Nefret duvarlarına hayır!

14.03.2018 - 10:45

Başta Suriyeli göçmenler olmak üzere azınlıkları hedef gösteren ırkçılar, patronların düzenine hizmet ediyor. Irkçılık insanlık suçudur, hep
birlikte yenelim.

Irkçılığın varlığı, insanlık tarihinin bütününe kıyasla oldukça yeni; her zaman var olan ve olacak bir olgu veya insan doğasının değişmez bir parçası değil.

Geçmiş birkaç yüzyılda ne kadar “bilimsel” gerekçeler üretilmeye çalışılırsa çalışılsın, ırkçılık, kapitalizmin erken dönemlerindeki gelişimi sırasında, egemen sınıfların sömürü ihtiyacını karşılamaya yönelik üretilmiş bir ideoloji. Kapitalizm öncesi toplumlarda da bir dizi önyargı ve ayrımcılık biçimi vardı. Ancak bir grup insanın, ortak olarak taşıdıkları öne sürülen -çoğunlukla fiziksel olan- karakteristik özelliklerden dolayı sistemli bir şekilde ayrımcılığa uğramaları, kıtalar arası köle ticaretinin hızlanmasıyla başladı.

17. ve 18. yüzyılda Avrupa’da burjuva devrimleri gerçekleşirken, herkesin eşit ve özgür olduğu fikri öne çıkarılıyordu. Fakat kapitalistler, vahşi bir köle ticareti ve emek sömürüsü üzerinden zenginleşiyorlardı. Irkçılık, bu çelişkiyi gidermek için, siyahların insandan çok hayvanlara yakın bir alt tür olduğunu anlatan ayrımcı bir teori olarak şekillendi.

Fakat ırkçılık, kölelik sona erdikten sonra da ufak tefek değişikliklerle çeşitli biçimlerde var olmaya devam etti. Bu sayede, insanlar arasında fiziksel veya kültürel gruplaşmalar yaratarak, egemen sınıf, sömürdüğü emekçi sınıfları bölerek zayıflatma fırsatı yakalıyordu. İnsanların çıkarlarının, üretim ilişkilerinde tuttukları pozisyona, ait oldukları toplumsal sınıfa göre değil, fiziksel veya kültürel olarak ortak özellikleri taşıdıkları insanlarla ortak tanımlanması, gerçek sınıfsal çelişkiler etrafında mücadeleyi engellemeye yarıyordu.

Mültecilere yönelik ırkçılık

Bugün artık ırkçılık için biyolojik gerekçelerden çok “kültürel” argümanlar öne sürülüyor. Ancak ırkçılık birçok ülkede hâlâ siyasetin temel sorunlarından biri. Özellikle de son yıllarda Afganistan, Somali, Irak ve Suriye gibi ülkelerdeki savaşlardan kaçan mülteciler sebebiyle, Batı dünyasında sağcılar ve ırkçı siyasi hareketler, göçmen düşmanlığı üzerinden ırkçı politikaları yükseltiyorlar. Dünyanın en zengin topraklarında birkaç milyon mülteciye yetecek “kaynaklar” olmadığı iddia ediliyor; birçok Avrupa ülkesi sınırlarına duvarlar, çitler örüyor. Kendilerinin çıkardığı savaşlardan kaçan insanlara karşı “Kale Avrupası” inşa ediyorlar. Her yıl binlerce mülteci umuda yolculuk sırasında Akdeniz’de ve Ege Denizi’nde can veriyor.

Göçmenleri hedef tahtasına koyan ırkçılar ise bilindik yalanlarını söylüyorlar. Onlara göre, mülteciler “çok suç işliyor”, “işlerimizi elimizden alıyor”, “kültürümüzü bozuyor”. Türkiye’de bunlara, AKP’nin Suriye politikaları sebebiyle, mültecilerin “hükümetten maaş aldıkları”, “üniversitelere sınavsız girdikleri”, “seçimlerde oy kullandıkları”, “vergi vermeden dükkan açtıkları” gibi yalanlar ekleniyor. Teyit.org gibi siteler ve mülteci alanında çalışan STK’lar bunların gerçeği yansıtmadığını defalarca açıkladı. Fakat buna rağmen başta CHP ve MHP olmak üzere milliyetçilerin kara propagandası sürüyor.

Sınırları açın!

