Kapital'i nasıl okumalı?

18.11.2017 - 17:34

Z. Soner Dinç, Michael Heinrich'in Kapital'e Giriş kitabını tanıtıyor.

Almanyalı siyaset bilimci Michael Heinrich'in alandaki önemli başvuru metinlerinden olan ve ilk olarak 2004 yılında Almanca "Kritik der politischen Ökonomie: Eine Einführung" başlığıyla yayınlanan kitabı Kapital’e Giriş başlığıyla Türkçe'ye çevrildi. Kapital'in (ilk cildinin) yayınlanmasının 150. yılında olduğumuz şu günlerde, bu kitabın Türkçe'de de olması, konuya dair yapılan güncel teorik tartışmaları izleyebilmek, bir parçası olabilmek ve kapitalizmi anlama çabası için oldukça önemli bir katkı.

Kapital’e dair pek çok kılavuz kitap bulmak mümkün, örneğin David Harvey’in çalışması bunlar arasında en ünlü olanı. Ancak Heinrich’in ‘Giriş’ kitabındaki belirgin farklılık, güncel olanla bağının çok daha sıkı olması: Kitabın İngilizce basımına yazdığı önsözün, o günlerde (2012) oldukça hareketli olan Arap coğrafyasındaki politik isyanlara atıfla başlıyor olması bunun açık bir göstergesi. 2011’de ABD’de başlayan “İşgal Et!” eylemlerinden Arap Baharı’na uzanan süreç yeni ve kitlesel bir protesto dalgası başlatmıştı. Bu dalgayla birlikte, çok yeni olmayan bir süreç de tekrar canlandı: Sovyetler Birliği’nin dağılması ve onun uydusu durumundaki Doğu Bloğu ülkelerinin çökmesiyle, artık mutlak olarak zaferini ilan ettiği söylenen kapitalizme yönelik eleştirel, sorgulayıcı, tartışmaya açık arayışlar da ivme kazandı. Kapitalizmi anlama çabaları da, dünya genelinde Marx’ın Kapital’ine olan ilgiyi belirgin olarak artırdı. Kapital’i okumak çok çeşitli sebeplerden ötürü korkutucu görünebiliyor, ancak kapitalizmi anlama çabasında kaçınılmaz bir şekilde emek sarf etmek gerekiyorsa eğer, bunun sonucunda elde edilen şey, bu zorluğu da katlanılır kılıyor. Üç cilt ve iki bin sayfadan oluşan Kapital, içinde yaşadığımız dünyayı anlamak ve değiştirmek isteyen herkes için, bir mihenk taşı olarak duruyor. Bu her ne kadar bireysel bir okumanın sonucu olacak olsa da, Heinrich’in çalışması ve benzerleri bu süreçte yönlendirici-işlevsel kitaplardır.

Anlatılan gerçekten de senin hikayendir

Heinrich’in kitabı Marx’ın yaşadığı dönemin politik ortamının tasviriyle başlıyor, ki bu politik ortam hem Marx’ı hem de doğal olarak eserlerini şekillendirecek olan bir dünyadır. Kapital’in ilk cildi 1867 yılında yayınlandı, ama Marx Kapital’den önce de pek çok konu üzerinde yazmıştı. Aradan geçen uzun yıllar boyunca değişmeden kalan çekirdek öz ise, Marx’ın dünyayı değiştirme ve kapitalizmi alt etme konusundaki şaşmaz sürekliliğiydi. Zaten Heinrich de bu noktayı kitabında defalarca kez belirtmektedir. Heinrich’in kitabının karakteristik bir özelliği ise, onun Kapital’in alt başlığında da bulunan ‘Eleştiri’ kavramına olan sıkı bağlılığıdır, kitabın yaptığı şey kuru bir aktarımdan ziyade eleştirel bir yeniden okuma ve yorumlama olduğu için de önemlidir. Elbette Heinrich de Marx’ın Kapital’de kullandığı temel kavramlar olan değer, emek, para, sermaye, artı değer, faiz, kapitalist üretim süreci, sömürü… gibi kavramların açıklamasını yapar, orijinal kaynaktan aktarımlar da yapar. Ancak Marx’tan sonraki marksist kuşakların yaptığı çeşitli katkılara itirazlarını dile getirmekten de çekinmez. Sözgelimi Marksist emperyalizm teorisi külliyatındaki bazı çalışmaların, Marx’ın kapitalizmi anlama ve açıklama çabalarıyla ilgisinin olmadığını da söyler. Bunların yanı sora, sosyalist olma iddiasındaki çeşitli ülkelerde –Rusya, Çin ve Doğu Avrupa ülkeleri- yaşananların da Marx’ın ortaya koyduğu özgürleşme teorisiyle hiçbir ilgisinin olmadığını, devlet iktidarını ele geçirenlerin diğer kapitalist devletlerden esas itibarıyla farklı olmayan kaygılarla hareket ettiklerini de vurgular. Tam da bu noktada ana akım siyasetin genel kapitalist çıkarları koruduğunun, devletin maddi temeliyle sermaye birikimi arasında organik bağ olduğunun da altını çizer Heinrich. Bunun tek tek bireylerin kötülüğünden bağımsız bir yanı olduğunu, iktidarda solcu partilerin bile olmasının akıbeti değiştirmeyeceğini de belirtir. Burada Heinrich’in öne çıkarmaya çalıştığı nokta kitabın çeşitli yerlerinde belirgin olarak vurgulanır. Çünkü Marx da bireysel kapitalistleri suçlamaya girişmez, bu sömürü koşullarının mevcut sistemin işleyişinde ‘normal’ olduğunu, bu koşulları değiştirmenin yolunun da kapitalizmi ortadan kaldırmaktan geçtiğini belirtir. Ancak unutmamak lazım ki, Marx Kapital’in ilk cildinin çok farklı yerlerinde defalarca kez, 19. yüzyıl boyunca işçi sınıfının gündelik hayatta derhal karşılığı olan konulardaki mücadelesini anlatır, ‘iş günü’ için verilen mücadeleler ayrı bir bölüm olarak kitapta yer alır.

