Leaktivizm: Milenyumda beyaz yakalı işçinin sabotajı mı?

19.11.2017 - 16:02

Wikileaks, Panama Belgeleri, Swissleaks ve Paradise Belgeleri’ni sızdıranlar çoğunlukla bu bilgilere ulaşabilen çalışanlar. Wikileaks’teki ABD ordusunun gizli belgeleri eşcinsel olduğundan ötürü kötü muameleye maruz kalan bir ABD’li asker (Chelsea Manning) tarafından sızdırılmıştı. Hem kendisine hem tüm dünyaya kötülük ettiğini düşündüğü ABD sistemini teşhir etmek istemişti. Panama Belgeleri ise adının açıklanmasını istemeyen bir çalışan tarafından gazetelere belgeleri göndermesi ile ortaya çıkmıştı. Swissleaks de öyle. Giderek profesyonelleşen sızdırma faaliyeti sayesinde sızdıran çalışanlar artık gizlenmeyi başarabiliyor veya korunabiliyorlar.

Son on yıldır tüm dünyayı sarsan belge sızıntıları (leaking) politik gündemimizde önemli bir yer işgal etmeye başladı. En son birkaç hafta önce Paradise Belgeleri isimli belge sızıntısı dünyaya yayılmıştı. Paradise Belgeleri 13.4 milyon belgeden oluşuyor. Bu, şimdiye kadar gerçekleşen en büyük belge sızıntısı. Daha önce de Wikileaks, Panama Belgeleri ve Swissleaks ile yine milyonlarca belge internet ve gazeteler üzerinden kamuoyuna sızdırılmıştı

2000’lerde ortaya çıkan leaking (sızdırma) bir ajanlık veya hacking faaliyeti olarak değil şirketlerde veya devlet kuruluşlarında çalışan işçilerin şahit oldukları veya maruz kaldıkları “adaletsizliklere” karşı kolektif olmayan, bireysel mücadele yöntemi olarak ortaya çıkıyor. Bu yöntem 19. yy işçi sınıfının işlerini kaybetme korkusu yaşadıklarında makineleri kırarak öfkelerini dışa vurdukları sabotaj eylemlerini akla getiriyor. Sabotaj eylemleri 19. yy’da sendikalar tarafından da zaman zaman kullanılabiliyordu. Benzer şekilde günümüzde örgütlü mücadeleler de leaking’i bir mücadele yöntemi olarak kullanabiliyorlar. Kimi zaman bireysel bir yöntem olarak şirketten öç alma yöntemi olabiliyor kimi zaman kolektif mücadelenin bir parçası. Bir süredir sol muhalefetin ve işçi örgütlerinin de kullandığı bu yöntem için “leaktivizm” denmeye başlandı ve bu yöntem biçimi giderek profesyonelleşiyor.

2006 yılında Julian Assange tarafından kurulan Wikileaks sayfası kuruluşundan beri kendilerine ulaştırılan çok sayıda çok sayıda gizli belgeyi ifşa ediyordu.  2010 yılında kadar eline geçen bütün belgeleri olduğu şekilde yayınlayan Wikileaks, 2010 yılında bir ABD askeri olan Chealsea Manning tarafından sızdırılan ve ABD ordusunun Irak ve Afganistan gibi savaşlarda işlediği suçları ortaya çıkaran gizli belgelerini sınıflandırarak yayınlamaya başladı. 2013 yılında ise Edward Snowden (eski bir CIA ve NSA çalışanı) ve ekibi tarafından Ulusal Güvenlik Dairesi’nin (NSA) yürüttüğü küresel izleme faaliyetlerini sızdırmıştı. Snowden bu belgeleri, hem güvenirliğini arttırmak hem de dünya kamuoyunda daha fazla ses getirmesini sağlamak üzere The Guardian ve The Washington Post gazeteleri ile de anlaşarak yayınlamıştı.

2015 yılında ise Panama Belgeleri (Panama Papers) küresel zenginlerin nasıl vergi kaçırdığını ve paravan şirketler üzerinden yolsuzluk, yasadışı ticaret ve rüşvet ağına bulaştıklarını gözler önüne sermişti.  1970 yılına kadar giden belgeler Panamalı hukuk firması Mossack Fonseca’nın kayıtlarının sızdırılması nedeniyle Panama Belgeleri olarak adlandırılmıştı. 11,5 milyon belgenin yayınlandığı sızıntıda 214.488 offshore (okyanus ötesi) hesabın bilgileri açıklanmıştı. Belgeler kapitalizmin çürümüş sistemini gözler önüne seriyordu. Belgelerde 128 politikacı ve bürokratın gizli finans anlaşmaları açıklanmıştı. Bunlar arasında Putin’in yardımcısı, İzlanda Başbakanı, Suudi Arabistan Kralı bulunuyordu. Panama Belgeleri dünya genelinde büyük eylemlere yol açmadı ama bunun bir istisnası yaşandı. 2008 krizinde ağır bir ekonomik kriz yaşayan İzlanda’da başbakanın servetini kaçırdığının öğrenilmesi 10 bin kişilik bir eyleme yol açtı ve başbakan istifa etmek zorunda kaldı.