Hükümet ise Suriye Devrimi başladıktan sonra ilk birkaç yılda uyguladığı açık kapı politikası nedeniyle üç milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapmakla övünüyor. AKP liderliği bir yandan bunu “insani bir tutum” olarak yüceltirken, diğer yandan mültecilerin statüsünü ve haklarını niçin tanımadığını, niye onları AB ile pazarlığında bir koz olarak kullandığını, ikide bir Avrupa’ya “Kapıları açar mültecileri üstünüze salarız” diye diklendiğini açıklamıyor.

Üstelik, son üç yıldır AKP’nin mültecilere yönelik politikası 180 derece değişti. İktidar şimdi de Suriye sınırına “dünyanın en büyük duvarını” örmekle övünüyor. Bu duvarın “teröre karşı” dikildiği iddiası yersiz. Birincisi, Afrin harekâtı başlatılırken sınırın öte yanından füzeler atıldığı argümanı dile getiriliyordu. Demek ki duvar bu türden saldırıları durdurmuyor. İkincisi, duvar inşaatının başlamasıyla birlikte Suriyelilerin sınırdan geçişleri tamamen durduruldu ve kaçak geçmeye çalışanlara yönelik kötü muamele ve saldırı örnekleri arttı. Üçüncüsü, zaten hangi devlet kötü bir şey yapsa buna “terörle mücadele” adını takıyor.

Öte yandan, AKP bir yandan da AB ile “geri kabul anlaşması” yaptı ve Ege Denizi’nden botlarla Yunanistan’a geçişleri önemli ölçüde engelledi. Dolayısıyla, AKP mültecilere kucak açan bir politikanın değil, Avrupa devletleriyle el ele, NATO’nun sınırlarını “koruyan” ve mültecilere karşı Batı emperyalizminin bekçiliğini yapan bir parti.

Dayanışmayı büyütelim

AKP bunları yaparken, onun mültecilere “kıyak” geçtiğini iddia eden ırkçı muhalefet partilerinden güç alıyor. Kılıçdaroğlu, referandum günlerinde bütün kampanyasını Suriyelilere düşmanlık üzerinden şekillendirdi. “Evet” çıktığı takdirde AKP’nin Suriyelilere vatandaşlık vereceğini söyledi. Referandum biteli bir yıl oldu, böyle bir şey gerçekleşmedi. Berberoğlu için adalet arayan CHP lideri, iş Suriyelilere gelince adaletsizliğin artırılmasını istiyor. AKP’nin ortağı MHP ise zaten ırkçılığın kalesi. MHP gibi ondan kopan Akşener’in kurduğu İyi Parti de Türkiye toplumundaki sorunların kaynağı olarak Suriyelileri görüyor ve gönderilmelerini istiyor.

Sosyalist İşçi gazetesi ise en başından beri mültecilerle dayanışmayı, kardeşliği ve ırkçıları geriletme perspektifiyle bir sokak hareketi inşa etmeyi savunuyor. Zira sosyalistler, işçi sınıfını bölen tüm ayrımcı egemen sınıf ideolojilerine karşı mücadele ederler. 19. yüzyılda İngiltere işçi sınıfının durumunu (İrlandalı göçmen işçilerle birlikte) ele alan Marx, milliyetçi ve ırkçı fikirleri benimseyen işçilerin, bu yolla kendi egemen sınıflarının çıkarlarına ortak edildiklerini saptıyordu. İngiliz egemen sınıfının İrlandalılara yönelik ırkçı fikirlerinin emekçiler içinde de kabul görmesi, Marx’a göre, İngiliz işçi sınıfının oldukça örgütlü olmasına rağmen güçsüz olmasının sırrıydı.

Uluslararası Sosyalist Akım’ın öncülüğünde son birkaç yıldır, BM tarafından ırkçılık karşıtı gün kabul edilen 21 Mart’a denk gelen hafta sonunda, dünyanın çeşitli yerlerinde eş zamanlı eylemler yapılıyor. Bu yıl Antikapitalistler ile Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe platformları, 17 Mart’ta 50’den fazla şehirde yapılacak etkinliklerin bir parçası olarak sokağa çağrı yapıyorlar. İstanbul’da saat 18:00’de Galatasaray’da basın açıklaması, 19:00’da ise Cezayir toplantı salonundaki panelde buluşalım.

Ozan Tekin

(Sosyalist İşçi)