12 Eylül 1980: Kenan Evren ve suç ortakları darbeyle iktidarı ele geçirdi

12.09.2017 - 10:06

12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri, 27 Mayıs 1960 darbesinin ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından cumhuriyet tarihindeki üçüncü müdahalesini yaptı ve yönetime el koydu. Süleyman Demirel’in başbakanı olduğu hükümet görevden alındı ve TBMM lağvedildi. Yürürlükteki 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı. Ülke 1983 seçimlerine kadar Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi tarafından yönetildi.

12 Eylül öncesinde yükselen örgütlü işçi mücadelesini bastırmak, mevcut ekonomik ve sosyal krizi büyük burjuvazi lehine çözmek için askeri kuvvetler yönetime el koydu. TİSK Başkanı Halit Narin, bu gerçeği “bugüne kadar hep işçiler güldü, bundan böyle biz güleceğiz” sözleriyle dile getirdi.

Askeri darbeyle birlikte halk tarafından seçilmiş meşru hükümet görevden uzaklaştırıldı, TBMM kapatıldı, yürürlükteki 1961 Anayasası lağvedildi, işçi sınıfının önderleri cezaevlerine dolduruldu, idamla yargılandı, örgütleri darmadağın edildi; sendikalar kapatıldı, toplu sözleşme yetkileri ellerinden alındı, ekonomi dışı zor yöntemlerle ücretler bastırıldı; aydınlar tutuklandı, üniversitelerden öğretim üyeleri uzaklaştırıldı.

İşçi sınıfının örgütlü güçlerine karşı savaş ilan edildi, bütün ülkede devrimci avı başlatıldı. Yüz binlerce insan gözaltına alındı, milyonlarca insan fişlendi, işkenceden geçirildi. Devrimciler, işçi önderleri, rejim muhalifleri, demokratlar özel olarak hazırlanmış cezaevlerine dolduruldu. Ankara Mamak Cezaevi’nde, ülkenin her yerinde işkence sıradanlaştı. Yüzlerce kişiye idam cezası verildi. Yaşı henüz 18 olmayan Erdal Eren’in raporla yaşı büyütülüp idam edildi.

12 Eylül darbecileri Kürt halkının üzerine bir kâbus gibi çöktü. Kürt halkının önderleri, özgürlük savaşçıları Diyarbakır Cezaevi’ne kapatıldı, burada akıl almaz işkenceler gördüler. Diyarbakır Cezaevi hem işkencenin ve karanlığın, hem de direnişin ve aydınlığın simgesi oldu. Kürt halkı yok sayıldı, kart-kurt teorileri üretildi, köyleri yakıldı, yıkıldı, katledildi.

Türkiye, 1983 seçimlerine kadar Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi tarafından tümüyle gayrı meşru ve keyfi bir şekilde yönetildi. Milli Güvenlik Konseyi’nin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92’lik “Evet” oyu ile kabul edildi. Anayasaya hayır oyu verilmesini engellemek için akla gelebilecek her şey yapıldı. Hayır propagandası yapmak yasaklandı. Kenan Evren ve suç ortakları, yaptıkları konuşmalarda evet oyunu telkin ettiler. Seçim günü şeffaf zarflara konan görünür oy pusulaları, insanların “hayır” oyu kullanmasını zorlaştırdı.

Ancak geçtiğimiz yıllarda Ergenekon örgütünün darbeye zemin hazırlamak için yaptığı planlar gibi, 12 Eylül öncesinde de darbeye zemin hazırlanmıştı. Çorum, Maraş gibi katliamlara göz yumulmuş, faşist güruhlar işçilerin ve devrimcilerin üzerine saldırtılmış, ülke ekonomik ve siyasi bir krize sokularak, halk nezdinde darbenin kaçınılmaz olduğu izlenimi uyandırılmıştı. Kenan Evren daha sonra “şartların olgunlaşmasını bekledik” diyerek, darbe zemininin hazırlandığını bizzat itiraf etti.

Aynı halk oylamasında, Kenan Evren cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen anayasada, darbecilerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü. Tarihin bir cilvesi olarak 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa değişikliği referandumu, evet oylarının çoğunluğuyla sonuçlandı.

Böylece anayasanın geçici 15. maddesive bununla birlikte Kenan Evren ve suç ortaklarının yargılanması önündeki engeller kaldırıldı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’ya dava açıldı.

Dava 2014 yılının Haziran ayında sonuçlandı. 12 Eylül askeri diktatörlüğünün mimarları, darbeci generaller Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, iki yıl devam eden yargılama sürecinin sonunda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Darbenin sonuçları:

– TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.
– 650 bin kişi gözaltına alındı.
– 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
– Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
– 7 bin kişi için idam cezası istendi.
– 517 kişiye idam cezası verildi.
– Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).
– damları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
– 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
– 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
– 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
– 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.
– 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
– 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.
– 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
– 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
– 937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
– 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
– 3.854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
– 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
– Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
– 31 gazeteci cezaevine girdi.
– 300 gazeteci saldırıya uğradı.
– 3 gazeteci silahla öldürüldü.
– Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
– 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
– 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
– Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
– 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
– 14 kişi açlık grevinde öldü.
– 16 kişi “kaçarken” vuruldu.
– 95 kişi “çatışmada” öldü.
– 73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.
– 43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.