Şenol Karakaş

Şenol Karakaş son yazıları

Şenol Karakaş tüm yazıları

28.02.2015 - 19:02

Öcalan’ın omuzundaki ağır yük

HDP İmralı heyetiyle hükümetin temsilcilerinin çözüm süreciyle ilgili ortak basın açıklamasını ilk duyduğumda, kaçınılmaz olarak, “ne güzel her şey kötüye gidiyordu. Öcalan yine bozdu” dedim.

Her şey ama her şey çok kötüye gidiyor bir anlatıma göre. Bu, ortak bir yorum. Ortak bir kanaat oluşturanların ortak yorumu.

Karamsarlık yayan, korkutarak, Ece Temelkuran’ın daha bir kaç gün önce yazdığı gibi çok ama çok korkunç şeylerin olacağını söyleyerek kitleleri politik bir çaresizliğin kucağına iten bir iklimi besleyen bu analizler, Öcalan’ın barış konusundaki ısrarı nedeniyle bir kez daha çöp tenekesine atıldı.

Ama unutmayalım, bu arkadaşlar o çöp tenekesini eşelemeye devam edecekler. İlk fırsatta dünyanın kötü, Türkiye’nin ise dünyanın kötüsünün kötüsü olduğunu anlatmak üzere karşımıza çıkacaklar. Çıkacaklar, zira ulusalcılık ve ulusalcılığın solculukla maskelenmiş çeşit çeşit hâlleri Türkiye'nin devri dolmayan tek modasıdır.

Karamsarların karşımıza çıkma ihtimalinin güçlü olmasının bir nedeni daha var: AKP! AKP liderliği! Bu liderliğin bir maharetmiş gibi çubuğu sağa, hep daha sağa kırmadaki benzersiz ve pervasız becerisi. İç Güvenlik Paketi, kadın bedeni hakkında söyledikleri, yolsuzluğu aklamak için gösterilen çabalar, Ergenekoncuları teker teker serbest bırakmaları ve özellikle Erdoğan’ın nobranlıkta sınır tanımayan açıklamaları, Türkiye’de insanların ensesini karartan ve politikayı kararmış ense sayısını artırmak olarak kavrayan ulusalcıların ekmeğine yağ süren temel etken.

İşte burada Abdullah Öcalan’ın siyaset yapma tarzının tarihi önemi açığa çıkıyor. Abdullah Öcalan hem AKP’yle mücadele ediyor, oradan gelen basıncı püskürtüyor, hem kendisini yol arkadaşı olarak yutturanların karamsarlığının basıncını püskürtüyor, hem soldan gelen eleştirilerin basıncını püskürtüyor hem de Kürt halkının hiçbir pazarlık konusu edilemeyecek haklarının iade edilmesinin peşinden koşuyor.

Öcalan’ın bütün bu yükleri omuzlayabilmesinin bir nedeni, Türkiye’de yaşayan halkların savaş yorgunu olduğunu, savaş istemediğini, barışa susamış olduğunu çok doğru bir şekilde tespit etmesi. Bir başka neden ise, Abdullah Öcalan’ın sadece barışı amasız savunan bir siyasetçi olması değil, dürüst olması. 2013 yılının Newroz’unda okunan metninde ne dediyse, arkasında duruyor Abdullah Öcalan. Bunun sayesinde, dediğine güvenilir insan olarak öne çıkıyor, dediğine güvenilecek siyasetçi kıtlığının yaşandığı Türkiye’de.

Fakat bu yük fazla! Bu yükün fazla olduğunu görmemiz gerekiyor. Kürt halkının ve Öcalan’ın taşıdığı yüklerin önemli bir bölümünü, bizim yüklenmemiz gerekiyor.

Çözüm sürecine karşı çıkan, en başından itibaren “AKP’yle masaya mı oturulurmuş?” diyen ve sesleri toplumsal etki alanlarıyla kıyaslanamayacak kadar çok çıkanların gürültüsünü bastırmalıyız öncelikle.

Kürt halkına akıl verme yarışında ön sırayı kapmaya çalışan ulusalcı tosuncuklara, “Savaşı sürdüren halk, kiminle, nasıl barış yapacağına kendisi karar verir, sana da oturup saygıyla desteklemek düşer” diyenlerin, batıda, sesi en çok çıkan, sokaklarda en çok haykıran grubu oluşturmasını sağlamalyız.

Kürtler çözüm süreci boyunca onlarca ölü verdi. Buna rağmen, çözüm sürecinde ısrarcılar. Sadece Kürt halkı için değil, batıda yaşayan tüm halklar için de. Savaşmaya hazır bir güç olarak, hiçbir savaşma hazırlığı olmayan, kuru sıkı atmayı seven ulusalcıların yaşam hakkı bile Kürt halkının çözüm sürecindeki ısrarına bağlı. Batıda, bu ısrarı gören, bu ısrarı saygıyla karşılayan bir hareket inşa etmek zorundayız.

Hükümetle yapılan açıklamada Sırrı Süreyya Önder’in okuduğu metin, Kürt sorununda çözüm sürecinin neden demokratik hamleleri geliştirmek zorunda olduğunu da gösteriyor. Abdullah Öcalan’ın geri adım atmadığı çerçeve metnin her bir maddesi, demokrasinin sınırlarının genişlemesi ve demokratik bir anayasanın inşa edilmesine dair.

Hem “her şey kötü, çok kötü” deyip, hem sırt üstü uzanıp sosyal medya trollüğü yapıp, hem barış için tek bir adım atmayıp, “Demokrasi olmadan barış olmaz” vazaları verip bir yandan, öte yandan Kürtlerin liderliğinin sinsi pazarlıklara girdiği dedikodusunu yayıp, bir diğer taraftan Abdullah Öcalan’ı yıpratmaya çalışacaksınız ve size bırakalım sosyalist denmesini, demokrat denecek, öyle mi?

Memleketin bütün meselelerini Kürt halkının ve Abdullah Öcalan’ın çözmesini talep eden konformistlerin karamsarlığına da, çözüm sürecinin kalıcı bir barış sürecine evrilmesi yönünde bin dereden su getiren AKP’nin çözüm sürecindeki tutumuna da vermemiz gereken tek bir yanıt var: Abdullah Öcalan’ın ve Kürt halkının yüklerini Türkiye işçi sınıfının omuzlamasını sağlayacak bir mücadeleyi yükseltmek. Emin olun, bu mücadele hem barış mücadelesidir hem de demokrasi. Hem çözüm sürecini destekleme mücadelesidir hem de hükümetin nobranlığına karşı ses çıkartma mücadelesi.

Şimdi kalıcı barışın baharında Kürt halkının tüm haklarının iadesi için kolları sıvama zamanıdır.

Şenol Karakaş

senolkarakas@gmail.com