6-7 Eylül 1955: Anadolu Hristiyanlarının tasfiyesi büyük ölçüde tamamlandı

06.09.2017 - 08:41

Bundan tam 62 yıl önce bugün başta İstanbul olmak üzere, İzmir ve Adalar'da Rumlara ve diğer Türk ve Müslüman olmayanlara karşı büyük bir linç ve yağma hareketi gerçekleşti. Tam iki gün boyunca devam eden olaylarda çok sayıda gayritürk yaralandı, ölenler oldu. Gayritürklerin dükkânları yağmalandı, kiliseler ateşe verildi. Olayların ardından çok sayıda Rum ve Ermeni binlerce yıllık topraklarından ayrılmak zorunda kaldı.

Osmanlı İmparatorluğu'nda gelişen Türk milliyetçiliği fikirlerinin ana temsilcisi konumunda olan İttihat ve Terakki Cemiyeti, ulusal bir devlet kurmak için Anadolu'yu Türkleştirme olarak adlandırılabilecek bir proje hazırlamıştı. Bu projeye göre Anadolu "rahatsızlık unsuru" olan Hıristiyan unsurlardan arındırılacak, Hıristiyanlardan boşalan yerlere Balkanlardan gelen muhacirler yerleştirilecek, böylece ulusal bir devlet için gereken zemin yaratılacaktı.

1915 yılında yaşanan Ermeni soykırımı, bu politikanın ilk ayağıydı. Yaklaşık 1,5 milyon Ermeni, Osmanlı İmparatorluğu'nun her tarafından toplanarak kafileler halinde yollara çıkarıldı. Gidecekleri yerin Suriye'de insan yaşaması mümkün olmayan Deyr Zor Çölü olduğu söyleniyordu, ancak Ermenilerin büyük kısmı oraya bile ulaşamadı. Yollarda yağmalandılar, kurşuna dizildiler, kaçırıldılar, öldürüldüler.

Anadolu'nun Ermenisizleştirilmesinden sonra sıra diğer Türk ve Müslüman olmayanlara gelmişti. Süryaniler de büyük ölçüde Ermenilerle beraber katledilmişti. Karadeniz Rumları, başta Topal Osman olmak üzere katil çeteleri tarafından gruplar hâlinde öldürülüyordu. Yunan ordusunun 1922'de geri çekilmesi üzerine, İttihat ve Terakki'nin sürdürücüsü olan Kemalistler büyük bir taarruzla Anadolu Rumlarını topraklarından söküp attılar. 1923 Lozan Anlaşması'yla da, İstanbul Rumları dışında kalan Hıristiyanları Yunanistan'a göndermek ve yerlerine Müslümanları yerleştirmek suretiyle, Anadolu'nun Türkleştirilmesi projesinde önemli bir adım daha attılar.

1934 Trakya Olayları ve 1942 Varlık Vergisi ile Yahudiler de büyük ölçüde mülksüzleştirildikten ve ülkeyi terk etmeye zorlandıktan sonra, geriye sadece İstanbul Rumları kalmıştı. Onlar da 6-7 Eylül olaylarıyla tasfiye edilecekti.

Olayların patlak vermesine zemin hazırlayan olay, Kıbrıslı Rumların verdiği bağımsızlık mücadelesiydi. Stratejik öneminden ötürü adadan vazgeçmeye niyetli olmayan İngiltere, Rumlara karşı müslüman Türkleri harekete geçirdi. Her iki kesimde de yükselen milliyetçilik, iki ulusun bir arada yaşamasını zorlaştırmaya başlarken, İngiltere, yaşanacak bir Rum-Türk çatışmasından yararlanarak adadaki varlığını meşrulaştırma yoluna gitmek niyetindeydi.

İki halk arasında gerilim sürekli tırmandırıldı. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes "Kıbrıs'taki kardeşlerimizin yakın günlerde umumi bir tecavüz tehlikesi karşısında bulunduğu"nu söylüyordu. CHP Gençlik Kolları ise "Kıbrıs'ın Türkiye dışında başka bir devlet tarafından ilhak edilemeyeceğini, sadece bir Türk gönüllüler alayının bile, değil Kıbrıs'a, Batı Trakya hatta bütün Yunanistan'a Türk sancağı dikecek gücü olduğu"nu vurgulayan açıklamalar yapıyordu.

