Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

10.03.2016 - 12:49

Çarpılırsınız!

HDP’li vekiller hakkında fezlekeler mecliste. 7 Haziran’da yüzde 13, 1 Kasım’da yüzde 11 oy alan, beş altı milyon arası oy alan bir partinin eş başkanlarını ve önde gelen temsilcilerini meclisten derdest etmeye hazırlanıyorlar.

Ne yapmış bu milletvekilleri? Paraları mı sıfırlamış, ihalelere fesat mı karıştırmışlar, dev madencilik şirketlerine vergi affı mı getirmişler, başka ülkelerin iç işlerine aktif bir şekilde burunlarını sokup başka ülkelere silah mı yollamışlar, bilmem kaç milyar karşılığında Türkiye’den çıkmak isteyen Suriyelilere geçişi mi kapatmışlar, arkadaşı İran’da dolandırıcılık nedeniyle idam cezası alan Sarrab’dan saat mi hediye almışlar?

Ne yapmışlar da dokunulmazlık fezlekeleri meclise geliyor?

Yaptıkları şu: Barış istediler!

Sadece barış dediler!

Yoksa aylarca ama aylarca İmralı’ya, oradan Kandil’e giden, çözüm sürecinde aktif rol oynayan milletvekillerinin “terör” örgütüyle ilişkilendirilip milletvekilliklerinin gasbedilmesi eğiliminin başka bir açıklaması olamaz.

Demirtaş dün neyse bugün de o!

Figen Yüksekdağ dün neyse bugün de o!

Demirtaş, Öcalan’la görüşürken de barış diyordu, geçen temmuz ayında savaş yeniden başladığında da barış dedi, bugün de her açıklamasında akan kanın durması çağrısında bulunuyor.

Barışı savunmak, sadece ve sadece devletin tüm kanatları, meclisteki tüm devlet ve burjuva partileri savaş yapmakta kararlı olduğu zaman suç olarak algılanmaya başlar. Merkez medya, barışı savunmaktan, barışı savunan insanlara sayfa ayırmaktan vazgeçer. Devletinin gazetecileri, devletin tanklarının içinden haber yapmaya başlar. Barışı savunmak, sadece ve sadece savaş yapma kararı alan devletin şişirdiği milliyetçiliğin ortalığı toz duman ettiği zamanlarda suç olarak yansıtılır. Milliyetçilik, devlet tarafından bilinçli bir şekilde şişirilmeye başlanmışsa, kavramlar da yer değiştirmeye başlamış demektir. En savaşçı, en hamasi nutukları atanlar baş tacı edilir. Tank atışları kentlerin duvarlarını, parklarını, camilerini, yollarını enkaza çeviriken, milli hisleri baş tacı edenlerin bodrum katlarında insan ve tüm canlı hayatına beş kuruşluk değer biçmediği açığa çıkar.

Ne yapmıştır Demirtaş? Savaş suçu mi işlemiştir?

Hayır. Demirtaş, eğer suç denilebilecekse, barışı ve demokrasiyi dile getirme suçu işlemiştir. Dokunulmazlığına dokunulmak istenen milletvekillerinin ama esas olarak Demirtaş’ın kabahati, iki korkuyu aynı anda tetiklemek oldu ne yazık ki. Birisi, 7 Haziran’da AKP’nin tek başına iktidar olmasını engellediği için Tayyip Erdoğan ve AKP liderliğinin korkusu. Diğeri ise Kürtlerin Suriye’de özerklik/mevzi kazanma sürecini varoluşuna yönelik en ciddi tehlike olarak algılayan devletin Kürt korkusu. Bu iki korku, 7 Haziran’da tetiklendi, birleşti; daha doğrusu, uzlaşarak karışık bir tedirginlik hâline geldi, kimin korkusunun hangisi olduğu unutuldu. Sonra Erdoğan, bu korku evresinden atak evresine geçildiğinin işareti olarak “550 milli ve yerli milletvekili” istedi. Ergenekon ve Balyoz davalarının kumpas olduğunu anlatarak inşa edilen siyasi eğilimin zirve noktasını, darbecilerle AKP liderliğinin, ulusalcılarla dindarların bir kesiminin uzlaşma platformu olarak milli ve yerli politik saflaşması oluşturdu.

Bu milli ve yerli uzlaşması, genetik siyasi kodlaması itibariyle milli olma şansına sahip olmayan Kürtleri, Kürt sorununda çözüm sürecinde görev alan Kürt aktörlerini siyaset dışına çıkartmayı haklı kılan bir kılıf işlevi görüyor devlet açısından.

Ama karşımızda yepyeni bir Türkiye olduğu için de HDP’yi kapatmayıp sadece milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmayı hedefliyorlar! Partiyi kapatmayıp lider kadrosuna siyaset yasağı getirmek: İşte milli ve yerli yeni Türkiye’nin şapşallığı.

Önümüzdeki her gün, bu milli ve yerli ittifakını dağıtmak için çaba harcamamız gerekiyor. Bu ittifak demokrasiye, insan haklarına, insanlar arasında hüküm süren bazı düzgün davranış kalıplarına, özgürlüklere, eşitliğe, kardeşliğe, bir arada yaşama duygusuna, bilebildiğimiz olumlu tüm siyasal ve toplumsal değerlere aykırılık temelinde inşa ediliyor çünkü.

Peki, delirmiş olabilirler mi?

Gerçekten Demirtaş ve HDP’li diğer vekillerin dokunulmazlıklarını kaldırabilirler mi?

Sedat Peker’in “Ulu Hakan” diye anıldığı ve devlet katında itibar gördüğü koşullarda her şey olabilir. Dokunulmazlıkların kaldırılması kadar vahim olan ise hükümetin dokunulmazlıkları bir şantaj aracı olarak kullanmayı son 6 ayda alışkanlık hâline getirmesi.

Bir bütün olarak siyasallaşmış Kürt halkını kapatamadıktan sonra, ister HDP’yi, isterse milletvekillerini kapatın ve siyasal alanın dışına itin. Kürt sorununu çözmüş olmazsınız. Kürtlerin kaç kez partisi kapatıldı, kaç kez milletvekillerinin hakları çiğnendi? Kaç Kürt öldürüldü? Kürt halkı geri adım attı mı?

Bir bütün olarak siyasallaşmış Kürt halkını herhangi bir yere kapatmak mümkün değildir. Bu yüzden bu halkın siyasal temsilcilerine dokunmayın!

Kürt halkına dokunmayın!

Milletvekillerine dokunmayın!

İleride bir yerlerde bizleri beklediğinden kuşkumuz olmayan barış ihtimaline dokunmuş olursunuz, dokunmayın!

Meclisin konuşması gereken, HDP’li verkillerin dokunulmazlıkları değil, yeni dinamikleriyle çözüm ve barış sürercinin nasıl, ne zaman başlayacağı, Kürt illerinde süre giden şiddetin hemen son bulması, ölümlerin sorumlularının hesap vermesi için bir dizi yasal yaptırımın uygulamaya geçirilmesidir.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com