Gramsci, strateji ve Podemos

07.07.2015 - 14:08
Haberi paylaş

İspanya’daki yeni radikal parti Podemos’un lideri Pablo Iglesias, İtalyan Marksist Antonio Gramsci’den alıntı yapmaktan hoşlanıyor. Yakınlarda yazdığı Mevzi Savaşı ve Politik Strateji başlıklı makalesinde, Gramsci’den, farklı toplumsal katmanlar tarafından kabul gören “hegemonik söylemler” yaratmanın stratejik önemini kavrayan ilk kişi olarak bahsediyor.

İspanya’da İndignados (Öfkeliler) hareketinin kitlesel eylemlerinden doğan politik örgüt Podemos, kemer sıkma karşıtı hareketi, sonbaharda yapılacak olan seçimlere yönelik başarılı bir stratejiye nasıl dönüştüreceği sorusuyla cebelleşiyor. Kaynak olarak Gramsci’nin gösteriliyor  olması, İspanya’da sol geleneğin ne kadar güçlü olduğunu ortaya seriyor. Ama Gramsci’ye, çoğunlukla radikalizmden uzak, olağan bir politik hattın savunusunu yaparken başvuruluyor.

Gramsci, stratejiyle ve kitlesel hareketlerin kapitalizmdeki iktidar yapısını sarsabilmesiyle derinden ilgiliydi. 1921’de Turin’deki fabrikalarda işverenlerin toplu işten çıkarmalarına karşılık Gramsci ve diğer militanlar toplumda düzen sağlamanın alternatif bir yolu olarak işçi komiteleri oluşturdular. Lenin gibi o da devrimcilerin o günkü işçi partilerinden kopmaları gerektiğini düşünüyordu ve bu nedenle İtalyan Komünist Partisi’ni kurdu. Gramsci, hayatının son on senesini Mussolini’nin hapishanelerinde geçirirken, yanlış stratejilerin korkunç bedelini de ödemek zorunda kaldı.

Fakat bu dövüşmeye hazır devrimci, Iglesias’ın atıfta bulunduğu Gramsci değil. Iglesias, hegemonya mücadelesini, politikanın niteliğini değiştirmeyi hedefleyen ideolojik bir proje olan mücadele hattında kullanılabilecek bir strateji olarak görmüyor. Gramsci’nin bu hafifletilmiş versiyonu mümkün, çünkü Gramsci’nin hapishane yazıları kopuk kopuk, ve bu yazılar kendi başına değerlendirildiğinde genellikle muğlak.

Gramsci’nin hegemonya tartışması, sistem karşıtı mücadelelerin farklı zamanlarda farklı biçimler aldığı fikri üzerine kuruludur. Bu mücadeleler bazen devletle kafa kafaya çarpışmayı gerektirir – Gramsci buna manevra savaşı der – tıpkı Ekim 1917’de Rus işçilerin yaptığı devrim gibi. Bazen de bu mücadeleler bir siper savaşı olan Birinci Dünya Savaşı gibi uzun süren, hiçbir tarafın başarı kazanamadığı olaylardır. Böyle zamanlarda, farklı politik görüşleri olan kişilerin ortak düşmana karşı birleşmelerini sağlamak amacıyla, toplumsal değişim talepleri devrim yapmaya kadar ilerletilemez. Gramsci bu tip savaşları mevzi savaşı olarak adlandırır. Her iki durumda da sosyalistler mücadele veren kitledeki insanları kazanmaya – ya da hegemonya kurmaya – uğraşırlar.

Gramsci, pozisyon (ç.n. mevzi) savaşıyla ilgili yazılarını 1920’lerin başında devrimcilerin maruz kaldıkları bazı olaylardan dolayı yazdı. Bazıları, hareketin yenilgisinin ardından ve faşizmin yükselişiyle beraber sosyalistlerin kendi başlarına, daha geniş toplumsal güçlerin katılımı olmadan devrim yapabileceklerine inanıyorlardı. Gramsci böyle bir politik pürizme karşıydı. Ona göre, eylem birliğinin yanı sıra egemen fikirlere politik saldırı – her alanda – çoğunluğu sosyalizme kazanmak için elzemdi. Pozisyon savaşı stratejilerinin amacı, gelecekteki daha zorlu çekişmelere hazırlıklı olmak için hareketi politik olarak güçlendirmekti.

