Ekim Devrimi: İnsanlığın geçmişteki gelecek potansiyeli

05.11.2017 - 23:54

Can Irmak Özinanır, Ekim Devrimi'ni hatırlamanın sadece geçmişle değil, bugün dünyayı değiştirmek ile ilgili olduğunu tartışıyor. 

Teknolojinin 100 yıl öncesine göre inanılmaz geliştiği, tek bir tuşla dünyanın öbür ucundaki insanlarla iletişim kurabildiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Öyle ki, günümüzde artık yapay zekâ tartışmaları yapılıyor, bu zekânın gelişimiyle işçi sınıfının ortadan kalkabileceği, robotların insanların yerini alabileceği tartışmaları çeşitli kötümser ve iyimser şekillerde yapılıyor. İnsanlık, artık uzayla, biyolojiyle, kimyayla, fizikle, tıpla ilgili çok daha fazla bilgiye sahip. Ancak bütün bu bilimsel gelişmeler, insanlığın bilgi birikiminin daha fazla artmış olması bir zamanların ütopyacılarının beklediği gibi insanlığı daha adil, daha huzurlu, daha barışçıl bir dünyaya taşımadı. Günümüzün dünyasında distopyalar büyük ilgi görüyor, bunun sebeplerinden biri de dünyamızın pek çok açıdan distopyalara benzemeye başlaması. Bugün kapitalizmin krizi ve neoliberal uzlaşının çözülmesi sonrası dünya son derece kaotik görünüyor. Pek çok emperyalist ve altemperyalist gücün rekabetlerini Ortadoğu’da bombalar ve zaman zaman kara savaşıyla sınadığı, bu rekabetin sonucunun devasa bir mülteci dalgası yarattığı, mülteci karşıtlığının pek çok ülkede geçer akçe görülmeye başladığı, Avrupa’nın pek çok merkez ülkesinde ırkçıların yükselişe geçtiği, dünyanın en büyük askeri gücü ABD’nin başına Donald Trump gibi ırkçı, homofobik ve kadın düşmanı bir liderin geçtiği, yıllardır demokrasiye dayalı bir uygarlık projesi üzerine kurulu olduğunu anlatan Avrupa Birliği’nin Katalonya halkına dönük şiddete göz yumduğu bir dünya, OHAL KHK’leri, birkaç cephede birden savaş ve yerli-millî nefret ideolojisi ile yönetilen bir Türkiye. Üstelik 100 yıl öncesinin tersine bugün ciddi bir iklim krizi bütün gezegeni felaketlerle sarmalıyor.

Kapitalizmin kanlı bilançosu

Aslında kapitalizm altında dünyanın bir distopyaya benzemediği günlerin sayısı çok az. Belki ileri kapitalist ülkeler 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde görece güvenceli hayatlar yaşıyorlardı ancak 20. yüzyılın ilk yarısı Avrupa’daki devlerde yaşayanlar da dâhil herkes için tam bir kaos ortamıydı. 1917’de Rusya’daki Ekim Devrimi’nin en güçlü motivasyonlarından birini oluşturan ve onun tarafından sona erdirilen I. Dünya Savaşı sırasında 13 ila 15 milyon arasında insan öldü. Savaşın getirdiği açlık ve kıtlıktan ölenler bu rakama dâhil değil. Ekim’in ilk yaptığı işlerden biri Rusya’nın savaştan çekilmesini sağlamak olmuştu. Ekim Devrimi ile başlayan devrimci dalga da kapitalizm tarafından kanla bastırıldı. Rusya’da işçilerin eşitlik ve özgürlük ideallerini boğmak isteyen kapitalist devletler sadece Rusya’da kanlı bir iç savaşı kışkırtmakla kalmadılar, kendi ülkelerindeki devrimci kalkışmaları da işçileri ve liderlerini katlederek sona erdirdiler. Devrimlerin yenilgisi dünyayı kapitalizmin en korkunç yüzüyle, faşizmle tanıştırdı.  Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da faşistler iktidara geldiler. 1915’teki Ermeni Soykırımını örnek alan Naziler, milyonlarca Yahudi’yi katlettiler. Emperyalist rekabet II. Dünya Savaşı’nda bu sefer 70 milyondan fazla insanın hayatını yitirmesine yol açtı. İnsanlık ilk defa atom bombası ile tanıştı. ABD tarafından Hiroşima kentine atılan atom bombası yaklaşık 140 bin, Nagazaki’ye atılan atom bombası ise yaklaşık 70 bin kişiyi bir anda öldürdü. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kapitalizm bir toparlanma dönemine girdi. Ancak bu savaşların bittiği anlamına gelmiyordu, sadece ABD’nin Vietnam İşgali’nde 1 milyonun üzerinde asker, 3 milyonun üzerinde sivil öldü. 20. yüzyıl kapanıp, 21. yüzyıla girdiğimizde ise ABD, Afganistan ve Irak’a saldırarak geride milyonlarca ölü bırakacak ve bugünün kanlı çatışmalarına ve IŞİD gibi örgütlerin Ortadoğu’da güçlenebilmesine zemin hazırlayan en önemli faktörlerden biri bu işgaller olacaktı. Bugün milyonlarca insan açlıkla yüzleşirken, 2016 yılında sadece ABD 611 milyar dolar askeri harcama yaptı, onu 215 milyar dolarla Çin ve 69,2 dolarla Rusya izliyor.

