Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

07.05.2016 - 21:48

Davutoğlu’nu yiyen kriz

Beklediğimizden çok daha hızlı şekilde gerçekleşti ve Erdoğan’la yaptığı görüşmenin ardından başbakan Davutoğlu, Mayıs ayı içinde yapılacak kongrede yeniden AKP Genel Başkanlığı’na aday olmayacağını açıkladı. AKP MKYK’sı içinde mutabakatın ortadan kalkması nedeniyle aday olmadığını söyledi. Özetle, Erdoğan Davutoğlu’nu görevden aldı ve Davutoğlu da "istenmediğim yerde durmam" demiş oldu.

Şimdi AKP içinde yeni bir çalkantı yaşanacak. Erdoğan, gruplar hâlinde AKP vekillerini toplayarak perspektif veriyor. Kaotik durum derinleşerek sürüyor. 22 Mayıs’ta AKP Kongresi’nin yapılacağı açıklandı.

Davutoğlu neden tasfiye edildi?

Bölünme ve çatışmaların nedeni, AKP içi kariyer yarışması değil. Erdoğan’ın Davutoğlu’nu tasfiye etmesinin nedeni, devletin yerli ve milli koalisyonunun savaşa bağlı gelişen ve şekillenen otoriter eğilimleri açısından Davutoğlu’nun daha yumuşak, daha ılımlı kaçmasıydı.

Hem şeffaflık yasası konusunda, hem Alevi açılımının içeriği ve biçimi konusunda, hem çözüm sürecine dönülmesi ve barış isteyen akademisyenlerin tutuksuz yargılanması konularında hem de Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklu yargılanması gibi konularda, devletin daha otoriter, daha savaşkan, daha keskin, daha acımasız eğilimi açısından Davutoğlu daha uzlaşmacı kalıyordu.

Davutoğlu’nu, Erdoğan’ın temsil ettiği politik pozisyona göre daha uzlaşmacı gösteren etkenlerden birisi, AKP tabanında son yıllarda yaşanan gelişmelerden duyulan rahatsızlığın yansımaları. AKP, Erdoğan liderliğinde yerli-milli bir politik eksende, sağcı, antidemokratik bir merkez partisi olduğunu muştularken; bu partinin tabanında vicdansızlığa, adaletsizliğe tepki duyanlar bir dizi gelişmeden rahatsızlık duyuyorlar. Devletin yeniden İsrail’le iyi ilişkiler kurmaya başlaması, çözüm sürecinin bitirilmesi ve Cizre başta olmak üzere insanlık dışı uygulamaların hayata geçirilmesi, bebek cenazelerinin buzdolaplarında saklanması, savaşta yaklaşık 6 bin kişinin ölmesi, Ergenekoncuların önce serbest bırakılması, ardından aklanması, yolsuzluk yapan bakanların aklanması, çocuk tacizleri, akademisyenlerin ve gazetecilerin tutuklanması, Rus uçağının düşürülmesi, başta Suriye olmak üzere dış politikada atılan adımlar konusunda kafaların karışık olması. Önde gelen bir AKP’li, 7 Haziran seçimlerinde AKP’den kopan oylara atıf yapıp, 1 Kasım’da bu oyların geri dönmüş olmasını abartmamak gerektiğini, insanların istikrar kaygısıyla kahrede kahrede AKP’ye oy verdiğini söylemişti.

AKP liderliğinin kendi arasındaki çatışmalar, toplumda genel hoşnutsuzluğun ama özellikle AKP tabanındaki hoşnutsuzluğun, kafa karışıklığının bir yansıması.

Davutoğlu’nu nasıl hatırlayacağız?

Önümüzdeki günlerde birkaç tartışmayı yapmak önemli: Birincisi, "Erdoğan karşıtı olsun da çamurdan olsun" diyen muhalefetin şimdi de Davutoğlu’ndan “düzgün, demokrat bir insan” çıkartma çabasına karşı tartışmalıyız. Davutoğlu’nun, Türkiye’nin en kanlı dönemlerinden birisinde, hem canlı bomba saldırılarının olduğu dönemde hem de çözüm sürecinin bozulup binlerce insanın öldüğü dönemde başbakan olduğunu unutmamak gerekiyor. Davutoğlu Cizre’de, bodrumlarda insanlar öldürülürken başbakandı. 1 Mayıs yasaklanırken başbakandı. 10 Ekim Ankara katliamı sırasında başbakandı.

İkincisi ise, gelişmelerin bir darbe olduğu yönündeki görüş. Bu görüş, darbenin ciddiyeti konusunda kafa karıştırıyor. Erdoğan, Davutoğlu’na bir darbe yapmadı. Erdoğan, Davutoğlu’nu görevden aldı. Göreve atayan da Erdoğan, görevden alan da Erdoğan. Cumhurbaşkanı olduğu günden beri "rejim fiilen değişmiştir" diyerek sayısız kere anayasanın mevcut sınırlarını ihlal eden Erdoğan, en çok, bir cumhurbaşkanı gibi değil bir parti başkanı gibi davrandığı ölçüde yasaların dışına taşıyor. Buna darbe demek, darbe kavramını gerçek içeriğinden kopartmaktır.

7 Haziran seçimlerinden sonra izlediği yöntemle, milyonlarca insanın oy verdiği partilere hükümet kurma görevini vermeyerek bu iradeyi çiğneyen Erdoğan, darbeciliğe daha yakın bir eğilim içindeydi. Şimdi zaten göreve kendisinin getirdiği bir memuru görevden alıyor.

Sivil darbe kavramının yeniden gündeme sokulduğu bugünkü koşullarda, yaşananın darbe değil, devletin savaş konseptine göre yumuşak kalan Davutoğlu’nun, partisi ve Erdoğan tarafından görevden el çektirilmesi olduğunu tartışmamız gerekiyor.

Gelişmeler, yerli-milli bir savaş koalisyonunun şekillenmesinin devam ettiğine işaret ediyor. Yine aynı gelişmeler, AKP içinde derin sorunlar olduğunu da gösteriyor.

Sorun çift başlılık değil, Erdoğan’ın anayasayı çiğnemesi

Erdoğan Davutoğlu’nu tasfiye ederken, toplumun bir tartışmayı daha yapmasını da sağlamaya çalışıyorlar. A&G’nin sahibi Adil Gür’ün, Davutoğlu’nun görevden el çektirilmesinden hemen sonra başlattığı ve Davutoğlu krizinin parlamenter yapının Türkiye’ye dar geldiğini gösterdiğini iddia ettiği gibi, tartışmalar Türk tipi başkanlık rejiminin acil bir ihtiyaç olduğuna bağlanıyor.

Oysa, sorun başbakan ve cumhurbaşkanın da halk oyuyla seçilmesinin yarattığı yetki kargaşasından değil, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığının sınırlarını çiğnemesinden kaynaklanıyor. AKP’nin iç krizine yanıt olarak Davutoğlu’nu tasfiye etmesini başkanlık için bir gerekçeye dönüştürmesine izin vermemek zorundayız. Bunu yapamazsak, toplumda giderek, “çift başlılık siyaseti çıkmaza sokuyor” fikri güçlenecek ve Erdoğan başkanlık tartışmasında avantaj sağlayacak.

Anayasa referandumu ya da erken seçim, Erdoğan’ın bu konuda ne kadar avantajlı olduğunu düşündüğüne paralel olarak gündeme gelecek.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com