Yine 2015 yılı başında Swissleaks ismi ile anılan bir başka skandal yaşanmıştı. HSBC’nin İsviçre kolunun farklı ülkelerden zengin müşterilerinin vergi kaçırmasına ve para gizlemesine yardımcı olduğunu gösteren belgelerdi bunlar.

Wikileaks belgelerinin yayınlanması bir ilk olduğu için oldukça sorunlu da olmuştu. Hatta bunun amatörce olduğunu dahi söyleyenler vardı. Ancak giderek sızıntı belgelerin dünyaya sunulması profesyonelleşmeye başladı. Wikileaks zamanla belgeleri sınıflandırmaya başladığı gibi güvenilir gazetelerle de işbirliği yapmaya başladı. Panama, Swissleak ve Paradise belgeleri ise International Consortium of Investigative Journalists (ICIJ) aracılığıyla geniş bir küresel gazeteler ağı ortaklığına sunularak yayınlandı.

Bu sızıntılar akla Ekim Devrimi sonrası Bolşeviklerin dünya kamuoyuna sunduğu Çarlık Rusya’sının gizli anlaşmalarını andırıyor. Devletler, Sykes-Picot Anlaşması gibi gizli anlaşmalarla birçok devleti paylaşmıştı ve bu belgelerin açıklanması gizli anlaşmaların yasaklanmasına neden olmuştu. Bolşevikler bu belgeleri günümüzdeki sızıntılara benzer bir şekilde The Manchester Guardian’a göndermiş ve İngilizce konuşan dünyanın belgelerden haberdar olmasını sağlamıştı. Ancak görülüyor ki devletler ve politikacılar özellikle devletlerden bile güçlü olabilen şirketlerle gizli anlaşmalar yapmaya devam ediyorlar.

Türkiye’de beyaz yakalı işçinin şirketlere karşı sabotaj yöntemi olarak leaking

Wikileaks, Panama Belgeleri, Swissleaks ve Paradise Belgeleri’ni sızdıranlar çoğunlukla bu bilgilere ulaşabilen çalışanlar. Wikileaks’teki ABD ordusunun gizli belgeleri eşcinsel olduğundan ötürü kötü muameleye maruz kalan bir ABD’li asker (Chelsea Manning) tarafından sızdırılmıştı. Hem kendisine hem tüm dünyaya kötülük ettiğini düşündüğü ABD sistemini teşhir etmek istemişti. Panama Belgeleri ise adının açıklanmasını istemeyen bir çalışan tarafından gazetelere belgeleri göndermesi ile ortaya çıkmıştı. Swissleaks de öyle. Giderek profesyonelleşen sızdırma faaliyeti sayesinde sızdıran çalışanlar artık gizlenmeyi başarabiliyor veya korunabiliyorlar.

Adaletsizlik duygusu tüm risklerine rağmen çalışanların bu cesareti göstermelerine neden oluyor. Her bir sızıntı ise şirketleri ve bankaları kendi çalışanlarına karşı güvensizliğe iterken, çalışanların ise bu gizli belgeleri tüm dünyaya paylaşabilme şansı olduğunu göstererek cesaretlenmelerine neden oluyor.

Türkiye’de de leaking aktivizmi beyaz yakalı işçiler arasında 2010 yılından itibaren yayılmaya başladı. 2008-2010 arası aslında THY içerisinde Gökkuşağı hareketi, IBM’de sendika örgütlenmesi ve Bilgi Üniversitesi’nde yine sendika örgütlenmesinin ortaya çıktığı bir dönemdi. Bu mücadelelerde yer alan beyaz yakalı işçiler henüz tam anlamıyla kaybetmemiş olmakla birlikte patronlar kadar sendika bürokrasisi ile de mücadele etmek durumunda kalıyordu. Beyaz yakalıların örnek alabileceği başarılı bir örgütlenme modelinin oluşamadığı ama mücadelelerin de sürmekte olduğu böyle bir dönemde kolektif olmayan, fakat şirketleri ve patronları hedef alan bir mücadele yöntemi olarak yükseldi leaking.

İlk leaking eylemi çalışma koşullarından ve şirketlerin çalışanlar üzerindeki baskılarından yılan bir IT uzmanı tarafından www.firmafaresi.com sayfasının 2010 yılında kurulması ile gerçekleşti. 2012 yılında şirketlerin tehditleri nedeniyle sayfa kapatılmak zorunda kaldı ancak kapatılana kadar bu sayfa üzerinden çalışanlar şirketlerin sırlarını ve uygulamalarını ifşa edebiliyordu. İşçiler çalışmakta oldukları veya daha önce çalıştıkları şirketlerin isimlerini ilan ederek maaş politikalarını, çalışma koşullarını, işe alma mülakatlarını, işçilere davranma biçimlerini gerçek isimlerini kullanmadan herkesle paylaşıyordu. Böylece o şirkete iş başvurusu yapan veya orada çalışmakta olan işçiler şirketin uygulamalarından haberdar oluyordu. Sayfa birçok şirket tarafından tehdit aldı. 2012 yılında sayfayı açan kişi baskılara daha fazla dayanamayacağını ilan ederek sayfayı kapattı.

