Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

11.02.2016 - 11:22

Milli, yerli ve Ergenekonvari

Devlet, yeni bir politik eksen belirliyor ve bu eksenin öbür tarafında kalanlar devlet düşmanları listesinde sıralanıyor. Öncelik Kürtlerde her zaman olduğu gibi. Kirli bir savaş sürüyor yine. 1990’larda süren savaşa kirli denmesinin bir nedeni vardı. Az gittik, uz gittik ve gördük ki bu neden yeniden devrede. Kirli işler oluyor. Kirli işlerin üstadları devreye girmiş olmalılar.

Kimdir bu devreye girenler?

Önümüzdeki dönemde, milli ve yerli olmayanların vereceği mücadelenin merkezinde, bugün Kürt illerinde devreye giren bu odağın dağılması ve bu odağın merkezinde bulunduğu yeni saflaşma etrafında birleşen ya da uzlaşan güçlerin dağıtılması hedefi yer almalıdır.

Bu odağı, Selahattin Demirtaş, şöyle tanımladı: “Saray, Ergenekon ve ordu uzlaşmasıyla 7 Haziran’da bir darbe yapıldı. Hükümet de inisiyatif dışı kaldı.” Bu tespitin en önemli yanı, Erdoğan, silahlı kuvvetler ve Ergenekon arasındaki uzlaşmaya parmak basmış olması. Zayıf yanı ise hükümetin bu uzlaşmanın dışında kaldığını düşünmesi.

Ne yazık ki böyle değil.

Milli ve yerli olmak güdüsü, hükümetin de politik propagandasında yer tutmaya başladı. Vatan Partisi sadece Erdoğan’la değil hükümetle de uzlaşma içinde.

Fethiye Çetin, Hrant Dink’in katillerinin davası ilk sonuçlandığında, hemen mahkeme önünde öfkeyle, Hrant Dink’in, Ergenekon’u da aşan bir örgütlenme tarafından katledildiğini açıklamıştı. Ergenekoncular, Balyozcular, Seferberlik Tetkik Kurulu bünyesindekiler, devletin derin geleneği. Ergenekon ve Balyoz davaları, buz dağının görünen kısmının yargılanmsını sağladı. 2010 anayasa referandumu bu yargılanmalar için, yani askerlerin yargılanması için yasal zeminin oluşmasını sağladı. Fakat ırkçı sağcılardan ulusalcı solculara kadar geniş bir yelpaze, Ergenekon ve Balyoz davalarının kumpas olduğu yönünde güçlü bir kampanyayı aralıksız bir şekilde sürdürdü. AKP liderliği, davalar hakkında yaratılan şüpheci ortamda, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını savuşturmak için, bütün bu davaların, AKP’ye kumpas kuranların “milli orduya” kurdukları kumpas örnekleri olduğunu anlatmaya başladılar. Bu, Ergenekon’la başlayan uzlaşma sürecinin ileri bir evresi oldu. Erdoğan, anayasa referandumunda HSYK’nın yapısındaki değişiklikle ilgili maddeyi, “Yanlış yaptık” diyerek değerlendirmeye başladı.

Bir süre sonra, tüm cuntacılar, Ergenekoncular serbest kaldı.

Doğu Perinçek boşuna muhafazakârlarla vatan cephesi kurdukları için mutlu olduğunu söylemiyor.

Demirtaş’ın Ergenekon’a dikkat çeken konuşmasına, ulusalcı sosyalistler hiçbir şekilde kızmadılar. Bunun nedeni Ergenekon’u hep beraber aklayan, olmadığına dair şüphe yaratan, darbelere karşı mücadele eden sosyalistleri baş düşman ilan edenlerin, yeni dönemin “milli ve yerli” egemen bloğunun, aynı zamanda ihtiyaç duyduğunda, Kürtlerin evlerinin duvarlarına, “Kurdun dişine kan değdi” diye yazabilecek derin güçlerin kısmi hareket serbestisi elde edeceği bir dönem olacağını görebilmeleri mi acaba?

Ergenekon’un varlığına dikkat çekmek için AKP liderliğinin Ergenekon’la uzlaşmasını beklemek sadece gecikmiş bir siyasi hamle değil, aynı zamanda Ergenekon’a karşı daha dezavantajlı bir dönemde mücadele etmek demek. Mücadeleden kaçacak hâlimiz yok! Geç de olsa Ergenekon’u işaret edenlerle de omuz omuza yürüyeceğiz.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com

(Sosyalist İşçi)