Memet Uludağ

Memet Uludağ son yazıları

Memet Uludağ tüm yazıları

22.09.2016 - 15:08

BM Mülteci ve Göçmenler Zirvesi'nde timsah gözyaşları

2000’lerin başında dünyadaki toplam mülteci sayısı 30 milyondu. 2015’te bu sayı ikiye katlanarak 60 milyonu geçmiş durumda.

Bugün en büyük sayıyı Suriye’den kaçmak zorunda kalan mülteciler oluşturuyor ama 2011’den çok önce de mülteci krizleri, daha doğrusu insanlık dramları yaşanıyordu. Afganistan, Irak, Somali, Sudan gibi pek çok ülkeden milyonlarca insan canını kurtarmak için kaçmış ve mülteci olmuştu. Bugün, 2001’de Afganistan, 2003’te Irak’tan kaçmak zorunda kalan mültecilerin pek çoğu hâlen kendi yurduna dönemiyor. Suriye öncesi Afganistan birinci sıradaydı. Şimdilerde Libya ve Yemen’de milyonlarca insan mülteci olmakla karşı karşıya.

İnsanların kaçtığı ülkelere baktığımızda sadece mülteci rakamlarını değil, savaş, işgal veya baskıcı rejimler nedeniyle yaşamları her anlamda cehenneme dönmüş milyonlarca insanı görüyoruz.

Sıradan, rahat bırakılsalar işinde gücünde yaşam derdine olacak insanlar bunlar.

Geçen 16 yılda ikiye katlanan mülteci sayısı bir tesadüf değil. Bugünlerde BM Mülteci ve Göçmenler Zirvesi’ne katılan ve orada konuşmalar yapan kimi -belki de pek çoğu- liderler ve devletlerle doğrudan ilgili.

Son 16 yıldaki bu artış 2001’de başlayan ABD liderliğinde ‘terörle savaş’ vahşetiyle doğrudan ilgili. ‘Terörle savaş’ sadece Afganistan ve Irak’ı cehenneme çevirmedi, Ortadoğu ve Afrika’da milyonlarca insanın yaşamını etkiledi. Bu savaşlar terörü değil sıradan insanları yok etti.

Bu süreç sadece Batılı emperyalist devletlerin askeri müdahalelerinden ibaret değildi. Pek çok bölgede ‘Batı dostu’ devletlerin kendi halklarına uyguladığı baskıları ve insan hakları ihlallerini de beraberinde getirdi.

‘Terörle savaş’ süreci fakirliği, sekter çatışmaları ve IŞİD gibi tehlikeli güçleri de doğurdu.

Bu süreç boyunca İsrail’in Filistine saldırıları arttı. Filistinli topraksızların mülteci kamplarından başka gidecek yerleri yok.

Öte yandan bu artış dünyanın pek çok yerinde emperyalizme sadık baskıcı rejimlerin ısrarla desteklenmesi ve silahlandırılmasıyla ile ilgili. Silah satışlarında her yıl yeni rekorlar kırılıyor.

Bu artış onlarca yıldır Afrika’da sulak tarım alanlarının uluslararası şirketlere peşkeş çekilmesi, fakir ülkelere kimi zaman silah zoruyla, kimi zaman da ekonomik terörle uygulanan neoliberal dayatmalarla  da ilgili.

Bu artış BM’nin kendi raporlarında açıkladığı gibi, giderek hızlanan iklim değişikliği ve bunun yarattığı felaketler ve süreklileşen fakirlikle de çok yakından ilgili.

Bugün mülteciler bütün bunlardan da kaçmak zorunda kalıyor.

...

Ama BM zirvesinde liderler bunları konuşmuyor. Mülteci krizinin insan yapısı olduğunu, daha doğrusu içinde yaşadığımız dünyanın düzeniyle, yani düzenin efendileriyle ilgili olduğunu tartışmıyorlar.

Onun yerine mitolojik bir sorundan bahsedercesine, sanki tanrı vergisi bir sorunla karşı karşıyaymış gibi davranıyorlar. Sırtlarında büyük bir yük taşırmışcasına, yarattıkları bir sorundan değil de, büyük ‘özverilerle’ çözmek zorunda kaldıkları bir sorundan bahsediyorlar. Sanki mülteciler ansızın hortlamış gibi feryat figan ediyorlar. Sanırsın acınacak hâldeler, geceleri mültecilerin iyiliğini düşünmekten uykuları kaçıyor.

Bir yandan Yemen’i bombalayan Suudi Arabistan’ı silahlandırıp, İsrail’e milyarlarca Dolar askeri yardım yaparken, diğer yandan yeni bir mülteci dalgasını nasıl önleriz, onun stratejilerini geliştiriyorlar.

Dertleri mültecileri yaratan  koşulları değil, mültecilerin hareketini durdurmak.

...

Konuşmalarında, birkaç arsız aşırı sağcı-ırkçı hariç, liderlerinin hepsi mültecilerin çektiği çilelerden bahsediyor. Hiçbiri mülteciler ölüme, açlığa ve sefalate terk edilsin demiyor.

Hepsi çok insacıl. Belli ki hepsi Alan Kurdi’ye çok üzülmüş.

Sesleri titriyor.

...

Ama hepsi yalancı. İşleri güçleri, tüm uğraşları yalancılık.

BM çatısı altında timsah gözyaşlarıyla bizi kandırıyorlar.

Mülteciler yıllardır ölüme, açlığa ve sefalate terk edilmiş durumda.

İnsanlar mülteci olmak zorunda değildi. Oldularsa bile yollarda ölmek veya derme çatma kamplarda hayatta kalmaya çalışmak zorunda değillerdi.