Bu ilk leaking denemesi belge değil bilgi sızdırmak şeklinde ortaya çıktı. Onu takip eden örnekler de bu yolu izledi. Bu sayfanın beyaz yakalılar arasında meşhur olduğu dönemde, leaking mimarlar tarafından geliştirilerek tekrarlandı. 2010’da önce “Sinirli Mimarlar” ve “Mimarlar Anlatıyor” sayfaları kurulmuştu. 2011’de ise http://www.mimarazzi.com/ kuruldu. Bu sitede de mimarlar şirketlerin isimlerinin altına yaşadıkları uygulamaları ve şirketlerin gizli bilgilerini yazmaya başladılar. Cüneyt Özdemir izleyicilerine Mimarazzi’yi tanıttığı bir programda site için “mimarların wikileaks”i tanımlamasını yapmıştı. Sayfa sadece üç hafta yayında kalabildi ancak 500 bin gibi yüksek bir tıklanma oranına ulaşmıştı. Firmafaresi’nde olduğu gibi bu sayfa da siteden isminin kaldırılmasını isteyen büyük bir mimarlık şirketinin tehditleri sitenin kapatılmasına yol açtı.

Bu girişimlerin izledikleri yöntemler elbette sendikal ve örgütlü mücadelenin yerini tutamaz ancak yine de beyaz yakalı işçiler üzerinde önemli bir algı kırılmasında pay sahibi olabiliyorlar. Beyaz yakalılar genellikle işyerlerinde yaşadıkları sorunları patronlarının yeteneksizlikleri veya kendileri ile yaşadıkları şahsi sorunlara indirgeme eğiliminde oluyorlar. Sorun yaşadığı şirkette mücadele etmek yerine başka bir şirkete gitmeyi, orada işlerin daha iyi olacağını düşünebiliyorlar. Bu sayfalar ise hemen her işyerinde hatta özellikle “kurumsal” diye bilinen büyük şirketlerde, çalışma koşullarının daha iyi olmadığını, sorunların her ofiste aynı olduğunu gözler önüne serebildi.

Bu sayfaların elde ettiği başarılar kısa sürede işyeri temelli mücadelelerde de örnek alınmaya başlandı. Çağrı merkezlerin örgütlenen Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği 2013 yılında internet sayfalarında “GCMLeaks” diye bir bölüm ekleyerek çağrı merkezi çalışanlarının şirketlerini ifşa etmelerini sağlamaya çalışmıştı. İlk olarak Gerçeğe Çağrı Merkezi (GÇM) ismi ile bir internet sayfası etrafında örgütlenen çağrı merkezi çalışanları kısa sürede önce dernek daha sonra da Dev-İletişim-İş sendikasını kurarak beyaz yakalılar arasında en önemli örgütlenme deneyimine sahip işçi grubu. Dernek, internet sayfasında GCMLeaks’e de yer vererek hem işyeri temelli bir örgütlenme hem de yüz yüze ulaşamadıkları işçilere şirketlerini ifşa etme şansı tanımış oldu.

Beyaz yakalı işçiler arasında örgütlenmeye çalışan bir diğer platform olan Plaza Eylem Platformu (PEP) da benzer şekilde 2014 yılında www.istenatildim.org sayfasını açtı. Bu sayfa özel olarak işten atılan beyaz yakalı işçinin kendisini atan şirketin uygulamalarını ifşa ettiği bir sayfa.

Leaking beyaz yaka işçiler tarafından daha dar işyeri mücadelelerinde de kullanılabiliyor. Örneğin Netaş’ın kitlesel işçi çıkaracağı fısıltısı duyulduğunda Netaş’ta çalışan bilişim işçileri tarafından Netaşleaks kurulmuştu. Bu sayede işten atılmalar engellenebilmişti.    

Özetle, leaking işçi sınıfı için örgütlü, kolektif mücadelenin yerini asla tutamamakla birlikte örgütlü mücadele içerisinde bir yer tutabiliyor. Örgütlenmenin mümkün görünmediği yerlerde ise işçiler tarafından bireysel bir sabotaj yöntemi olarak kullanılabiliyor. Şirketlerin gizli işlemlerini yapanların da o belgeleri gizleyenlerin de işçiler olduğu düşünülürse şirketler işçilerinin elinde böyle bir güç olmasından endişeliler. Üstelik bu leaking faaliyetlerinin giderek profesyonelleşmesi sonucu işçiler kimliklerini gizleyebiliyorlar da. Sırları ortaya çıkan şirketler offshore hesaplarda olduğu gibi aslında yasadışı bir işlem yapmasa dahi teşhir oluyor ve değer kaybediyorlar.

Özdeş Özbay