Kapital: İş başında bir vampir

09.09.2017 - 09:43

Karl Marx'ın Kapital'inin ilk ciddi, yüz elli yıl önce yayımlandı. Kapital'e dair yeni bir rehber kitabın yazarı olan Joseph Choonara, Kapital'in bugünkü güncelliğini açıklıyor.

Karl Marx, en büyük eseri olan Kapital'i Londra'da bir mülteci olarak yazdı. Ancak kitap yıllarca, bu ülkenin siyasetinde çok az iz bıraktı. Marx hayattayken Britanya'da çok tanınan biri değildi, tanındığı kadarıyla ise radikal bir gazeteci ve sosyalist bir aktivist olarak bilinirdi. Bir eleştirmen onu "ele avuca gelmez, öfkeli ve sert bir Alman" olarak tanımladı.

Marx 1883'te öldüğünde, Kapital'in birinci cildinin tam bir İngilizce çevirisinin yayınlanmasına hâlâ dört yıl kadar vardı. Times gazetesinde ölümüyle ilgili küçük bir ilan çıktı: ‘Paris muhabirimiz bize Dr. Karl Marx'ın öldüğü bilgisini vermektedir.’ Londra ofisindeki hiç kimse onun öldüğünü fark etmemişti.

Ancak bugün, en azından sol eğilimli çevrelerde, Marx'a ve Kapital'e yoğun bir ilgi var. Eylül ayında King's College (ç.n. Londra’da bir üniversite) "Bugün Marx'ın Kapital'i" başlıklı, David Harvey gibi önemli konuşmacıların da olduğu bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Harvey'nin Kapital üzerine internetten izlenebilecek konuşmaları devasa bir izleyici kitlesine sahip: Açılış dersini neredeyse yarım milyon kişi izledi. Konferansın düzenleyicilerinden biri olan Michael Roberts, oldukça popüler olan "Next Recession" (Bir Sonraki Durgunluk) adlı blogunda Marksist teoriyi kullanarak çağdaş kapitalizm analizi yapmaktadır.

İşçi Partisi’nin gölge başbakanı John McDonnell, “Kapital okumasından öğrenilecek çok şey olduğuna inanıyorum" dedi. İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ise “Marx büyük bir iktisatçıydı” demişti.

Kapital, birinci cildinin yayımlanmasından 150 yıl sonra güncelliğini koruyor ve bu övgüleri haklı çıkarıyor. Bunun sebebi, kitabın konusunun 19. yüzyıldaki Britanya kapitalizmi olmaması.

Marx, kapitalizm altında insanların girdikleri ilişkilerin genel bir açıklamasını ve bu ilişkilerin sebebiyet verdiği sistemin hareket yasalarını ortaya koyuyor. O, bunu belli bir bakış açısından -sömürülen bir grup ve potansiyel olarak devrimci bir güç olan işçi sınıfınınkinden- yapar. O, Kapital'in "burjuvazinin kafasına atılmış en korkunç füze" olmasını istiyordu.

Sınıf

Çalışması Fransız bir yayıncı tarafından seri olarak basılmaya başlandığında, Marx şöyle yazmıştı: “Kitap bu biçimde işçi sınıfı için daha erişilebilir olacaktır, ki bu benim için diğer her şeyden daha önemli”. Ancak pek çok okuyucu, çalışmanın umut edilenden daha az erişilebilir olduğunu gördü. Marx’ın, emek değer teorisinin kendi yorumunu açıkladığı başlangıç bölümleri özellikle engelleyiciydi.

Burada Marx, iş yerinde olan bitenlerin “iki katlı” bir süreç olarak görülmesinin en iyisi olacağını savunur. Bir yandan her emek süreci, belli bir maddeyi ya da hizmeti üreten türde "somut emek" içerir. Diğer yandan ise Marx'ın "soyut emek" -genel olarak insan emeği için yapılan belirli harcamalar- dediği şeyi de içermektedir. Bütün metalarda ortak olarak bu soyut emek vardır. Metalar piyasada birbirleriyle değiş tokuş edilebilirler, çünkü her biri belli miktarlarda soyut emeği temsil ederler.

Marx için metanın değeri, o günün koşullarında üretimin tipik yöntemleri ve emeğin tipik araçlarıyla onu üretmek için gerekli olan zamanla ölçülür. Meta üretiminde "canlı emek" ile birlikte "ölü emek" de olacaktır. Bu, işçilerin geçmişte ürettiği hammaddelerde ya da makinalarda somutlaşan değerdir. Onlar üretimde tükenirken, onların değeri üretilen ürüne geçer.

Marx kendi emek değer teorisini açıkladıktan sonra, bir bulmaca ortaya koydu: Eğer bütün kapitalist üreticiler metalarını piyasaya getirir ve onları değerinde satarsa, kapitalist sınıf bir bütün olarak nasıl kâr elde eder? Cevap "ölü emek" içinde değildir. Makinalar ve hammaddeler kapitalist tarafından, daha sonra metalara aktaracakları kadar olan kendi değerleri karşılığında satın alınır. Kapitalist bunlardan ne kâr elde eder ne de zarar.

Gizem "canlı emek" içinde yatmaktadır. Kapitalizm altında emek gücü -işçilerin çalışabilme yeteneği- alınan ve satılan bir meta hâline gelir. Emek gücü yeni bir değer yaratır; ama kapitalistin ücretli bir işçiyi çalıştırmasının maliyeti nedir?