Mültecileri yaratanlarla mültecilerin yollarına duvarlar örüp, sığınma ve koruma çabalarını bir krize - ama mülteciler için bir krize - çevirenler aynı.  Bugün bunlar BM’de toplanmış yeni stratejileri konuşuyorlar.

O yüzden, topu birden, ister Avrupa Birliği (AB) meclislerinde, ister İstanbul’da Dünya İnsani Zirvesi’nde, İster BM çatısı altında toplansın, istedikleri kadar zirve yapsın ve nutuk atsınlar; son zirvede olduğu gibi istedikleri kadar bağlayıcı olmayan, kuru laf kalabalığı deklerasyonlara imza atsınlar, ne mültecileri yaratan nedenler, ne de mültecilerin koşulları değişiyor.

Değişmiyor çünkü dünyayı Alan Kurdı’ye döktükleri göz yaşlarıyla değil, ekonomik, askeri, milli ve stratejik çıkarlarını kollayan politikalarla yönetiyorlar. Ne kadar insancıllık taklidi yaparlarsa yapsınlar sonuçta politikaları ait oldukları ya da korudukları bir zümrenin, yani bugünün dünyasının efendilerinin politikası.

Fakirin çocuğunun açlık içinde yaşadığı, mülteci annelerin babaların çocuklarını denize gömdüğü bir dünyanın politikacısı bunlar.

Savaş dahil her türlü şekilde kâr etmenin mübah olduğu bir düzenin cambazları bunlar.

Dünyayı, çoğunluğun eşitçe yaşadığı ve paylaştığı bir yer değil, azınlık zenginlerin zenginliğini, tepedeki egemenlerin egemenliğini koruduğu, bunun içinde insan dahil herşeyin bir teferruat olduğu bir yer olarak görüyorlar.

...

Ama işleri kolay değil.

Zenginin daha da zengin olması, despotun tahtını sonsuza dek koruması, petrolün dünya devi şirketlere ölü fiyatına akması kendi başına olmuyor. Bir bakmışız 2011’de olduğu gibi milyonlarca fakir insan ayaklanmış, hem kendi despotunu hem de bunların küresel dostlarının çıkarlarını tehdit ediyorlar. İş, ekmek, özgürlük, demokrasi falan gibi şeyler istiyor bu ‘cahil’ sürüsü. İş, ekmek, özgürlük ve demokrasi olsun ki mülteci olmayalım diyorlar. Karşılarında sadece kendi despotlarını değil, bugün BM zirvesinde insanlıktan bahseden daha güçlü küresel despotları da buluveriyorlar.

İş, ekmek, özgürlük, demokrasi isteyenler bugün yenilip mülteci olmuş olabilirler ama yok olmadılar.

...

Bu liderler ve BM Mülteci ve Göçmenler Zirvesi mülteci krizini sonlandırmayacak. Bu zirve tüm dünyanın gözü önünde oynanan kötü bir oyun. Bu zirve bundan öncekiler gibi bir şov.

Suudi prensin, diktatör Sisi’nin, kurtarma faaliyetlerini sonlandırıp binlerce mültecinin Akdeniz’de ölmesi sonucunu doğuran ırkçı Britanya Başbakanı’nın, işi gücü AB sınırlarını nasıl daha fazla kapatırız diye uğraşmak olan AB Komisyonu’nun, mültecilere karşı referandum yapan ırkçı Macaristan hükümetinin, Arap gazetelerinde boy boy ‘’buraya gelmeyin’’ diye ilan veren Finlandiya hükümetinin, ‘’Avrupa elden gidiyor’’ diye feryat eden AB hükümetlerinin, hâlâ ve hergün yeni mülteciler yaratan ABD’nin ve Rusya’nın; despotik Katar, Bahreyn emirlerinin, milyonlarca Filistinliyi mülteci hâline getiren İsrail’in, siyasi onurunu kaybetmiş Çipras’ın, AB ile çirkin bir mülteci pazarlığı yapan Türkiye hükümetinin, mülteci almayan İrlanda Başbakanı’nın; kralların, paşaların yani bugün BM’de toplananların pek çoğunun kendi rızasıyla çözeceği bir sorun değil bu kriz. Göz göre göre yaşanan insanlık dramı yüz kızartıcı hâle geldi, sınırlar ise delindi, o yüzden toplanıyorlar.

Onlar sorunun bir parçası, çözümün değil.

Onlar olsa olsa yeni mülteciler yaratacak işler yaparlar. Sonra da ortak imzaladıkları, hiç bir bağlayıcılığı olmayan, sözde küresel bir eylem deklerasyonuna imzalarını atıp, herbiri kendi sınırlarıyla korunaklı, kendi bayraklarının dalgalandığı ülkelerine, kendi zenginlerinin milli çıkarlarını korumak üzere geri dönerler.

Onlar sorunun bir parçası çünkü hem ortaklaşarak mültecileri yarattılar, hem de, birbirleriyle, en az sayıda mülteciyi en uzun zamanda nasıl alırız, hatta nasıl hiç mülteci almayız yarışına girdiler.

Hiç biri kendi zengininin zenginliğinden pay vermek istemiyor. Hiç biri, elinde olsa, mültecilere insanca bir yaşam sağlama kaygısında değil.

İstisnasız hepsi kendi halkına ekonomik, politik sosyal baskılar uyguluyor. Kimi az, kimi daha çok.

O yüzden seçimlerde mültecileri ırkçılıklarına malzeme ediyor, oradan nasıl oy toplarız, onun derdine düşüyorlar.

Ama işleri zor.

Planları her zaman tutmuyor. Çünkü sadece onlar yok. Onların bu planlarını hem kendileri hem de mülteci kardeşleri için bozmak isteyen milyonlar var.

BM’nin lüks salonlarında değil, mülteci kamplarında, sokaklarda, her yerde.

Memet Uludağ

@Memzers