Bekir yoldaşın devrimci hatırası

21.11.2016 - 12:29
Şenol Karakaş
Haberi paylaş

Yıllar önce Sosyalist İşçi’yle temas ettiğimde Bekir Yıldırım yoldaşla tanışmış ve çok etkilenmiştim. Çok konuşmayan ama konuştu mu kısa, net ve ikna edici olan bir devrimciyle tanışmak her genç devrimciyi etkiliyordu.

Bekir yoldaş, geleneğimizin hem lider kadrosu içindeydi hem de merkezi düzeyde atılması zorunlu olan pratik hangi adım varsa o adımı hemen atmak konusunda da öncüydü. Büronun elektrik parasının yatırılması, büroların derli toplu olması, gazetenin tüm baskı işlerinin halledilmesi, örgütün para sorunlarının giderilmesi için yöntemler bulunması.

Ama Bekir’in çok daha farklı bir özelliği daha vardı. İşçi hareketi hakkında, hareketin alabileceği seyir ve bu harekete nasıl müdahale edersek sınıfın örgütlenmesine faydalı olabileceğimiz konusunda benzerini hiç kimsede görmediğim bir yeteneği vardı. Sadece bir öngörü yeteneğine sahip olması da değildi mesele. Devrimci partiler kadrolarla inşa edilir ve kadroların yabancılık çekmesini engellemek gerekir. Bu yüzden, bizim kuşağın İstanbul’da örgütlenmeye çalışan Sosyalist işçi üyelerinin bir çoğu, öncü işçilerle ve işçi sendikalarıyla ilk temaslarını Bekir yoldaşla birlikte, onun tecrübesinden, özgüveninden faydalanma şansını elde ederek gerçekleştirmişlerdir. Bir nevi, elimizden tutar sendikalar götürürdü.

Bu, kuşkusuz teorik bir tercihin ürünü olan bir faaliyet biçimiydi. Türkiye’de solun geleneğinde popülizm ve ikamecilik, yani işçi sınıfının yerine halkın çeşitli katmanlarını koyma ve hareketin yerine de kendi eylemini koyma eğilimi güçlü bir alışkanlıktı. Kökenleri stalinizmde, gerillacı mücadele eğilimlerinde ve kemalizmin sol yorumlarında yatan bu eğilimden uzak durmak, özetle, işçi sınıfının mücadele dinamiklerinin kavranmasında klasik Marksizmin aşağıdan sosyalizm geleneklerine yaslanmak, o dönemde, 1990’larda sol içinde çok küçük bir kesimin başarabildiği bir yaklaşımdı. Bekir yoldaş, teorisinin ve eyleminin merkezine işçi hareketinin tam da kendisini koyan ve sosyalizmi işçilerin kendi eyleminin ürünü olarak kavrayan devrimci geleneğin Türkiye’de ete kemiğe bürünmesinde çok kilit bir role sahipti. İşçilerin uluslararası dayanışmasını her şeyden daha önemli gören bir geleneği, 1980’lerin ikinci yarısı ve 1990’larda inşa etmek için kolları sıvayanlara o günlerde deli gözüyle bakılıyordu. Sosyalizmin işçi sınıfının kendi eylemiyle, aşağıdan, demokratik özyönetim organları aracılığıyla ve ancak küresel ölçekte kurulabileceğini ilan etmek ve gündelik politikalarda “işçi sınıfına yardımcı olmak” yaklaşımını benimsemek, sosyalizmin hakim yorumunu savunanlar açısından “troçkist olma derecesinde saçmalık” olarak görülüyordu.

Bekir yoldaş, başka bir konuda daha hakim eğilimle mücadele içindeydi: Kürt halkının mücadelesi ve Türk milliyetçiliği. Türkiye’de çok az gelenek Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunuyordu. Bu hakkı savunmak, aynı anda Türk milliyetçiliğiyle cebelleşmek anlamına da geliyordu. Bekir yoldaş, bugünlerde devletin temel ideolojik harcı haline getirilmeye çalışılan “yerli ve milli” olma vurgusunun o gün sahip olduğu biçimlere karşı, Ermenilerin yanında, Kürtlerin yanında, Yahudilerin yanında yer alan bir geleneği inşa ederek, ezilen halkların mücadelesiyle işçi sınıfının mücadelesi arasında köprüler kurmanın önemine o günlerden dikkat çeken bir örgütlenmenin inşasında aktif rol alarak çok önemli bir misyon üstlenen az sayıda devrimciden birisiydi.

Henüz Ankara’da Sosyalist İşçi’nin saflarında örgütlenme çabası içindeyken, bir gün kalkmış ve İstanbul’dan üç dört yoldaş birlikte kaldığımız evi ziyarete gelmişti. Saatlerce, benim Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a gelmemin gerekli olduğunu anlatmıştı. İkna etmişti. İstanbul’a geldiğimde Doğan yoldaşların evine yerleşmiştim. Sosyalist İşçi aylık bir dergi olarak çıkıyordu. Buna son verilmiş, döneme uygun gazete formatında çıkartılmasına karar verilmişti. Gazete, Doğanlarda hazırlanıyordu, Ankara’dan benden önce İstanbul’a “transfer” olan Volkan’la beraber gazetenin ilk sayısı için sabah saatlerinde Bekir yoldaşla buluşmuştuk. Gazetenin o zamanlar kullanılan aydınger kağıdından çıkışlarını almış, hava daha karanlıkken büroya gitmiştik, ışıklı masada Bekir yoldaş bir saat gazetenin montajını yapmıştı. Sonra vapura binip çaylarımızı içerek matbaaya gitmiştik.

Bir süre sonra Bekir yoldaş geri çekilmeye başladı. Nedenini hiç soramadım. 2000’li yılların başından sonra çok az görüştük. En son Doğan yoldaşın cenazesinde sarılmıştık, “çok üzgünüm çok” demişti.

Doğan yoldaşın da Bekir yoldaşında mücadelelerinin tek bir saniyesi bile boşa gitmiş değil.

Bekir yoldaşın kapitalizme karşı devrimci bir örgüt inşa etme konusundaki kararlılığı, bu kararlılığa sahip bir çok yoldaşının şekillenmesine yardımcı oldu.

Şenol Karakaş

[email protected]

Bültene kayıt ol