Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

16.12.2015 - 13:43

İki savaş, iki göç dalgası, Abdullah Öcalan

Esad’ın katliamları başladığı günden beri, Suriye’nin içinde ve Suriye’den dışarıya doğru milyonlarca insanın harekete geçtiği bir göç dalgası başladı. Milyonlarca insan canını kurtarmak için yine ölümü göze almak zorunda kaldığı yolculuklara başladı.

Bu göç dalgası artık küresel bir sorun ve hükümet başkanları bu göç dalgasını engellemek için birbirileriyle pazarlık yapar haldeler.

Temmuz ayından beri, daha küçük çapta benzer bir soruna, savaş ve göç dalgasının Kürt illerinde yaşandığına tanık oluyoruz. Bu hafta Cizre’den, Sur’dan, Silopi ve Şırnak gibi ilçelerden evini terk ederek apar topar ayrılanların sayısının 200 bini bulduğu bildirildi. İnsanlar sokağa çıkma yasaklarının ilan edilmemiş olduğu yerlere, şehir merkezlerine ya da köylere, tanıdıklarının, akrabalarının yanına sığınıyor.

Göç dalgası, şimdilik yakın şehirlere, geri dönme umudu yüksek tutularak yaşanıyor. Göç edenler, kısa zamanda geri döneceklerini düşünüyor.

Türkiye, hükümet yetkilileri bunu amaçlarına uygun bir propaganda malzemesi olarak kullansalar da artık iç göç yaşayan bir ülke. Hükümet, Kürtlerin hendeklerden kaçtığını anlatıyor! İnsanlar, hendeklerden değil, savaştan, duvarlara yazılama yapan faşist özel harekatçılardan, tek tek evlerin kapısını kıran devlet şiddetinden kaçıyorlar.

Suriye ve Sur, artık yan yana kullanılıyor.

Sadece göç dalgası açısından benzemiyor, sadece devletlerin hedef tahtasına dönüşen iki yeri ifade etmiyor bu iki bölge. Aralarında bir bağ var. Suriye herkesin savaştığı, hesabını gördüğü saha haline getirdiği ülke. Türkiye de Suriye’de savaşan koalisyonun parçalarından birisi. Devlet, Rojava’da oluşan Kürt yönetimine sert bir şekilde karşı çıtkığı andan beri, Türkiye’de sürmekte olan çözüm sürecinin kaldırılacağı buzdolabı da inşa edilmeye başladı. 

Devlet, Kürt halkının Suriye ve Türkiye’de geliştirdiği inisiyatfilerin kendi iç ve dış politik hedefleri açısından “fazla” olduğunu düşünerek, çözüm sürecini bozdu.

Ulusal ezilmişlik meselesinde, böyle gel gitler olur. Ama Temmuz ayından beri yaşadığımız baskı ve şiddet ortamı, basit bir gel gitten ibaret değil. Ölen her insan, yakılan her mahalle, yıkılan ve boşaltılan her ev ve ilçe barış sürecinden biraz daha uzaklaştırıyor hepimizi.

Çözüm masasının yeniden kurulması , barışın sağlanması için iki adımı aynı anda atmamız zorunlu: Birisi, Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirmek üzere, Suriye halkıyla dayanışan ve tüm savaşan güçlere karşı çıkan küresel bir savaş karşıtı ağı örgütlemek, diğeri ise daha geç olmadan, Abdullah Öcalan’ın yeniden siyaset alanına müdahale etmesinin yolunun açılması için basınç yapmak.

Şenol Karakaş