8 Temmuz 1937: Filistin’in bölünmesini öneren “Peel Raporu” yayınlandı

08.07.2017 - 11:48

Yahudi göçünün hızlanması üzerine 1936'da bir araya gelen Arap liderleri, Yahudilere karşı mücadelede önderlik edecek Arap Yüksek Komitesi'ni kurdular ve başlattıkları genel grevi ulusal bir ayaklanmaya dönüştürdüler. Bunun üzerine Filistin'e gelen bir komisyon, Yahudilerle Arapların aynı devlet içinde yer almasının mümkün olamayacağını, Filistin'in bölüştürülmesi gerektiğini öneren Peel Raporu'nu yayınladı.

1936 Ekim'inde genel grev ile birlikte Arap Ayaklanmasının ilk safhasında, İngiltere hükümeti, Arap Ayaklanması'na çözüm bulunması, nedenlerinin belirlenmesi ve durumun değerlendirilmesi için Lord Robert Peel yönetiminde bir komisyon atadı.

Kasım 1936'da Kudüs'te çalışmalarına başlayan Komisyon, Peel Raporu'nu Temmuz 1937'de "White Paper" olarak yayınladı. Beyaz Belge'de de,"İngiltere yönetiminin manda yönetimi altında Arap ve Yahudilerin uzlaşabilmelerinin yolunun bulunabileceğine inanılmasına rağmen, bu inanış ne şu ana kadar doğrulanabilmiş ne de gelecekte doğrulanabileceği" tespiti yapılmakta ve "bu durumda mandanın sorumlu tutulduğu refah ve barışı sağlama yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği" çıkarımı yapılarak, "tecrübelerin ışığı altında örneklendirilen majesteleri'nin hükümetindeki çekişmelerle birlikte Filistin'de Yahudilerin ve Arapların ulusal tutkularının arasında uzlaştırılamaz derecede bir çatışmanın var olduğu, bu tutkuların Manda tarafından tatmin edilemeyeceği" sonucuna ulaşılarak,"çözüm olarak komisyon üyelerinin genel çizgileriyle belirlediği bölünmeyi tavsiye ettiğini" belirtmekteydi. Komisyon çok ümitli bir çözümün çıkmayacağını eklemeyi de ihmal etmemiştir.

Peel Komisyonu, Filistin'i üçe bölmeyi öneriyordu. Bölünme planına göre, Yahudi bölgesi, Arap Bölümü olarak ayrılacak ve Tel-Aviv, Yafa, Kudüs ve Betlehem koridorunu içine alan yerlerde ise manda yönetimi devam edecekti. Kudüs, Milletler Cemiyeti'nin koruması garantisine alınacaktı.

Komisyon, bölünmenin dezavantajlarının bu yolla sağlanabilecek barış ve güvenliğin avantajlarından daha az olacağını savunmuştur. Ayrıca mandanın yerini daha sonra Suriye ve Irak'takine benzer antlaşma sistemi alabilecekti. 1937 Beyaz Belgesi, İngiltere'nin manda yönetiminde izlediği Balfour Deklarasyonu mahreçli siyasetini tersine çevirmesi nedeniyle hem Siyonistlerin hem de Arapların protestolarına neden oldu.

Araplar, Yahudilere herhangi bir yerin bırakılmasını kabul etmezken, Siyonistler kendilerine bir yer (yurt) gösterilmişken onlar yine de Beyaz Belge'yi Yahudi Ulusal Yurdu'na bir ihanet olarak nitelendirmişler, ancak Yahudi Ajansı ayrılan toprak miktarını az görmesine ve Kudüs'ün Yahudi bölgesinin dışında tutulmasına rağmen kabul ettiğini açıklamıştır.

Bu arada 1937 Ağustos'unda toplanan 20. Siyonist Kongresi'nde Yahudi Ulusal Yurdu'nun Filistin ve Ürdün topraklarının tamamı olarak ilan edilmesi ve bu gerekçeyle Peel planının reddedilmesi Siyonistlerin gerçek niyetlerine işaret etmesi açısından fazlasıyla dikkat çekiciydi. Temmuz-Ağustos aylarında raporu yeniden görüşen Cenevre'deki Milletler Cemiyeti bölünmeye itiraz etti.

İngiliz Hükümeti, 1937'de Peel Komisyonu'nun taksim planının fizibilitesi için Sir John Woodhead başkanlığında atadığı teknik komisyon raporunu Ekim 1938'de yayınladı. Bu komisyon Peel Komisyonu'nun uygulanabilir olmadığını, Yahudilere ayrılan bölgede geniş bir Arap azınlığın kaldığını, kurulacak bir Yahudi devletinin Arap devletleriyle kuşatılacağını bildirmesine rağmen, komisyonun kendi içinde de görüş birliğine varılamadan belirlenen yeni bir bölünme planını önerdi.

Bölünme planı Filistin'in bir kısmında küçük egemen bir Yahudi devleti ve Trans (yukarı) Ürdün'e katılan bağımsız bir Arap devleti öngörmekteydi. İngiliz hükümeti, Woodhead Komisyonu'nun bölünme planını benimsemeyerek Kasım 1938'de Filistin'de barış ve gelişmenin en sağlam temelinin Araplarla Yahudilerin antlaşması olduğunu açıklamakla, bölünme planını rafa kaldırmış olmaktaydı. Kasım planı, uygulanmamasına rağmen 1940'lardaki Filistin'i bölme planlarına ilham olmuştur.