Tony Cliff 100 yaşında

20.05.2017 - 15:28

DSİP'in de bir parçası olduğu Uluslararası Sosyalist Akım'ın kurucularından Tony Cliff, 100 yıl önce bugün doğmuştu.

Tony Cliff, Rusya'da Devlet Kapitalizmi adlı eseriyle, Stalinist Rusya'nın sosyalizmle hiçbir ilgisinin olmadığını, kapitalizmin bir başka biçimi olarak işçileri ezdiğini ve sömürdüğünü ortaya koymuştu.

Cliff'in bazı yazılarına aşağıdaki linklerden ulaşılabilir:

Türkçe
İngilizce

Tony Cliff'i, 100. yaş gününde anarken, devrimci bir parti inşa etmenin önemi üzerine yazdığı bir makalesini okurlarımızla paylaşıyoruz:

Neden devrimci partiye ihtiyacımız var? – Tony Cliff

İşçi sınıfının bi­linç düzeyleri farklı

“İşçi sınıfının kurtulu­şu kendi eseri olacak­tır” diyen Marks “top­lumdaki egemen fikirle­rin egemen sınıfın fikir­leri olduğunu” da söy­ler. Neden bir devrimci partiye ihtiyaç duydu­ğumuz sorusunun ceva­bı Marks’ın yaptığı bu iki tespit arasındaki çe­lişkide yatar.

Bu çelişki Marks’ın düşünce sistemindeki bir bozukluktan değil hayatın kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu tespitlerden sadece bi­rincisi doğru olsaydı, devrimci partiye gerek kalmazdı. İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseriy­se, devrimcilerin her­hangi bir şey yapması­na gerek yok, evimize gidip huzur içinde o anı bekleyebiliriz. Toplum­daki egemen fikirler her zaman egemen sınıfın fikirleriyse, işçiler her- zaman kendilerini yö­neten sınıfın görüşlerini kabul edeceklerdir. Bu durumda da kollarımızı bağlayıp evimizde so­murtabiliriz, çünkü ya­pabileceğimiz hiçbir şey yoktur.

Aslında iki tespit de doğrudur. Sınıf müca­delesi her zaman sade­ce işçiler ve kapitalist­ler arasında değil aynı zamanda işçi sınıfının içinde de kendisini ifa­de eder. İşçiler grev gözcülüğünü kapitalist­ler işyerine gelip çalış­masını engellemek için yapmıyorlar. Kapitalist­ler hayatları boyunca zaten bir gün bile çalış­madıkları için grev sıra­sında da çalışmayacak­lardır. Grev gözcüleri asıl olarak başka işçile­rin işbaşı yapmasını ön­lemeye çalışmak için oradadırlar.

Militan işçiler grev gözcülüğü yaparken, da­ha geri unsular işbaşı yapmak isteyecektir. Toplumdaki egemen fi­kirler egemen sınıfın fi­kirleri olduğu için işçi­ler farklı düzeydeki sı­nıf bilincine sahip ol­maları temelinde bölü­nürler. Sadece bu kadar da değil. Aynı işçi bö­lünmüş bir bilince de sahip olabilir. Bir işçi ücret mücadelesi sıra­sında çok militan olabi­lir. Ancak azınlık halklarına gelince milliyetçi kesilebilir. Ya da 20’ci yüzyılda yaşamasına karşın binlerce yıl önce­sinin batıl inançlarına sahip olabilir.

Oportünizme ve sekterliğe karşı

Grev gözcülüğü yaptı­ğın sırada yanındaki iş­çi ırkçı laflar ederse, bu­na üç farklı şekilde ya­nıt verebilirsin.

Dehşete kapılıp grev gözcülüğü yapmaktan vazgeçerek çekip gide­bilirsin. Ancak bu sekterliktir çünkü işçi sını­fının kurtuluşu kendi eseriyse grev gözcülü­ğü yapman gerekir.

Diğer seçenek de ırkçı lafları duymazlıktan gelmek, sorunun üze­rinden atlamaktır. Bu da oportünizm, yani fır­satçılıktır.

