Marx da Marksist olmuştu

03.02.2018 - 18:38

Şenol Karakaş, 200. yaşgününde Karl Marx'ın teorisinin ve pratiğinin nasıl şekillendiğini anlatıyor. 

Karl Marx 5 Mayıs 1818’de, Almanya’da Trier’de doğdu. 5 Mayıs 2018’de, 200. yaşgünü kutlanacak.

Marx’ın fikirleri bir anda belirmedi kafasında, zamanla şekillendi, evrimleşti ve radikal bir değişiklik yaşadı.  Sol kanat bir Hegelcilikten, Feuerbachçılığa yöneldi. Tarihin akışına dair bütünlüklü bir fikre ulaşması şu önermesinin Marx’ın kendisine de uyarlanmasıyla ancak anlaşılabilir: “Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır."

Marx başyazarlığını yaptığı gazetede, kereste hırsızlıklarıyla ilgili yasal düzenlemeleri incelerken, özel mülkiyet ve devlet arasındaki ilişkiye başka bir açıdan bakmaya başladı. O zamana kadar devleti her yurttaşın paylaştığı evrensel çıkarların sınıflar üstü temsilcisi olarak görüyordu. Marx sanayi kapitalistlerinin ve toprak sahiplerinin savunduğu özel mülkiyetin devlet tarafından güvence altına alındığını gördü. Engels, “Marx'ın, kereste hırsızlığı yasası ve Mozel köylülerinin durumuyla ilgilenmesinin kendisini saf politikadan alıp ekonomik koşullara götürdüğünü, oradan da sosyalizme ulaştırdığını  birçok kere söylediğini duydum.” dediğinde, Marx’ın genel bir özgürlük arzusu fikrinden tarihin akışı içinde insanın özgürlüğü fikrine sıçramakla yetinmediğini de anlatmış oluyor. Marx, insanın özgürlüğü fikrinden, özel mülkiyet-devlet ve sınıflı toplumların bu özgürlüğü imkansız kılan karakteri fikrine vardı. Buradan, teorinin ve tarihin hareketinin merkezine işçi sınıfının kendi eylemini koyan temel yaklaşıma ulaşmak, daha kolay oldu.

Marx’ın Marksist olması, işçi sınıfının, sınıflı toplumların varlığına, bu varlığın temelini oluşturan mülk edinmenin özel niteliğine ve bunun üretimin toplumsal karakteriyle arasındaki çelişkiye son verecek tek toplumsal güç olduğunu kavramasıyla bir ve aynı şeydir. Devleti vatandaşların genel oy hakkıyla denetleyeceği halk demokrasisinin bir aracı olarak değil, işçi sınıfının üretim araçlarına kolektif olarak el koyma sürecinin doğrudan bir parçası olarak  yıkacağı bir ur olarak görmeye başlaması,  marksizmin yepyeni bir tarih anlayışı olarak sahneye çıkması anlamına geliyordu.

Fransa’da devlet aygıtının evriminin izini süren Marx, yıllar sonra şöyle yazacaktı: “Tüm devrimler bu makineyi parçalamak yerine onu kusursuz hale getirdi. Egemenlik için sırayla uğraş veren taraflar bu devasa devlet yapısının mülkiyetini galip gelenin en önemli ganimeti olarak kabul ettiler.' (…) İşçilerin devrimi 'tüm yıkım güçlerini ona karşı yoğunlaştırır.”

Genç Marx, marksist olduğunda sadece Eric Hobsbawm’ın dediği gibi "Tarih yazımının 'modernleşmesinde' ana etken” olmakla kalmadı, tüm yaşamını sosyalst devrim mücadelesine adamanın önemini de kendi eylemiyle gösterdi.

İyi doğdun Karl Marx!

Şenol Karakaş

(Sosyalist İşçi)