Değer

Marx'ın cevabına göre, yalnızca işçinin bir sonraki gün, o günün işini yapabileceği bir durumda işe dönmesine yetecek kadar olan bir değerdir. Günlük ücretin ötesindeki ekstra değer, kapitalist tarafından sömürülmektedir, ki Marx buna "artı değer" der. Bu sömürü, bazı vicdansız kapitalistler tarafından yapılan bir üçkağıtçılık değildir. Eğer öyle olsaydı, biz kapitalizmin bu yönünü reforme edebilirdik. Bu, sistemin dokusuna işlemiştir.

Marx [ç.n. Kapital'in birinci cildinin 'İş günü' bölümünde] şöyle yazar: "Sermaye, bir vampir gibi yalnızca canlı emeği emerek yaşayan ve ne kadar çok yaşarsa o kadar çok emeği emen bir ölü emektir."

Marx, Kapital'in birinci cildinin geri kalanını, argümanını katman katman inşa ederek, üretim sürecinin detaylandırılmış bir açıklamasını geliştirmek için kullandı. Örneğin Marx, iş gününün uzunluğuyla ilgili olan bölümde, erken dönem İngiliz fabrikalarındaki koşulların berrak bir açıklamasını yapar ve işçilerin giriştiği mücadeleleri anlatır.

Marx'ın bu bölümde işçilerle özdeşleştiği oldukça açıktır. Bir yerde, kendilerinin üretim kapasitesini uzun vadede yok olma riskine sokan patronlarını protesto eden Londralı inşaat işçilerinin manifestosunu aktarır. Marx bu manifestoyu biliyordu çünkü o radikal bir gazeteci olarak bu meseleyi takip etmiş ve 1859-60 inşaat işçileri grevini desteklemişti. İşçilerin eylemi en sonunda, egemen sınıf içi bölünmeler ve farklı fikirlerle birlikte, devleti iş günü konusunda bir sınır belirlemeye itti. Ama işçilerin ne kadar süre sömürüleceği konusundaki çatışmalar, öğle yemeği arasının süresi üzerine mücadele eden her sendika aktivistinin bildiği gibi, devam etmektedir.

Kapital'in birinci cildinde çok önemli başka bir tez vardır. Marx gösteriyor ki, üretim tekniklerindeki birbirini takip eden devrimler, işçilerin gelişmiş makinalarla birlikte birbirlerine yakınlaşabileceği daha büyük iş yerleri yarattı. Bu durum bugün hâlâ  böyle: Britanya'da 2017'de işçiler tarafından kullanılan araç-gereçlerin ve makinaların değeri, her zamankinden daha büyüktür. Ve neredeyse işçilerin yarısı, 100'den fazla kişi çalıştıran iş yerlerindedir; bu, Marx'ın yaşadığı dönemdeki iş yeri ortalamasından çok daha büyük.

İş gününü uzatmanın ya da insanları daha sıkı çalıştırmanın sınırlarına ulaşıldığında, kapitalistler kârlarını artırmak için başka yollar bulmaya çalışırlar. Bunu yapmalarının başlıca yolu, Marx'ın "birikim" dediği şeydir. Bu, işçilerden sömürülen artı değerin bir kısmının, daha hızlı ve ucuza meta üretimi yapabilecek yeni ve daha etkili makinalara yatırılması sürecidir.

Birikim

Kapitalistler, kişisel kötülüklerinden ötürü birikim ve sömürü yapmaz. Aslında onlar "örnek bir yurttaş, belki bir RSPCA üyesi bile olabilirler" demişti Marx. Onlar bunu yaparlar, çünkü eğer yapmazlarsa piyasanın dışına itilirler ve kapitalist olmaktan tamamen çıkarlar. Yani bu kâr elde etme çılgınlığında, birikimin önündeki bütün engeller kırılmış olmalı. Yalnızca işçi hâkimiyetini kaybetmekle kalmaz; aynı zamanda sistem de tek tek kapitalistlerin kontrolünün dışındadır. İşte bu nedenle kapitalizm, dinamik ve hızlı değişen bir sistem olduğu kadar, büyük yıkıcı güçleri de içinde barındırır.

Örneğin, bugün karşı karşıya kaldığımız ekolojik felâketin ciddi bir açıklaması için kapitalizmin özündeki sınırsız birikimi kavramak gerekiyor. Kapitalizm bir başka biçimde daha yıkıcıdır. Plansız ve kâr odaklı bir sistem olduğu için tekrar ve tekrar krize girer.

Krizleri açıklayabilecek ana fikirler, Kapital'in ikinci ve özellikle (Marx hayattayken yayımlanamayan) üçüncü cildindedir. Marx, birikimin uzun vadede işçileri makinalar ile değiştirerek kârları azaltma eğilimiyle, sonunda kendi altını kazdığını göstermektedir. Marx ayrıca finansal sistemin doğuşunu ve krizleri nasıl büyütüp yaydığını incelemektedir.

Bunun güncelliği, 2008'den bu yana büyük ölçüde durgun olan, bugünün finansal olarak şişmiş kapitalizminde yaşayan herkes için açık olmalıdır. Marx'ın kapitalistlerin basitçe ezenler olmadıkları konusundaki ısrarı da daha az önemli değildir. Kapitalistler ayrıca sömürdükleri işçilere bağımlıdırlar ve bu bizim onlara meydan okumak için gücümüzün en büyük kaynağıdır.

Kapital, bizim kapitalizmi analiz etme çabalarımız için en iyi başlangıç noktası olmayı sürdürmektedir. Ama daha da iyisi, kapitalizmi devirmektir.

Joseph Choonara

Socialist Worker’dan çeviren: Z. Soner Dinçsoy