Mehmet Can

Mehmet Can son yazıları

Mehmet Can tüm yazıları

05.03.2017 - 21:51

Geç uluslaşan halk: Kürtler

Ulus ve uluslaşma, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi sonucu ortaya çıkan olgulardır. İç pazara hakim olan kapitalist sermayenin özgürce hareket edebildiği, ticaret özgürlüğünün olduğu, kraliyetin kalın duvar ve engellerinin olmadığı bir siyasal süreçler, ulusal ve etnik homojenleştirmeyi beraberinde getirir.

İş gücü, meta ve sermaye hareketliliği gibi unsurlar yavaş yavaş pre-kapitalist egemenliğin sorgulanmasına, kapitalizm ve onun savunucusu olan ulusal burjuvaların yükselmesine neden olmuştur. Özellikle 1789 Fransız Devrimi'yle zirve yapan bu durum, ilk ulusallaşma süreçlerine damgasını vurmuş, burjuvazi eski üretim ilişkileri içinden yükselen ve aşağıdan halk tabakasının itelemesi ile yeniyi temsil eden bir sınıf hâline gelmiştir.

Eski toplumsal sınıflarla, halkın da desteğini alarak tarihsel hesaplaşmasını gerçekleştiren burjuvazi, eski feodal üretim ilişkileri ve bunun üzerinde yükselen başta kilise olmak üzere toprak ağaları, lordlar, soylu sınıfı ve kral gibi pre-kapitalist ögelerin varlığına son vererek kendi egemenliğini ilan etmiştir. İlk dönem ulusallaşma diyebileceğimiz bu durum, daha sonraki ulusallaşma süreçlerinde büyük oranda kaybolmuştur. Özellikle 20. yüzyıl ulusallaşmaları daha farklı bir rota izleyerek gecikmiş ve/veya geç kalmış ulusallaşma kategorilerine girmiştir. 

Kapitalist üretim ilişkilerinin geliştiği ve devletlerin kendi ulusal pazarlarının dışına da hükmetmek zorunda kaldığı 20. yüzyıl başlarındaki tekelleşme ve bunun sonucu olan emperyalizm, dış pazarlara hakim olma, bu pazarları kendi çıkarı doğrultusunda kullanma gereksinimini ortaya çıkarmıştır. Dış dinamiklerin etkisiyle elde ettikleri sömürge ve yarı sömürge ülkelerin idari ve askeri yapısında büyük değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur.  Osmanlı İmparatorluğu başta olmak üzere, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Alman İmparatorluğu ve Çarlık Rus İmparatorluğu'nun çözülme sürecini hızlandırmıştır. Unutmamak gerekir ki, 1. Dünya Savaşı, erken uluslaşan devletlerin egemenliği ve kontrolünde gerçekleşen bir savaştır. Bu savaş ile beraber Fransa gibi ülkelerin belirleyici olduğu bir ulusallaşma süreci bu imparatorluklar içinden çıkarak kendi ulus devlet yapılanmalarını oluşturmuşlardır. 

20. yüzyıl başından bu yana petrolün önemli bir enerji kaynağı olması, Ortadoğu ve özellikle Kürdistan bölgesinin, emperyalist ülkeler için ilk müdahale edilmesi gereken yerlerin başında olmasına neden olmuştur. Kürtlerin geç uluslaşmalarının nedenlerinden biri budur.

Kürdistan önceleri İpek Yolu ve buna bağlı olarak ticaret merkezlerinin, Modern Çağ ile beraber ise enerji kaynaklarının yoğun olarak bulunduğu bir coğrafyadır. Bu durum savaşların ve askeri hareketliliğin bölgeden eksik olmamasının nedenidir. Ayrıca Kürtlerin iç dinamiklerinin kendi ulusal kavgalarını verecek bir örgütlülük yaratamamalarının en önemli sebeplerinden biri yine bölgede çatışmaların hiç son bulmamasıdır.

Kürtlerin sürekli bir şekilde savaş durumunda olması veya savaşlardan kendilerini korumak için dağlara sığınmaları, yerleşik hayata çok geç geçmelerine neden olmuştur. Sınırlı bazı kalkışmalar olsa da, Güney Kürdistan’daki Mustafa Barzani hareketi gibi geneli kapsamamış, ulusal anlamda uzun vadede istenilen sonuçlar elde edilememiştir. Bu gelişmeler, Kürtlerin üretici güçlerini geç geliştirip ulusal anlamda uyanışlarını geciktirerek, geç ulusallaşmalarına yol açmıştır.

Geç ulusallaşmanın izlerini günümüzde bile görmek mümkün: 1970’lerden sonra ete kemiğe bürünmeye başlayan Kürt ulusal hareketleri, modern ulusun öğelerini temsil eden donelerin çok gerisinde kalan siyasi programlar ile ortaya çıkmıştır. Genelde silahlı mücadeleye yatırım yapılırken; diplomasi, sanat ya da kültür alanlarına fazla yatırım yapılmamıştır. Örneğin Kürdistan dışında güçlü bir diaspora yaratılamamıştır. Merkeziyetçiliği esas alan bir siyaset tarzı ile siyaset sahnesine çıkılmıştır. Sınırlı bir kadro ile ve üç-beş kişinin belirleyici olduğu 20. yüzyılın siyasi doneleri ve örgütlenme tarzları ile hareket edilmiştir.

Parti kongreleri tek adayların olduğu, farklı fikirlerin ve düşüncelerin parti kongrelerinde tartışılmadığı, parti kararlarının parti kongresi öncesi alınıp kongre sürecinde parti delegelerine onaylatıldığı, liderlerin ve genel başkanların eleştirilmediği aşırı merkeziyetçi bir şekilde geçen, demokrasinin sadece lafta kaldığı bir süreç yaşamışlardır. PKK’nin HDP’yi eleştirebildiği, fakat HDP’nin PKK’yi eleştiremediği, atama usulleri ile belediye ve milletvekili adaylarının belirlendiği burjuva demokrasisinin bile gerisinde kalan bir siyasal süreç ve süreçler yaşanmaktadır.

Bu durum aşılmadığı müddetçe, Kürtler 21. yüzyılda siyasi statü elde etseler bile gidecekleri yol anti–demokratik, çoğulculuğu reddeden, az gelişmiş kapitalist bir yoldur. Çoğulculuk derken kastedilen, farklı fikirlerin kendisini özgürce ifade ettiği, Kürtlerin kendi içinde gerçek anlamda iç siyasetlerini oturtmalarıdır. Çünkü farklı fikirlerin ve siyasetlerin yaşam bulmadığı bir Kürdistan’da her alan için geçerli bu gelişim ve değişim denilen şey olmaz. Sanatta, mimaride, bilimde, kültürde, siyasette ilerleyebilmek için dışa karşı bir özgürlük değil sadece, kendi içimizde de özgürlük gereklidir. 21. yüzyılda Kürtler, artık sivil alana da yatırım yapıp geç ulusallaşmanın, tarihin trenini kaçırmanın ve bunlardan dolayı ortaya çıkan tarihsel açığın hesabını sormalı ve modern çağın doneleri ile buluşmalıdır.

Mehmet Can