Ekim geleceğimizdir

Bu karanlık tablo içinde 100 yıl önce olmuş Ekim Devrimi’ni anmanın ne anlamı var? Sosyalist Tartışma toplantılarında Foti Benlisoy’un da söylediği gibi hafıza da bir mücadele alanı ve bu mücadele alanında sıradan insanların neler yapabilmeye muktedir olduklarını gösteren Ekim Devrimi’nde ne olduğunu hatırlamak çok önemli bir yer tutuyor. Stalinizm tarafından içi boşaltılmış ve bürokrasinin çıkarına alet edilmiş hâliyle veya yukarıda saydığım insanlık suçlarını işleyenlerin “diktatörlük” karalamalarıyla değil, olduğu hâliyle Ekim Devrimi’ni hatırlamak bize bütün bu karanlık tablo içindeki umudu ve o umudu gerçek kılmanın mecburiyetini gösteriyor.

1917’de Rusya’da o güne kadar cahil, kaba, bilinçsiz görülen işçiler, yeryüzündeki en demokratik iktidar aygıtı olan sovyetler aracılığıyla, bildiğimiz toplumdan tamamen farklı bir toplum kurmaya soyundular. Ortalama bir işçi ücretinden fazla ücret almayan kendi temsilcilerini seçtiler, bu temsilcileri her an geri çağırma hakları vardı. Rusya’da devrime kadın işçiler öncülük ettiler. Devrimden sonra ilk iş boşanma hakkının tanınması, eşit işe eşit ücretin hayata geçmesiydi. Sonra kürtaj yasallaştı. Eşcinsellik karşıtı yasalar kaldırıldı. Savaş sona erdirildi. Ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin hakları kabul edildi, inançlar üzerindeki baskılara son verildi. Bütün bunlar bir grup insanın “parlak” fikirleri ile değil, işçilerin kendi eylemiyle gerçekleşti. Bolşevik Partisi, burjuva iktidarı ile sovyet iktidarının aynı anda var olamayacağını göstererek işçilere öncülük etti ancak bunu işçilerin önüne geçerek değil, işçilerin içinde yaptı.

Ekim, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi ancak bu dünya çapında kazanılması gereken bir zaferdi. Bugünkü “distopya” görünümlü dünyanın panzehiri küresel Ekim Devrimi’dir. Devrim mümkündür ve eğer insan hayatına zerre önem vermeyen kapitalistler tarafından yeniden 20. yüzyılın bir benzerine sürüklenmek istemiyorsak gereklidir. Yeni Ekimlerin anahtarı ise bugün verilen yüzlerce mücadele ile insanlığın bu muazzam özgürlük deneyimi ile bağlar kurulmasında yatmaktadır. Yeniden, “bütün iktidar sovyetlere!” 

Can Irmak Özinanır 

(Sosyalist İşçi)