Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

18.02.2016 - 16:21

Biz bu çılgınlığı durdurabiliriz!

Devlet, işçilere, yoksullara, Kürtlere, Ermenilere, azınlıklara bir günlük başarıyı ve bu başarıdan kaynaklanan sevinci ve coşkuyu çok gördü.

7 Haziran’da seçim sonuçları açıklandığında, yedi gün yedi gece halaylar çekildi. Herkesin, hepimizin yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı. HDP, Kürt illerinde 4 mlyon, batıda yaklaşık 2 milyon oy almıştı. 80 milletvekili çıkartmıştı. AKP tek başına hükümet kuramıyordu. Kürt hareketinin omurgasını oluşturduğu bir partinin merkez siyasetin ana güçlerinden birisi hâline gelmesi, devlet açısından kabul edilemez bir sonuçtu. Bizler yedi gün yedi gece halaylar çekerken, Erdoğan, devlet ve AKP liderliği planlarını yapmıştı belli ki.

Bu planın özünü, Kürtlere Suriye’de nefes aldımamak oluşturuyordu. Bu, aynı zamanda sendeleyen çözüm süreci masasını, "buzdolabına kaldırdık" diyerek devirmeyi de içeren bir plandı. Bu, yine aynı zamanda, İncirlik Üssü’nü ABD liderliğindeki koalisyon güçlerine açarak küresel güçler açısından daha kabul edilebilir bir Suriye politikasına çark etmek demekti. Bu sayede, İncirlik Üssü ABD’nin kullanımına verilir verilmez, IŞİD’e karşı saldırıya geçiyormuş gibi görünen Türk savaş uçakları, hemen akşama doğru Kandil’i bombalamaya başlayabildi.

Bu sırada, Suruç’ta onlarca genç IŞİD’in canlı bomba eylemiyle katledilmişti.

Devlet, 7 Haziran’dan beri kan kusturuyor. Kürt illerinde Kürtlere, Suriye’de Kürtlere, Türkiye’nin batısında da demokrasi ve barış isteyenlere...

Suriye’deki Kürt düşmanı politikası, Suriye’de savaşan küresel güçlerin çıkarlarıyla da zaman zaman çelişkiye düşüyor. Bu üç etmen; Türkiye’de çözüm masasının devrilmesi, Suriye’de Kürtlerin mevzi kazanması engellenemezse Türkiye için ölümcül bir tehdit içereceği algısı ve küresel güçlerle bazen taktik bazen stratejik çelişkilere düşmesi, Türkiye’yi bir çılgınlığın tam merkezine sürükledi.

Devlet aklıyla uzlaşan Erdoğan aklı, Doğu Perinçek’in bütün açıklamalarında sık sık görüldüğü gibi, milli ve yerli bir devlet uzlaşma zemini oluşturduğunda hem bu çılgınlığa tehlikeli bir karakter vermiş oldu hem de devletin derin odakları, yıllar süren mahkeme süreçlerinin ardından elleri serbest bir şekilde Kürt avına çıktılar. “Kurdun dişine kan değdi” duvar yazısı, basit bir milliyetçi saçmalık değildi. Ergenekon efsanesinin güçlenerek, hareket serbestisi kazanarak geri döndüğünün işaretiydi.

Milli ve yerli uzlaşması etrafında oluşturulan politik eksen, devlet yetkililerinin yalan söylemesini, gerçek dışı iddialarda bulunmasını da her zamankinden daha kolay hâle getiriyor. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 10 Ekim Ankara canlı bomba katliamını IŞİD’in yapığını açıklasa da, devlet yetkilileri, cımhurbaşkanı ve başbakan “kokteyl terör”den söz edip, YPG ve PKK’yi de katliamın sorumluluğuna ortak etmeye çalıştılar. Dün gerçekleşen katliamdan sonra da başbakan çıkıp “eylemi YPG yaptı” diyebiliyor. Medyada çok garip insanlar türediği ya da bazı demokrat görünümlüler tersine evrim geçirip mağara insanlarına dönüştüğü için, bu gerçek dışı beyanlar rahat rahat dile getirilebiliyor ve  destek bulabiliyor. 10 Ekim Ankara katliamının daha ilk şokunu yaşarken, kalemini satılığa çıkartmış bazı gazeteciler çoktan kendi kendimizi bombaladığımızı yazabilmişti.

Son saldırıyı devlet, çok açık ki, Suriye’ye yönelik askeri müdahale eğilimini güçlendiren bir öğe olarak kullanmak istiyor. YPG ya da PKK’ye sorumluluk yüklemeleri bundan.

Çılgınlık, ölüm, acı, Cizre, Sur, o taraftan bine yakın, bu taraftan 300’e yakın ölü, iki Ankara katliamı, Suruç, Diyarbakır ve Sultanahmet bombalamaları. Bunu durdurabiliriz. Bu çılgınlığı durdurmalıyız. Bunun ilk yolu, milli ve yerli uzlaşması etrafında yaşanan şekillenmeyi dağıtmak. Çözüm masasının yeniden kurulmasını savunan güçlü bir hareket inşa etmek. Suriye politikasında radikal br değişiklik yaşanması ve ancak bu değişikliğin insanları çılgınlığın merkezinde acı çekmekten kurtacağını savunmak.

Bunun için de öncelikle, korku duvarını inşa edenlere, korkmadığımızı göstermek. Can sıkıntılı insanların, sokağa çıkmaktan çekinenelerin sayısında bir artış var ve bu bir salgın gibi her tarafı sarıyor. Korku duvarının altından tuğlaları teker teker çekeceğimiz, sonra omuzlayıp yıkıp aşacağımız ve 7 Haziran günlerindeki moral havaya yaklaşmamıza yardımcı olacak bir birleşik mücadele, gerçekçi, sabırlı ve kapsayıcı bir mücadele bugünün en acil hamlesi.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com