Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

22.12.2015 - 17:21

Devletin düşmanları listesi

Türkiye Cumhuriyeti, ister tek partili rejimi olsun isterse çok partili, her zaman bir devlet düşmanları tanımına sahip. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Aleviler, Kürtler, sosyalistler, hatta başörtülüler. Sadece içerideki düşmanlar değil, Türkiye’nin dört bir tarafının düşmanlarla çevrili olduğu da cumhuriyet tarihi kadar eski bir efsane.

Erdoğan, vakti zamanında devletin düşmanları listesinde önlerde yer alırken, bugün devlet adına yeni yeni düşman tanımlarını yapıyor. Devletin neden reforme edilemeyeceğini gösteren acıklı bir örnek Erdoğan’ın siyasi yaşamı. Devletin dışladığı bir toplumsal kesim adına kalıcı reformları hayata geçireceği iddiasıyla başladığı siyasi yaşamını, devlet adına yeni yeni düşmanlar icat ederek tamamlıyor.

Bugün Kürt illerinde yaşanan tüm devlet şiddeti, üç yıl önce Erdoğan’ın Suriye’nin Türkiye sınırında Kürt hareketinin özerklik girişimlerine “kırmızı çizgimizdir” dediği günlerde mayalandı. Bir yandan çözüm süreci devam ederken aynı anda PYD’yi düşmanlaştıran yaklaşım, zirve noktasına IŞİD’in Kobanê saldırısı günlerinde çıkacaktı. Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” sözleri değildi önemli olan; önemli olan “PKK eşittir IŞİD” sözleriydi. Suriye’de Kürtlerin kendi kaderini belirlemesine keskin vurgularla karşı çıkarken Türkiye’de çözüm sürecinin uzun soluklu olamayacağı açıktı. Kürt halkından Türkiye’de çözüm sürecinin selameti için Suriye’de kendi kaderini belirleme fırsatı ve hakkını değerlendirmemesini istemek ise ucuz milliyetçiliğin küçük esnaf pazarlıkçılığının ürünü olabilirdi ancak.

28 Şubat Dolmabahçe mutabakatının yok sayılmasının ve Nisan ayından itibaren Abdullah Öcalan’a tecrit uygulanmasının nedeni buydu, hükümet ve devlet erkanının savunduğu gibi hendekler değil.

Şimdi Cizre, Nusaybin, Yüksekova, Sur, Derik, Şırnak gibi sayısız yerde devletin hemen hemen bütün kanatlarının; asker, polis, özel harekât, JİTEM, MİT, derin, gizli, açık ve yasal bütün birimlerinin sahneye koyduğu şiddet, devletin aynı zamanda Suriye’de gelişen Kürt siyasi iradesinden intikam almasının da yöntemi.

Ama bu geçerliliği olan, sürdürülebilir olan, sonuç alıcı bir yöntem değil.

Bu yöntem ne Kürt halkının Suriye’de sahip olduğu direnci kırabilir ne de Türkiye’de yıllar içinde açığa çıkan, şekillenen ve son seçimlerde görüldüğü gibi milyonlarca oya ulaşabilen kitlesel ve kolektif bilinç sıçramasını kırabilir. Cizre’de sıkıyönetim binlerce Şırnaklının Cizre’ye doğru yürüyüşüyle tesadüfen protesto edilmiyor.

Bu, devletin neden batıda kitlesel bir barış hareketinin inşa edilmesini engellemek için tüm psikolojik ve fiziksel olanaklarını devreye soktuğunu da gösteriyor. Kürt halkı yıllar önce korku duvarını aştı. Kobanê direnişiyle korkmak bir yana ulusal varoluşunu küresel bir vaka hâline getirmeyi başardı. Batıda da milyonlarca insan özellikle Gezi direnişiyle birlikte korku duvarını aşmıştı. Ama özellikle Suruç katliamı ve arkasından 103 arkadaşımızın ölümüyle, yüzlercesinin yaralanmasıyla sonuçlanan Ankara katliamı, AKP’nin 1 Kasım seçimlerindeki üstünlüğüyle birleşerek yeniden bir korku duvarının inşa edilmesine neden oldu.

Şimdi, bu duvarı yeniden yıkmak zorundayız. Korku duvarını aşmak zorundayız. Batıda kıpırdanmalar başladı, Diyarbakır’la dayanışmak isteyen, Kürt sorununda barış politikalarının yeniden devreye girmesini isteyen, Kürt halkının kendi kaderini belirlemesini isteyen insanlar harekete geçiyor.

Bu hareket büyüyecek. Ama öncelikle, Kürt halkıyla dayanışmak için eylemler örgütlemek, eylemlere katılmak, barış için barışı savunan ağları inşa etmek yerine, “Neden ses vermiyorsunuz?” cümlesiyle özetlenen ve özellikle sosyal medyada artarak devam eden serzenişleri dile getirmenin, ne barış eylemleri örgütlemeye ne de Kürt halkıyla dayanışmaya hiçbir yardımı olmadığını görmemiz gerekiyor. Batıda oturup da “Neden ses çıkartmıyoruz?” sorusunu soranlar, örgütlenip bir araya gelseler çok etkili bir ses çıkartacak kadar çoklar.

Öyleyse, Kürt halkı ağlaşmaz, örgütlenir direnirken, batıda da örgütlenip direnmek için, kıpırdayan barış hareketlerinin birleşik bir şekilde büyük bir barış hareketi olarak açığa çıkması için kolları sıvamalıyız.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com

(Sosyalist İşçi)