Üçüncü ve doğru tavır ise o işçiyle ırkçılığa karşı kıran kırana tartış­maktır. Çünkü ırkçılık egemen sınıfın fikirleri­ni temsil eder. İkna edebilirsen ne alâ, ama edemezsen de grev gözcülüğüne devam eder, grev kırıcıları fab­rika kapısına dayandığı zaman o işçiyle omuz omuza durursun; çünkü işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır.

İşçi sınıfının üniversitesidir

Burjuva devriminden yirmi yıl önce burjuvazi­nin devrimci partisi yok­tu. Burjuva devriminin mimarları olan Jakobenler 1789 Fransız Devrimi sırasında ortaya çıktı­lar. Peki biz neden şim­diden başlamak zorun­dayız? Kapitalistler devrimden önce de zen­gindiler. Soylulara “Ta­mam sen topraklara sa­hipsin ama ben de para­ya, bankalara sahibim. İflas ettiğinde kendini nasıl koruyacaksın” diyebildiler. Bizim duru­mumuz bundan çok farklı. Biz burjuvaziye dönüp “senin LASSA’n Arçelik’in varsa bizim de bir çift ayakkabımız var” mı diyeceğiz.

Burjuvazi fikirsel dü­zeyde de soylu sınıftan bağımsızdı. Kapitalist­ler soylulara dönüp “si­zin rahipleriniz varsa bizim profesörlerimiz var; sizin İncil’iniz var­sa bizim de Ansiklopedi’miz var. Çekilin yolu­muzdan” diyebildiler. Hatta burjuvazi soylu­luktan etkilenmek bir yana fikirsel olarak soy­luluğu etkisi altına al­mıştı. Oysa sosyalist gazetelerden etkilenen kapitalist olduğunu pek sanmıyorum. Ancak milyonlarca işçi boyalı basınla yayılan egemen fikirlerden etkileniyor­lar.

Burjuvazinin devrimci partisi devrim sırasında ortaya çıkabildi, çünkü onların hazırlık yapma­larına gerek yoktu; ken­dilerine güveniyorlardı. Burjuvazi bağımsız ve güçlüydü. Biz ise ezilen, toplumu yönetme dene­yimi olmayan bir sınıfın üyeleriyiz. Kapitalistler sadece maddi üretim araçlarına değil aynı za­manda zihinsel üretim araçlarına da sahipler. Bu nedenlerle devrimci partiye ihtiyacımız var. Devrimci parti işçi sını­fının üniversitesidir.

Marks komünistlerin işçi sınıfının uluslarara­sı ve tarihsel deneyim­lerinin genelleştirmesi gerektiğini anlatır. Biz sadece birey olarak el­de ettiğimiz deneyim­lerden öğrenmiyoruz. Kendi deneyimlerimiz çok küçük. İşçi sınıfının bütün deneyimini ge­nelleştirmek için de devrimci partiye ihtiya­cımız var. Paris Komünü sırasında ben orada de­ğildim. Devrimci parti olmaksızın ben Paris Komünü ve onun ders­lerini öğrenemezdim. Troçki bu nedenle, “devrimci parti işçi sını­fının hafızadır” der.

Üç tür işçi partisi

İşçi partileri devrimci, reformist ve merkezi­yetçi olarak üç grupta toplanır. Komünist Ma­nifesto devrimci parti­nin doğasını şöyle tarif eder:

Komünistler diğer işçi partilerinden iki önemli özelliği ile ayrılır:

  1. Proletaryanın deği­şik ülkelerdeki mücade­lesi sırasında komünist­ler her zaman dünya proletaryasının ortak çı­karlarını ulusal çıkar­lardan bağımsız olarak savunur, ön plana çıka­rırlar.
  2. İşçi sınıfı mücade­lesinin burjuvaziye kar­şı savaşının her aşama­sında komünistler sınıf hareketinin bütününü temsil ederler. Bu ne­denle komünistler ülke­deki işçi sınıfı partileri­nin en ileri en kararlı parçasını oluştururlar. Bu parça diğer bütün parçaları ileri iter. Bu parça, mücadele hattı, işçi sınıfının içinde bu­lunduğu koşullar ve mücadelenin niha­i sonuçları konularında­ki net anlayışıyla proletaryanın geri kalanının ilerisindedir.