Böyle bir ortamda, 6 Eylül 1955 günü devlet radyosundan Selanik'te Atatürk'ün doğduğu evin bombalı saldırıya uğradığı haberi duyuldu. Dönemin istihbarat örgütü MAH'ın hizmetinde çalışan İstanbul Ekspres gazetesi aynı gün öğleden sonra yaptığı ikinci baskıda, olayı manşetten duyurarak haberin yayılmasını sağladı. Normalde 20-30 bin civarında tiraj yapan gazetenin ikinci baskısı, o dönemin teknik koşullarında hiç de kolay olmayan bir sayıda, 290 bin adet basılmıştı.

Daha önceden örgütlendikleri belli olan çok sayıda insan, kamyonlarla Beyoğlu'na getirildi. Hepsi tek tip olan sopa, balta ve kazma gibi aletlerle Taksim'de toplanıp İstiklal Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçtiler. Daha evvelden Rumlara ait olduğu tespit edilerek duvarları kırmızı haçlarla işaretlenmiş, tabelâsı yabancı dille yazılmış, Tünel'e kadar uzanan güzergâhta bulunan tüm mekânlar yağmalandı. Ev ve işyerlerine giren güruh içerisinden kimi yağmacılar "cana zarar verilmeyecek, sadece mala zarar verilecek" diye bağırıyorlardı. Kimi dükkân sahipleri yağmadan kurtulacakları düşüncesiyle vitrinlerine Atatürk'ün büstünü ve Türk bayrağını koymuşlardı.

İstanbul'un 52 yerinde, İzmir'de ve adalarda aynı anda gerçekleştirilen yağmalarla çok sayıda tarihsel yapı harabeye çevrildi. Rumların mezarları parçalandı, içlerindeki kemikler yerlere saçıldı. Devletin güvenlik güçleri, tam iki gün boyunca devam eden olayları sadece seyretmekle yetindiler. Hatta bazen yağmaya katıldıkları bile görüldü.

İkinci günün akşamı, sıkıyönetim ilan edildikten sonra ordu birlikleri gelip olayları bitirdiler.

Olayların bilançosu çok ağırdı. İstanbul'da 4214 ev, aralarında 21 fabrikanın bulunduğu 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 azınlık okulu, 5 spor kulübü, 2 mezarlık tahrip edilmişti. Saldırılar sırasında tecavüz olayları yaşanmıştı. İzmir'de ise 14 ev, 6 dükkân, 1 pansiyon, Yunan Konsolosluğu, Katolik Kilisesi, Fuar'daki Yunan pavyonu ve İngiliz Kültürevi tahrip edilmişti. Dönemin İzmir gazeteleri 7 kişinin ağır, 50 kişinin hafif yaralı olduğunu yazıyordu.

Olayların hemen ardından basında önce, "halkın duygusal tepkisi", "milli galeyan" gibi ifadeler yer alırken, kısa bir süre sonra durduk yerde "komünistler" suçlanmaya başlandı. Elli kadar solcu olarak bilinen aydın tutuklandı. Aslında daha kabarık olan tutuklanacaklar listesinde, çok önceden ölmüş olanlar ve askerliğini yapmakta olanlar da vardı. Aydınlar 5 ay cezaevinde tutulduktan sonra beraat ettiler.

Bu olaylar sonrasında İstanbul'un Rum halkı Türkiye'yi terk etti. Doğu Roma İmparatorluğu'na 1.000 yıl başkentlik yapmış olan bir şehrin en eski halkı, tanımadığı topraklara kaçmak zorunda kaldı. Aradan yıllar geçtikten sonra Atatürk'ün evine bomba atanların MİT ajanı oldukları anlaşıldı, ancak iki ajan cezalandırılacak yerde terfi etmek suretiyle ödüllendirildiler. Böylece Anadolu'nun Türkleştirilmesi projesi geniş ölçüde tamamlanmış oldu.