanan kanlı Cumartesi. Kanlı Cumartesi eylemini diğer eylemler ile bir tutmamın nedeni bu olayın katliamın çapı düşünüldüğünde sadece Türkiye Cumhuriyet tarihine değil, Dünya tarih sayfalarına girecek türden bir katliam olmasıdır.

İnsanlar yüz yıl sonra bile Ankara Garı’nın önünden geçtikleri zaman bu katliamı hatırlayacaklardır. Nasıl ki bizler geçmişte yaşanmış olan yukarıda saydığım katliamları hatırlıyorsak, gelecek kuşaklar da, üzülerek söylüyorum, bu talihsiz olayı unutmayacaklardır. Bu katliam için çok şeyler yazılıp çizildi, olayın nedenleri üzerine değişik türden yorumlar yapıldı. Büyük bir çoğunluğuna katılmak ile beraber bu yapılan yorumlara  ek olarak ise şunları belirtmekte fayda görüyorum.

Ankara’da,  Türkiye Cumhuriyetinin başkentinde yapılan bu eylem ile amaçlanan neydi? Eylemi yapanlar hangi mesajı vermek istediler? Bir kere şunu unutmamak gerekir; Verilmek istenen mesaj 1) güç gösterisi, 2) geniş kitlelerde yılgınlık, moral bozukluğu yaratıp var olan politik sürecin dışına itme. Korku toplumu üzerinden kendi kitle tabanını genişletme. Bir taşla iki kuş vurma.  Sivillerin hedef seçilmesi bir kere var olan örgütlerin ne kadar güçlü olduğunu değil, tam aksine güçsüzlüğünü gösterir.  Silahlı bir hareket eğer cephede istediği sonuçları alabilseydi bugün tren garı önünde binlerce silahsız ve savunmasız insanı hedef almazdı. Özellikle Rusya’nın Suriye’de fiziksel olarak topa girmesi ile beraber IŞİD ve onun arkasındaki güçler Suriye alanında askeri olarak büyük bir sıkışmayı yaşamaktadır. Bu sıkışmanın aşılabilmesi için ve sahadaki askeri başarısızlıkların görünür olmasını engellemek için böyle bir eyleme gerek duydular, gerek duyuldu. IŞİD’in kaderi ile Suudi Arabistan ve Türkiye’nin başını çektiği yönetici kesiminin kaderi unutmamak gerekir ki ortaklaşmıştır.

IŞİD’in yenilmesi demek, IŞİD’in arkasında bulunan bölge gericiliğinin yenilmesi, geriletilmesi demektir. Dolayısıyla IŞİD’in sürekli bir şekilde bölgenin, Ortadoğu’nun genelini kapsayan bir eylemsellik içerisine girmesi, kendisi ile ittifak halinde olan mevcut ülkelerin yönetici kesimlerine karşı gelişen muhalif hareketleri de düşman olarak görmesi bu ülkeler ile yapılan politik ittifakın bir gereğidir. Ankara’daki eylemi sadece bir IŞİD eylemi olarak düşünmemek gerekir. Bu eylemden sonra eğer var olan muhalif hareketler güçlü ve kararlı bir irade gösteremezler ise IŞİD ve onun arkasındaki güçler kendi açılarından istenilen sonuçları elde edeceklerdir. Yılgınlık, kitlelerde bıkkınlık yaratıp Ortadoğu’da halkların aleyhine gelişen bu siyasal süreci daha da derinleştirmek isteyeceklerdir,  eğer ezilenler gereken tepkiyi göstermezse, hedeflenen budur.

Halkların birkaç günlük eylemselliğine bakıldığı zaman, özellikle bombalama eyleminin hemen ertesinde Ankara Sıhhıye Meydanı’nda toplanan on binlerce kişi, yine ülkenin bir çok yerine gelişen demokratik tepkiler baz alındığında bombalama eyleminin gerçekleştirenler açısından istenilen sonucu vermediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.  IŞİD, Ortadoğu’da çok kullanışlı bir malzemedir. Başta ABD olmak üzere özellikle küresel ve emperyal güçler açısından bölgeye müdahalenin bir bahanesi olmakta, bölgede ABD’nin fiziksel olarak varlığı sorgulanmamaktadır. TC için ise IŞİD’in varlığı demek Rojava bölgesi başta olmak üzere Suriye üzerinden alt emperyal bir güç olarak bölgedeki egemenlik ilişkileri içinde daha fazla söz sahibi olma anlamına geliyor. Yani IŞİD, ABD için Ortadoğu’ya müdahalenin bir bahanesi olurken, TC için ise Suriye ve Rojava’ya müdahalenin gerekçesi olmaktadır. Müdahale edemese bile TC, kısa vadede bu durumu kullanmaktadır.

Özellikle Ankara da patlayan bomba sonrası dış politikada Türkiye’nin sesi daha çok çıkacak, mağduru oynayarak bölgedeki daha doğrusu Suriye’deki şekillenişte daha fazla söz sahibi olmak isteyecektir. Fırat Kalkanı ve son olarak İdlip süreci bunun göstergesidir. Suriye’de Esad’ın devrilmemesi ve Rojava olayı, yine Mısır’da Müslüman Kardeşler’in politik sürecin dışına itilmesi TC egemenlerinin bölgede hedef küçültmelerine neden olmuştur. İlk etapta bölgenin geneli hakkında söz sahibi olmak isteyen TC egemenleri, daha sonra kaybedilen mevziler nedeniyle Suriye özeline sıkışmışlardır. Özellikle Suriye’de, Rusya’nın da askeri olarak topa girmesi küçülen bu hedefin tamamen ortadan kalması gibi bir durum da ortaya çıkarabilir. AKP hükümeti ve onu yöneten Tayyip Erdoğan’ın tamamen kaybetmesi gibi bir durum ortaya çıkarabilir. Dolayısıyla bitirirken şunu söylemekte fayda var: Ankara da patlayan bombaları yaşanan bu politik denklemin dışında okuyamayız.

Mehmet Can