İkinci tür işçi partileri de reformist partidir. Lenin 1920’de Komünist Enternasyonalin ikinci kongresinde İngiliz İşçi Partisi’ni “kapitalist iş­çi partisi” olarak tanım­ladı. Çünkü reformist partiler kapitalizmden kopamazlar ama aynı zamanda işçi sınıfının kapitalizme direnme güdüsünü ifade ederler.

Üçünü tür işçi partile­ri devrimci ve reformist partiler arasında kalan merkezci partidir. En önemli özelliği sorunla­rın üstünü örtmesi, yal­pa yapmasıdır. Ne refor­misttir ne de devrimci. İkisi arasında zigzag yapar. Devrimci partinin de reformistlerin de ta­rihsel bir devamlılığı vardır. Merkezci parti­lerde ise bir devamlılık yoktur. 1936’da İspanya’da POUM’un 40 bin üyesi vardı. Bugün ise sadece tarih sayfaların­da yer alıyorlar. Alman şemsiye partisi SAP’ın hikayesi de aynı. Oluşu­munda komünist KPD’den, sosyal de­mokrat SPD’nin pasifist kanadından, sağdan ve birçok diğer oluşumdan gelen unsurlar vardı. 1930’ların başında hayli büyük bir partiydi. Bu­gün ise SAP’tan bir eser yok.

Türkiye’de de ÖDP merkezci bir partidir. Reform ile devrim ara­sında yalpa yapan ama uzun vadede ortadan kaybolacak merkezci parti geleneği içinde yer alır.

Hem öğretmen hem öğrenci

Devrimci parti geçmi­şin bütün deneyimleri­ne dayanarak işçi sınıfı­na öncülük etmelidir. Yani işçi sınıfına öğret­melidir. Peki ama öğret­mene kim öğretir? İşçi sınıfının da bize öğrete­

bileceğim anlamak son derece önemlidir. Tarih­teki en güçlü fikirler iş­çilerden gelmiştir.

Marks 1848’de yazdı­ğı Komünist Manifesto’da işçi devletine yani proletarya diktatörlü­ğüne olan ihtiyaçtan bahseder. 1871’de de iş­çi sınıfının kapitalist devleti devralamayacağını, kapitalist devletin bütün hiyerarşik yapı­lanmalarının yıkılıp ye­rine düzenli ordu ve bü­rokrasisi olmayan, bü­tün görevlilerin seçildi­ği ve ortalama işçi ücre­ti aldığı yepyeni bir devlet kurmak gerekti­ğini anlatır. Marks bu sonuçlara İngiltere kü­tüphanelerinde yaptığı çalışmalarla ulaşmadı. Bunları işçilerin Paris Komünü sırasında ne yaptıklarına bakarak öğrendi.

Stalinistler işçi sovyetleri teorisini Lenin’in ortaya attığını iddia ederler. Stalinist külli­yata göre Lenin zaten he şeyin kaşifidir. Bu tarz dinsel bir ibadeti andırır. Oysa Lenin 1905’de, Petrograt işçileri ilk sovyeti kur­duktan dört gün sonra “bu da neyin nesi” diye yazmıştır.

Mücadele sırasında işçiler yeni örgütlere ih­tiyaç duydular. İşçiler acı dersler sonucunda tek bir fabrikada kuru­lan grev komitesinin devrim sırasında işe ya­ramadığını öğrendiler. Bütün fabrikalara yayıl­mış grev komitelerine gerek vardı. Bütün fab­rikalardan gelen dele­geler toplanmaya baş­ladılar ve ilk sovyet doğdu. Yani işçiler yap­tı, Lenin onlardan öğ­rendi. Devrimci parti her zaman sınıftan öğ­renmek zorundadır.

Parti sınıftan ileri mi?