Sorun şu ki, soldan bir çok kişi, Gramsci’nin mevzi savaşıyla ilgili yazılarını tek strateji ve ulaşılmak istenen son nokta olarak değerlendiriyor. 1970’lerde bazı komünist partiler, Gramsci’nin hegemonya stratejisinin, sağ kanat partilerle seçim anlaşmaları imzalamalarına engel olmadığına karar verdiler. Euro-komünist Santiago Carrillo liderliğindeki İspanyol Komünist Partisi, partiler arası bir anlaşma olup Franco’dan sonra “geçiş sürecini idare edebilmek” için kemer sıkma uygulamaları ve çevreleme politikası öneren Moncloa Paktı’nı haklı çıkarmak için bu argümanları kullanmıştı. Bu nedenle, “hegemonya mücadelesi”, hükümetlerde yer almak ve kapitalizmin kurumlarında çalışmaktan pek de farklı olmayan  bir anlam kazanmıştı.

Bugün, Iglesias, geçmişin bu stratejilerine eleştirel yaklaşıyor, ama merkeze doğru yönelimi haklı çıkarmak için Gramsci’yi kullanmaya devam ediyor. Modern kapitalist toplumlarda kapitalist hegemonyayı güvence altında tutmanın temel araçlarının “kültür” ve “politik söylemler” olduğunu öne sürüyor. Seçim kampanyaları – Iglesias bunlara Gramsci’nin deyimiyle “modern zamanların mevzi savaşları” diyor – “politika satranç tahtasının merkezi”nin dilini konuşmalı ki, “egemen politik gücün” baskın söylemiyle bağını koparan yeni bir “ortak duyu” oluşturabilsin.

Bu nedenle, Iglesias ve danışman ekibi, Podemos’un programından “insanları caydıracak” tüm talepleri kaldırmayı ve dili değiştirmeyi önerdi. Örneğin, garantili sabit gelir, emeklilik yaşının düşürülmesi, meşru olmayan borcun ödenmemesi – yani İndignados hareketinin talepleri – şöyle değiştirildi: “iş haklarının geliştirilmesi” ve “tüketici talebini artırarak” borcu ödeyebilmek için “borcun yeniden yapılandırılması”. Bu öneriler, Gramsci’nin tasarladığı gibi mücadele içinde demokratik olarak değil, kitle bilincinin mevcut durumunun ne olduğunu “bilen” politika “uzmanları” tarafından ortaya atılıyor.

Aksine, kemer sıkma karşıtı hareketin havası, 24 Mayıs yerel ve bölgesel seçimlerinin gösterdiği gibi, oldukça radikal. Barcelona belediye başkanı seçilen, kiracıların evlerinden atılmalarına karşı mücadele eden aktivist Ada Colau, şehirdeki karar alma işini halka vereceğine, evden atılmaları sonlandıracağına, kamu konutlarını artıracağına ve şehrin zenginliğini yeniden pay edeceğine dair söz verdi. Podemos, Colau’yu aday olarak destekledi, ama o, açıkça İndignados hareketinin radikalizminden taraf, daha yumuşak ve merkezi bir stratejiden değil.

Hegemonya mücadelesi sadece gerçeğin temsilleri ile ilgili değil; bu mücadele aynı zamanda kaynaklar ve kimin neyi kontrol ettiği konusunda çatışan gerçek toplumsal güçler arasında gerçekleşiyor.

Colau kazandı, çünkü kiracıların evlerinden atılmalarına karşı olan hareketin beklentilerini ve kemer sıkma politikaları nedeniyle acı çeken insanların endişelerini dile getirdi. Hareketin içinde bir aktivist olan Colau, kendi seçim kampanyasının, mevcut hareketin eyleme geçirici sesi olması ve radikalliğini azaltmaktansa artırması gerektiğini anladı. Bu, İrlanda’daki kemer sıkma karşıtı hareketin de gözden kaçırmaması gereken bir ders.

Gramsci, işçi sınıfında farklı politik fikirlerin bulunduğunu anlatır. Bunların bir kısmı “ortak duyu” gibi görünen, bize hükümet ve medya tarafından pompalanan ve genellikle eleştirmeden kabul ettiğimiz fikirlerdir. Diğeri ise Gramsci’nin “iyi duyu” dediği, mücadele sırasında gelişen ve sistemi kontrol edenlere karşı bizim çıkarlarımızı temsil eden fikirlerdir.

Podemos içinden birçoğunun katılmamasına rağmen Iglesias’a göre Gramsci, bize, politik programımızı merkezin ortak duyusuna göre şekillendirmemizi öğretiyor. Ama bizim Gramsci’den öğreneceğimiz en iyi strateji, kemer sıkma karşıtı mücadelelerden ortaya çıkan “iyi duyu”yu yaymak ve kitleselleştirmek. Hegemonya savaşı pratikte budur: seçimlerin hareketin ihtiyaçlarına hizmet etmesi gerektiği anlayışına dayanan bir strateji – tam tersi değil.

Marnie Holborow

(Türkçe'ye Özge Karakale çevirdi)

Bültene kayıt ol