İdil Ügüt

İdil Ügüt tüm yazıları

05.04.2017 - 12:49

Neden alternatif yaratmak zorundayız?

Gündelik yaşamımızda ekonomik problemlerimizin ne kadar politik olduğunu deneyimlerken egemenler sürekli bunlara çözümler(!) öneriyor. (Buradan sonra egemenler "onlar"; gündelik yaşamın her alanında bu problemleri hissedenler "biz" olacak) Onlar içinde bulunduğumuz krizlere çözüm olarak savaşı eylediler. Bunu yaparken de -tam da egemen olmaya yaraşır bir şekilde- terör dedikleri ne idüğü bilinmez şeyin tanklarıyla bombalarıyla ve her türlü silahi teçhizatla kökünün kazınabileceği bir şey olduğu iddiasını taşıdılar. Türkiye Cumhuriyeti devleti geçen hafta başka bir ülkenin topraklarında sürdürdükleri terörle mücadeleyi "başarı" ile sonuçlandırdı. Bu "başarı" neye tekabül ediyor diye açıp baktığımda Suriye'deki bilançoyla karşılaştım. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin raporuna göre Fırat Kalkanı Harekatı'nın 6 ayda zayiatı 3700 kişiye ulaşmış; 122'si 18 yaşının altında olmak üzere 497 sivili öldürmüş.(1) 

"Fırat Kalkanı Bir Daha Asla!" diyebilmek için her alanda bu "başarı"lara alternatif yaratmalı. Çünkü görünen o ki bu "başarı" bizim başarımız değil; utancımız. 

Hala içinde olduğumuz baskı ve şiddet ortamının karşısında neyin olduğunu gerek sokakta gerek kendimizi ifade etme ihtiyacı gördüğümüz diğer alanlarda ifade ettik. Bugünlerde referandumdan başka pek bir şeyi konuşamazken mücadeleler hiyerarşisinin bizleri nasıl tehlikeli durumlara soktuğunu ifade etme ihtiyacı duyuyorum. Bu hiyerarşi zaten mücadelelerin sınırlandığı, kısıtlandığı ufacık alanlara sıkıştırıldığı izleniminin doğduğu zamanlarda çok kolay ortaya çıkar oldu. 

18 Mart'ta "6. Yılında Suriye Devrimi ile Dayanışma Konferansı"mıza - buradaki "-mız"ın sebebi organizatörlerinin içinde oluşumdan- 10 kişilik çoğunluğu toplumsal roller açısından "erkeklik" beklenenlerden oluşan bir grup tarafından saldırıya uğradı. Saldırı kısaca liderleri olduğunu anladığım bu bahsettiğim çoğunluktan birinin bağırarak ajitasyon çekmesiyle başladı "emperyalizm"den bahsetti. Üstelik aynı “emperyalizm" saldırganların müdahale ettiği konferansta dillendirilen sorunlardan biriydi. Emperyalizm dedikleri şeyden aynı şeyi kastetmesek bile ajitasyonlarında bizim de karşısında yer aldığımız bir durumdan da bahsediyorlardı. Saldırıyı kadınlar olarak; fiziksel itişme kakışmaların, istemediğimiz bir durum, muhattabı olarak daha büyük bir soruna evrilmesini gerek toplumsal olarak "erkek gibi erkek" olması ve onların şiddetinin muhattabı da olması beklenen konferans katılımcılarını salona sokarak, gerek saldıran grubun şiddetine karşı koyarak engelledik. 5 kadın sayıca kalabalık bir gruba karşı direnerek kazandık. Bu olay referandumda "Hayır" diyen bir grup olan bize saldıran bu grup; başka bir "Hayır"ı, kendi "Hayır"larını, gözler önüne serdi. 

7 Haziran'dan beri topyekün bir saldırı altında yaşıyoruz. Hatırlayalım. Barış'tan bahsedebildiğimiz günlerde her şeye dair mücadelede daha emindik. Unutmayalım. Korku duvarları her zaman aşıldı bu sefer de aşılacak. Bizi terör estirerek korkutabileceklerini sananlara korkulara, saldırılara karşı bağışıklık kazandırdıkları için teşekkür bile edebileceğimiz dönemler gelecek. Savaşa, cinsiyetçiliğe, homofobiye, transfobiye, mobbinge, ırkçılığa ve baskıların her türlüsüne karşı mücadele burada bitmez. Bizlerin sesi baskıyla kesilmez. Saldırgan "Hayır"lara karşı özgürlükçü "Hayır"ımızı yükseltmenin zamanı. Kadınlara saldırabilecek özgüven yıkılana kadar mücadeleye devam. 

İdil Ügüt

1) http://www.syriahr.com/en/?p=61502