Genel olarak evet, öy­le değilse devrimci par­ti olamaz. 1914’te Birin­ci Dünya Savaşı başla­dığında Bolşevikler sa­vaşa karşı tutum aldık­larında işçi sınıfının ço­ğunluğu savaşı destek­liyordu. Parti sınıftan daha ileriydi.

1917 Ağustos ve Eylü­lüne gelindiğinde, Le­nin partinin sınıfın geri­sinde kaldığını gördü. Sınıf koşarken parti nal topluyordu. Sınıfın dev­rimci sıçrayışına yetiş­mek için parti çok hızlı davranmak zorundaydı.

Devrimci parti varlığı­nı sürdürmek için belirli rutinlere ihtiyacı duyar. Ancak bu rutinler parti­nin içine işler. Partinin sürekli sınıftan ileri ol­duğu kanısı yerleşir. Ancak işçi sınıfı hareke­te geçtiği zaman parti geriye düşebilir. Parti sınıfa yetişmek zorunda kalır.

Devrimciler öncü ka­labilmek için sürekli sı­nıftan öğrenmek, sürek­li öne atılmak zorunda­lar. Partiye yeni katıl­mış bir üyenin 20 yıllık üyeden daha mücadele­ci davrandığı, daha iyi li­derlik yaptığını sıkça görülür. 20 yıl önce ne yaptığın değil, geçen hafta ve bu hafta ne yaptığın, gelecek hafta ne yapacağın önemlidir. İşçi sınıfının mücadele tarihini çok iyi bilebilir­sin ancak önemli olan bugünkü mücadele için­deki durumundur. Li­derlik bankadaki para gibi değildir. Bankadaki para durduğu yerde faiz kazandırır. Liderlik, her gün yeniden kaza­nılmak zorundadır.

Reformistler par­ti üyeleri pasif ve teslimiyetçidir

Reformist parti müm­kün olduğu kadar çok oy almaya çalıştığı için en düşük ortak paydaya gözünü diker. Egemen fikirlere uyum sağlar. Reformist liderler top­lumdaki azınlıkların ezildiğini bilmelerine rağmen ırkçılık ve ay­rımcılığa paye verirler. Devrimciler ise her türlü baskı ve ayrımcılığa karşı seslerini yükseltir ezilenlerin haklarını sa­vunurlar. Toplumdaki geri görüşlere teslim ol­maz onlarla mücadele ederler.

Bunun dışında refor­mist partiler son derece pasiftir. Örneğin İngil­tere İşçi Partisi üyeleri­nin yarısı hiçbir parti fa­aliyetinde bulunmazlar. Sadece yüzde 10’u haf­tada beş ya da on saat faaliyet yürütürler. Bu pasifliğin ortasında ta­bi- i ki bürokratlar partiye hakim olurlar.

Demokratik Merkeziyetçilik

Devrimci partinin mü­cadelesinde neden de­mokratik merkeziyetçi­liğe ihtiyacı var? İlk ön­ce neden demokrasiye ihtiyacımız olduğuna bakalım. Bir kentten di­ğerine gitmek için bir otobüs ve sürücüye ihti­yaç vardır. Burada de­mokrasiye gerek yok, yol ve yöntem belirlidir. Ancak kapitalizmden sosyalizme giden süreci daha önce yaşamadık.

Süreçten emin değil­sek işçi sınıfından öğ­renmemiz gerekiyor. Çünkü işçi sınıfının kur­tuluşu kendi eseri ola­caktır ve sınıf kendi mü­cadele deneyimleri ara­cılıyla bize öğretecek­tir. Bunun tek yolu da sınıf içinde köklere sa­hip olmaktır. Mücadele ile ilişkili her şey teste tabi tutulmalı, çünkü biz müneccim değiliz.

Demokrasi de tek ba­şına her türlü derde de­va değildir. Kâr oranla­rında bir düşme olup ol­madığını bilmek istiyor­san oylamaya gitmek anlamsız. Marks ya haklıdır ya da haksız.

Düşün, oku, karar ver.

