Rus Devrimi: Dünya savaşının gölgesinde başkaldırı ve isyan

31.01.2017 - 09:52

Birinci Dünya Savaşı’nın vahşeti ve Rusya’nın içindeki kesintiler Rus askerleri 1917’de ayaklanmaya hazır hale getirmişti. Rus Devrimi Birinci Dünya Savaşı’nın katliam ve kaosundan doğdu.

2,5 milyondan fazla Rus savaşta öldürülürken 5 milyonu da yaralandı. Askerlerin koşulları çok kötüydü. Rus devrimci Lev Troçki şöyle yazıyordu: “Artık askerlerin ne silahları ne de ayakkabıları vardı.” Eğitimsiz askerler silah veya cephane verilmeden savaşa gönderildiler. Rusya bir dizi moral bozucu yenilgi yaşadı. Savaşın acı deneyiminin askerler üzerinde bir etkisi oldu. Troçki; “Her şey savaş için” diyordu bakanlar, vekiller, generaller ve gazeteciler. “Evet” diye düşünmeye başladı siperlerdeki askerler “Hepsi son damlasına kadar savaşmaya hazır … benim kanımın.”

Bir gizli servis ajanının raporunda ordunun “bazıları ayaklanmanın aktif güçleri olma potansiyeline sahip unsurlarla dolu olduğunu” yazıyordu. Bu sırada savaş ülkedeki kaynakları emerken, Rusya’daki sıradan halk açlık çekiyor ve donuyordu. Rusya’daki tarım aletlerinin ve diğer araçların çoğunun tamire ihtiyacı vardı. Rusya imalat için mal ve hammadde ithalatına muhtaçtı ama savaş bunu neredeyse durdurmuştu. Fabrikalarda hammadde kıtlığı yaşanıyor bu da üretimin düşmesine neden oluyordu. Yazar Arthur Ransome Rusya’yı erzakı olmadan kuşatma altında olan bir yer olarak tanımladı. “Rus şehirleri 1915’te açlık çekmeye başlayacak” diye yazdı.

Rusya’nın ulusal geliri savaş sırasında üçte bir oranında azaldı. Hükümet savaş çabasını finanse edebilmek için borç alıp para bastıkça enflasyon hızla arttı. Moskova’da perakende fiyatları savaşın ilk iki yılında iki katına çıktı. 1917’nin başına gelindiğinde üç katına çıkmışlardı. Gıda fiyatları başka herhangi bir maldan çok daha hızlı yükseldi. Toprak sahipleri (kulaklar) tahılı saklayarak fiyatların daha da artmasını sağladılar. 1916’da ortalama bir işçi günde 200-300 gr yemek yiyordu. 1917’ye gelindiğinde insanlara yalnızca günde 450 gr ekmek veriliyordu. Gerçekte ise insanlar yemek yemeden günlerce çalışıyordu.

Savaş Rusya’nın ulaşım sistemine de ek yük binmesine neden oldu, bu da ekonomiyi felç etti. 1915 yazında trenlerin beşte birinden fazlası insanları tahliye etmek ve donanım taşımak için kullanılıyordu. Yarım milyon köylü yerinden edildi ve hasadı kaldırmak için çok az köylü kaldı. Troçki “Tarlasını ekemeyen köylülerin sayısı arttı” diye yazıyordu. “Köylülerin savaşa olan karşıtlığı aylar geçtikçe arttı.” Savaş Rusya İmparatorluğu içinde altı milyon mülteci yarattı, şehirleri ve kasabaları dönüştürdü. Tarihçi Peter Gatrell her dört kişiden birinin mülteci olduğu Katerınoslav ve Pskov şehirlerini tasvir eder. Gazeteler mültecileri “insan seli” ve hatta “çekirgeler” diye anmışlardı. Bazıları mültecilere öfkelenirken diğerleri için bu kriz Çar’a olan öfkelerini arttırdı.

Yiyecek kesintileri ve savaşın gaddarlığı grevlere ve eylemlere neden oldu bunlar da Şubat Devrimi’ni başlattı. Petrograd’daki devasa Putilov fabrikasının işçileri 4 Mart 1917’de greve gittiler. Dört gün sonra kadın tekstil işçileri greve gitti ve Petrograd’da ekmek ve barış talebiyle eylem yaptılar. Diğer işçiler de onlara katıldı. Askerlere eylemleri bastırmaları emredildiğinde, onlar isyan etti ve işçilere katıldılar. Sonunda Petrograd kışlasındaki 150.000 askerin tümü devrime katıldı. Bunu askerler ve denizcilerin başkaldırısı izledi. Şubat Devrimi Çar’ı devirdi ve bir geçici hükümetin gelmesini sağladı. Ama işçiler, askerler ve denizciler işçi konseyleri yani Sovyetler kurdular. Ekim ayında gerçekleşen bir devrim ile Sovyetler iktidara geldi. Yeni işçi hükümetinin ilk işi Rusya’yı savaştan çıkarmak oldu. Savaş devrimi ateşlemişti, sonunda savaşa son veren de devrim oldu.

Bolşeviklerin savaş karşısındaki tutumu

Birinci Dünya Savaşı milyonlarca insanı yıkıma uğratarak Çar rejimine karşı öfkeyi tetikledi. Fakat bu öfkeyle örtüşen bir devrimci liderlik de Rus işçi sınıfının mücadele tarihinin içinde şekilleniyordu. Savaş başladığında, yurt savunması maskesinin arkasına sığınan sol milliyetçiler kendi egemen sınıflarının savaş tutumlarını desteklerken, Lenin ve Bolşevik Partisi enternasyonalist bir tutum almayı başarabildi. Lenin savaşı ve savaşa karşı tutumu şöyle açıklıyordu:

“Şimdiki savaş emperyalist bir karaktere sahiptir. Bu savaş, kapitalizmin gelişiminin en yüksek düzeyine ulaştığı, (…) üretimde tekelleşmenin ve ekonomik yaşamın uluslararasılaşmasının muazzam boyutlara eriştiği, izlenen sömürge siyasetinin dünyanın hemen tamamının paylaşılmasını beraberinde getirdiği bir dönemin koşullarının ürünüdür.”

“Günümüz sosyalizmi, ancak savaşan emperyalist burjuvazilerden biri veya diğerinin yanında yer almayıp bunlardan her ikisini de ‘birbirinden kötü’ sayarsa ve her ülkede o ülkenin emperyalist burjuvazisinin yenilgisini arzularsa, kendi ismine layık kalacaktır. Bunun dışında kalan herhangi bir tutum, aslında gerçek enternasyonalizmle hiçbir ortak yönü bulunmayan milliyetçi-liberal bir tutum olacaktır.”

(Sosyalist İşçi)