10 Temmuz 1995: Mehmet Ali Aybar yaşamını kaybetti

10.07.2017 - 16:59

1908 İstanbul doğumlu olan Mehmet Ali Aybar, Hareket Ordusu kumandanlarından Hüseyin Hüsnü Paşa ve matematikçi Gelenbevi İsmail Efendi'nin torunuydu.Çocukluğu, Cihangir, Yeşilköy ve Kuzguncuk'ta geniş aile çevresinde geçti. Yeşilköy'deki Fransız Okulu'nu ve Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. 1939'da İstanbul Hukuk Fakültesi'nde Devletler Hukuku doktoru iken, Paris'e Sorbonne Üniversitesi'ne hukuk araştırmaları yapmaya gitti.

Fakat bir yılın sonunda İkinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla, kuzeni şair Oktay Rıfat ve birkaç arkadaşı ile beraber bisiklete atlayıp Paris'ten Lyon'a kaçtı, oradan da Türkiye'ye döndü. 1942'de Devletler Hukuku doçenti olduğu İstanbul Hukuk Fakültesi'nden 1946'da Vatan gazetesinde yazdığı Milli Şef İnönü rejimini eleştiren 'Kâğıt Üzerinde Demokrasi' başlıklı yazı nedeniyle uzaklaştırıldı.

1947-49 yılları arasında her ikisi de sıkıyönetimce kapatılan Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerini çıkarttı. 1949'da yine Milli Şef İnönü'ye yazdığı 'Açık Mektup'tan dolayı 'hakaret'ten hüküm giydi ve Paşakapısı Cezaevi'ne girdi. Burada, diğer şair kuzeni Nazım Hikmet'le 1950 affına kadar yattı.1962'de bir grup sendikacının kurduğu Türkiye İşçi Partisi'nin genel başkanlığı görevini kabul etti ve ömrü boyunca teorisyen ve bilim insanı olarak götürdüğü sosyalizm mücadelesinde; 1962-69 yılları arasında TİP'in başında lider ve eylemci kimliğiyle etkili oldu.

1965 yılında Türkiye'de ilk defa bir sosyalist parti Aybar başkanlığında Meclis'e 15 milletvekili soktu. 1967'de ABD'yi savaş suçlusu olarak mahkûm eden Russell Mahkemesi üyesi olarak Vietnam'a gitti. 'Güleryüzlü sosyalizm' kavramı çerçevesinde Stalinizm eleştirisi yaptı, 1968'de Sovyetlerin Çekoslovakya'yı işgaline sert bir tepki gösterdi. Bu, parti içinde hizipleşmelerin su yüzüne çıkmasına neden oldu. Aybar, 1969'da genel başkanlıktan, 1971'de partiden istifa etti.

12 Mart döneminde Meclis'teki tek sosyalist olan Aybar, dönemin baskılarına ve idamlara karşı tek başına mücadele etti.1975'te TİP'ten ayrılan elli arkadaşla beraber, daha sonra Sosyalist Devrim Partisi adını alan, Sosyalist Parti'yi kurdu. İlk defa bu partinin tüzüğünde, genel başkan ve yöneticilerin üst üste iki dönem başa geçmelerini engelleyen ve yönetim kurulunun üçte ikisinin kol emekçilerinden oluşmasını öngören şartlar yer aldı. SDP, 12 Eylül cuntası ile kapatıldı.

Bu tarihten sonraki hayatında Aybar, parçalanan Türk solunun birleşmesi için inançla ve inatla çalışmalarını sürdürdü.1995 yılında 87 yaşında iken İstanbul'da ölen Aybar, aynı zamanda ünlü bir atlet ve sporcudur.100, 200 ve 400 metreleri koşmuş, Türkiye ve Balkan rekorları kırmıştır.1928 Amsterdam Olimpiyatları'na, 1930, '31 ve '33 Atina Balkan Oyunları'na katılmıştır. Edebiyata ve resme çok meraklı olan Aybar'ın kendi resim çalışmaları da vardır.

68'in geniş kitleleri harekete geçiren o isyan havasında yaptığı Stalinizm eleştirisinin devrimci bir teoriye yaslanmaması Aybar'ı yalnız bırakan en önemli etkendi. Çekoslovakya işgali, devrimci gençliğin SSCB çizgisinden kopuşunu hızlandırdı, fakat ortada bu potansiyeli örgütleyecek, 15-16 Haziran 1970'te işçi sınıfının eylemine öncülük edecek bir devrimci parti yoktu. Bu fırsatlar kaçırıldıktan sonra parlementer yol ile sosyalizm vaad etmek sonuç vermedi, çünkü büyüyen sol hareket çoktan stalinizmin hegemonyasına girmişti.