İşçi devrimi köklü bir demokrasi olmadan gerçekleşemez. Devrim sonuç olarak işçi sınıfı­nın egemen sınıf haline yükselmesi ve tarihteki en demokratik düzeni kurmasıdır. Kapitalist düzende her beş yılda bir sadece milletvekil­lerini seçeriz. İşverenle­ri seçme hakkımız yok, bir fabrikanın kapatılıp kapatılmayacağı konu­sunda oy verme hakkı­mız yok. Aynı şekilde ordu komutanlarını, ha­kimleri seçemiyoruz. İş­çi devletinde ise her şey işçilerin kontrolünde olacak. Bu nedenle sos­yalizm en demokratik sistemdir.

Öyleyse neden mer­keziyetçiliğe ihtiyacı­mız var? İşçilerin dene­yimleri eşitsiz ve farklı­dır. Bu deneyimlerin birleştirilmesi gereki­yor. Devrimci parti için­de de üyelerin deneyim­leri birbirinden farklı­dır. Üyeler hem işçi sı­nıfının içinde bulundu­ğu genel havadan hem de içinde bulundukları alanın sorunlarından etkilenirler. Bu farklı­laşmayı aşmak için merkeziyetçilik gerekli­dir. Egemen sınıf merkezileşmiştir, onun kar­şısına simetrik yapılan­malarla çıkamazsak as­la zafere ulaşamayız.

Ben hiçbir zaman bir pasifist olmadım. Birisi bana sopa gösterirse ben daha büyük bir so­paya sahip olmalıyım. Marks’ın Kapital’inden bir alıntının saldırgan bir köpeği durduracağı­na da inanmıyorum. Biz sınıf düşmanımızın üs­tüne aynı saldırganlıkla gitmeliyiz.

Kitlesel bir devrimci parti

Devrimci partinin işçi sınıfına önderlik yapa­bilmesi için deneyim, bilgi ve sınıf içindeki köklerimiz yeterli değil­dir. Liderliğin işçi sınıfı­nın dilini konuşarak sı­nıfla ilişki kurabilmesi gerekiyor. Sadece ko­nuşan değil, hem dinle­yen hem de konuşan bir liderlik gerekiyor.

Ancak bu da yeterli değil, büyük bir devrim­ci partiye ihtiyacımız var. Başka türlü sınıfa önderlik etmek müm­kün değil. 1914’de Bol­şevik Partisi’nin dört bin üyesi vardı. Şubat 1917 devriminden sonra bu sayı 23 bine, Ağus­tos 1917’de ise 250 bine çıktı. Bu üye sayısıyla üç milyonluk bir işçi sı­nıfına önderlik etmek mümkündü.

Alman Komünist Partisi’nin 1918’de dört bin üyesi vardı. Her birinin son derece savaşkan devrimciler olduğunu kabul etsek dahi bu ka­dar az insanın bir devri­me öncülük etmeleri mümkün değildi. Her iş­yerinde bir tabanımız olması gerekiyor. Bun­lara öncülük etmek için de büyük bir devrimci partiye gerek var.

Lenin Temmuz 1917’de Alman ajanı ol­makla suçlandığında 30 bin işçinin çalıştığı Putilov fabrikasının 10 bin işçisi “Lenin’e güveni­yoruz” diyerek greve çıktılar. Neden? Çünkü Putilov fabrikasında böyle bir grevi örgütle­yebilecek 500 Bolşevik vardı.

Milyonlarca işçiye öncülük etmek istiyor­san sayısı yüz binlerle ölçülen bir devrimci partiye ihtiyacın var. Bu partiyi inşa etmek için de önce yüzlerce, bin­lerce üyeye gerek var. Yüzleri, binleri örgütle- yemezsek yüz binleri hiç örgütleyemeyiz.

Bu nedenle Marksizmi entelektüel bir beyin jimnastiği gibi algıla­yanlardan nefret ede­rim. Marksizm sınıf mü­cadelesi içindir. Bu mü­cadeleyi yürütmek için kitlesel devrimci partiyi bugünden inşa etmek her marksistin görevi­dir.