Kapital’in güncelliği, devrimin güncelliği

Marx sınıf kavramını kullanan ilk kişi değildi, ancak onu devrimci bir şekilde ele alan, onu radikal bir politikanın merkezine koyan ilk isimlerdendi. Hakezâ sömürü kavramını da kendisinin çağdaşı pek çok insan sıkça kullanıyor, kapitalizm altında da sömürünün ortadan kaldırılabileceğini söylüyorlardı. Marx’ın bunlardan temel farklı kapitalizmin reforme edilebilir bir yapısı olmadığını, alt edilmesi gereken bir şey olduğunu ısrarla vurgulamasıdır. İçinde yaşadığımız istikrarsızlıklar, savaşlar, muazzam boyutlara varan toplam zenginliğe rağmen karşı karşıya kalınan yoksulluk… insanları sistemi açıklayabilme gücü olan kaynaklara yöneltiyor ve Marx’ın Kapital’de ortaya koymaya çalıştığı yöntemsel çaba bugün hala geçerliliğini korumaktadır, 150 yıl önce yazılmış nostaljik bir kitap olmaktan ziyade, bugünün dünyasına temas etmektedir. Her gün gözlerimizin önünde olup biten şeylerin bir yeniden anlatımıdır.

Heinrich, Kapital’in bir bütün olarak kapitalist üretim sürecini ve kapitalist toplumu anlamak için en iyi katkıyı sunduğunu belirtir. Bu elbette doğrudur, ama daha da fazlası, Kapital, Marx’ın da temel amacı olan, dünyayı anlamak ve değiştirmek isteyenler için başlı başına kılavuzdur. Dünyadaki toplam servetin yarısının 8 kişide, diğer yarısının ise 7 milyar insanda olduğu ‘ütopik’ bir durumda, mevcut sistemi alt etmenin imkansızlığına inanmak için geçerli bir argüman görünmüyor.

Heinrich kitabının finalini bu bölümün bağlamına çok uygun olarak şöyle etkileyici bir anlatımla bitiriyor: "Tarihsel olarak emsalsiz bir maddi zenginlik söz konusu iken, gerek üçüncü dünya olarak adlandırılan ülkelerde, gerekse de gelişmiş ülkelerdeki krizler, işsizlik ve küresel kapitalizmin yarattığı toplumsal tahribat düşünüldüğünde; artık yerel olarak yaşanmayan aksine bir bütün olarak gezegeni etkileyen kapitalist üretimin neden olduğu, yaşamın doğal temellerinin yıkımı göz önüne alındığında (iklim değişikliği gibi); ‘demokratik’ burjuva devletlerinden kaynaklanan ya da onlar tarafından desteklenen bitmeyen savaşlar hesaba katıldığında, komünist topluma ulaşmak ne denli zor olursa olsun, kapitalizmi ortadan kaldırmak ve yerine ‘özgürce bir araya gelmiş insanların birliğini’ kurmak için yeterince iyi neden söz konusudur."

Z. Soner Dinç

Michael Heinrich: Kapital’e Giriş, çeviren: Koray R. Yılmaz, Yordam Kitap