Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

03.04.2015 - 10:44

Şöyle katledildi sayın cumhurbaşkanı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yurt dışı gezisinden dönerken gazetecilere gündeme dair açıklama yapmış. Her zamanki gibi çok şey söylemiş. Bipolar bozukluğu olan insanlar aşırı sevinçli, aşırı coşkulu olmanın yanı sıra “her zamankinden fazla konuşma” isteği duyarlar.

Erdoğan konuşuyor. Mütemadiyen konuşuyor ama. Gündemi, gündem belirlemede birinci sırayı kimseye kaptırmak istemiyor. Ne yazık ki, her zaman hazırlıklı olamıyor ve tıkanma yaşadığı anlarda omuriliği devreye giriyor, konuşmuyor, refleks gösteriyor. Söz konusu Erdoğan olunca biliyoruz ki demokrasiyi savunan açıklamalar istisna, refleks gösterdiği her seferinde ise sağcı.

Uçakta, Çağlayan Adliyesi’nde savcının rehin alınması olaylarını değerlendirirken Berkin Elvan’la ilgili olarak aynı zamanda Devlet Bahçeli’yle dalga geçerken şunları söylüyor: “Berkin Elvan’ı, ‘bakkala ekmek almaya gidiyor’ diye tanımlayan sen değil miydin? Ekmek almaya gittiğine dair bir belgen var mı? Biz, emniyetin tüm belgelerini açıkladık. Elinde sapanla, demir bilyeyle terör örgütünün içerisinde nasıl resimlerinin çekildiği, hepsi açıklandı. Fakat bakın hâlâ bunu istismara devam ediyor. Onu asıl istismar eden sen oldun. (Devlet Bahçeli’yi kastederek) Terörü lanetliyor ama, ‘Berkin Elvan bir kez daha katledilmiştir’ diyor. Nasıl katledilmişse?”

Tane tane anlatmak lazım. Berkin Elvan, polisin attığı gaz bombasının kafasına isabet etmesi nedeniyle aylarca komada kaldı ve öldü. O polis muhtemelen Devlet Bahçeli’nin ya da daha da kuvvetle muhtemelen Erdoğan’ın partisinin üyesi ya da sempatizanıdır. Bir çocuğun kafasına gaz bombası atabilecek ruhsal körelmeye sahip olmak için ya faşist olmak ya Erdoğan’ın hırslarının ve iddialarının koruyucu cengaveri olmak gerekir. Ama polislerin siyasi eğilimi değil, polisleri kimin azmettirdiği önemli.

Berkin Elvan nasıl öldürüldü? Gezi direnişi başlamadan önce Erdoğan’ın dümeni iyice sağa kırması, 1 Mayısların yasaklanması, İstiklal Caddesi’nde basın açıklaması yapmanın yasaklanması, internet sansürü, kürtaj konusundaki saçmalıklar, çevre katliamının utanmazlık halini alması, “Her kürtaj bir Uludere’dir" türü açıklamalar, kızlı erkekli evler açıklamaları, yasakçı bir eğilimin hakim hale gelmesi ve insanların üzerine üzerine gelen yasaklara karşı öfkenin patlaması. Neden patladı bu öfke. İstanbul’un üzerine bina dikilmeyen az sayıda parkından birisi olan Gezi Parkı’na bina dikilmesine karşı barışçıl protesto eylemlerine, öyle orantısız gibi kavramlarla açıklanamayacak aşırı bir polis şiddetiyle müdahale edilmesi, ağaçları korumak isteyen insanların çadırlarının yakılması, Sırrı Süreyya Önder’in sırtından gaz bombasıyla vurulması, meydanda bir araya gelen her iki kişinin kafasına biber gazı boca edilmesi, bu saldırganlığı izleyen insanlara “Artık yeter!” dedirtti. Yüz binlerce insan kendiliğinden patladı. Direne direne Gezi Parkı’na girdi. Polis parktan çıkmak zorunda kaldı.

Sonra bir bekleyiş başladı.

Gezi Parkı’nda neyi bekliyorduk? Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kaç Afrika ülkesini ziyareti dönüşünde Gezi Parkı’yla ilgili yapacağı açıklamayı.

Herkes bir yumuşama, ılımlı bir açıklama bekliyordu. Şundan emin olun, Gezi Parkı’na inşaat yapılmayacağını Afrika dönüşünde net bir şekilde açıklasaydı Erdoğan, Gezi direnişi hedefine ulaşmış olacak ve eylemler Türkiye çapında önce sakinleşecek sonra sonlanacaktı. Ama böyle olmadı. Erdoğan bırakalım ılımlı bir açıklama yapmayı, savaşa kaldığı yerden devam eden bir komutan edasıyla meydan okudu. Gezi Parkı’ndakileri aşağılamaya devam etti. Hemen her gün biber gazı soluyan insanları aşağıladı, durdu.

Sonra, sanırım 15 Haziran’da Ankara mitinginde saldırı işaretini verdi. 16 Haziran’da polis görülmemiş bir öfkeyle Gezi Parkı’nda sakin sakin oturan kalabalığa saldırdı. Her yerde son bir kez tepki gösterdi insanlar. Berkin Elvan ister bakkala ekmek almaya gitmiş olsun isterse bir protesto eylemini kenarından izlemeye gitmiş olsun, kamu gücünü elinde bulunduran Erdoğan’ın “destan yazın!” direktifini uygulayan devletin şiddetinin sonucunda katledildi. “Nasıl katledilmişse?” sorusunun yanıtı bu işte.

Erdoğan her seferinde yine aynı bölgede öldürülen Burak Can’ı örnek gösteriyor.

Başbakanken de başaramıyordu, başkan olmak isteyen bir cumhurbaşkanıyken de başaramıyor. Çocukların, gençlerin ölümünü mukayese ediyor. Berkin Elvan’ı uçakta, mitingde, basın toplantısında, bulduğu her fırsatta kötü göstermeye çalışıyor.

Bu apaçık bir vicdansızlık sorunudur, başka bir şey değil! Ve bu sorun, giderek, sorunların sorununa dönüşüyor.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com