Erdal Bayraktar

Erdal Bayraktar son yazıları

Erdal Bayraktar tüm yazıları

01.11.2016 - 10:22

KHK’ların gör dedikleri

15 Temmuz’dan beri olağanüstü günler yaşıyoruz deniyor ya, bu eksik bir ifade. Yaşadığımız tam olarak olağanüstü hâlin olağanlaşmasıdır. 7 Haziran 2015’te başlayan sürecin adım adım buraya kadar geleceği, siyasi güç uğruna baskının ve kaosun tırmandırılacağı öngörülen bir gerçekti. Yaşadığımız tam da bu.

7 Haziran seçimlerinde ve bu seçimlerin hemen öncesinde konuşulan ekonomik gerçeklerin, asgari ücretin, barışın vesaire hükümet nezdinde hayata geçirilebilmesi için bir imkan bulunmamaktaydı. Ekonomik eşitsizliklerin politik gündem hâline geldiği bir noktada daha çok baskıyı ve daha çok siyasi rantı, iktidar devamlılığını sağlamak iktidar açısından kolay değildi. Öyle de oldu. Haziran 2015 sonrasında yaşadığımız savaş, 15 Temmuz’daki darbe girişimi ve sonrasında gelişen olaylar, tam da bu gerçekliğin üzerini örterek baskı rejiminin kurumsal yapısını daha da güçlendirdi.

Baskı rejimlerinin belirli pratikleri vardır. Bir kişi, parti veya ideolojiyi kutsallaştırılarak devletin bütün kurumlarını, faaliyetlerini ve düzenlemelerini bunun etrafında tanımlar.

Yaşadığımız rejim kimileri için yeni fark edilse de daima bir baskı rejimiydi. Sadece coğrafi ve konjonktürel farklılıkları sebebiyle toplumun bir kesimi için ötelenen bir durumdu. Şu an etrafımızı KHK’larla saran baskının tek farkı, tüm devletin, tüm yapısıyla beraber bir dönüşüm süreci içerisinde yaşadığı ve yaşattığı baskıdır.

Baskı rejimleri, iktidar gücünü korumak adına savaşı bir aparat olarak kullanır. Bu rejimlerin sürekli yeni ve daimi düşmanları vardır. Baskının boyutu, savaşın yoğunluğunu da beraberinde arttırır. 30 yıldır savaşarak çözülemeyen sorunlara yeni bir cevap adına daha çok demokrasi ve daha çok barış talep edilen ortamın yarattığı demokrasi ortamı ise bir gerçeği iktidarların suratına vurur; demokrasi aynı zamanda iktidarı kaybedebilir olmak demektir. Karşımızdaki iktidar, bunu idrak etmekten veya kabullenmekten son derece uzak.

7 Haziran sonrasında yoğunlaşan ve 15 Temmuz sonrasında göz ardı edilemeyecek olan baskı, devletin tercihini iktidarın bekasından yana yaptığını gösteriyor. Tüm baskı araçlarının yoğunlaşması, savaşın şiddetlenmesi, her gün gelen ölüm haberleri, basın organlarının, tüm muhaliflerin sindirilmesi, liste liste herhangi bir dayanağı olmadan binlerce memurun ihraç edilmesi bunun en temel göstergeleri.

İktidarda sürekli kalmayı hayal eden bir siyasi yapının devletleştiği, bunu takiben de tüm toplumsal yapının en küçük birimine kadar baskıya uğrayabildiği bir süreci yaşıyoruz. Bunun adı şiddettir ve yaşanan şiddet, baskı rejiminin bir unsurudur. Daha çok savaşla, daha çok baskı ile her gün yaratılan yeni yeni düşmanlarla, toplu bir şekilde adeta sıra dayağı gibi tüm toplumun cezalandırılmasıyla, ekonomik gidişatın “savaşın realitesinin” arkasına gizlenmesiyle bir iktidar elde edilemez. Ancak bir zorbalık elde edilir ki bunun da sürekliliğinin olmadığı yine iktidar tarafından, “başkanlık gelmezse” başlığı altında dile getiriliyor. Bu zorbalığın defini sağlayabilecek tüm yapısal düzenlemeleri başkanlık adı altında baskı rejiminin kodlarına göre yeniden kurgulama çabası, baskı konusunda mevcut yapının da ötesine geçilme isteğinden kaynaklanmakta.

Bir toplumdaki çalkalanmalar, karşı sesler ve muhalefet, KHK’larla dizginlenemez. Bunun böyle olduğunu düşünen kişiler, sırtını şiddeti kullanabilme gücüne dayamış iktidarlara bakabilirler. Bu iktidarların, kendi devamlılıkları için halklara yaşattıkları sonuçlar hemen güneyimizdeki canlı örneklerden görülebilir.

İktidarın, demokrasi taleplerine karşın ürettiği baskıcı cevaplar ve iç meselelerin çözümünü savaş ortamıyla ötelemenin bir sonucu yoktur. Bu, uzun vadede Türkiye’de KHK’larla yaratılan ve olağanüstü hâllerle korunan korku propagandası üzerinden baskıyı kurumsallaştıracaktır. Olağanüstü hâle karşı olağanüstü bir tepki koymak, bu baskının kurumsallaştığı her alanda örgütlü ve demokratik bir mücadele hattı çizmek gerekiyor.

Mücadelenin pratiklerini yine kendi ülkemizdeki deneyimlerden, kayyumların halkın iradesi karşısında nasıl etkisiz hâle geldiğinden görüp anlayabiliriz. KHK’lar savaşı ve baskıyı kurumsallaştırırken, karşısında barışı ve demokrasiyi inşa etmemiz, olağanüstülüğün olağanlığından kurtulmak için tek çaremiz.

Erdal Bayraktar

erdalbayraktar@yandex.com