7 Nisan 1994: Ruanda'da yaşanan soykırımı BM sadece seyretti

07.04.2017 - 09:28

Orta Afrika ülkelerinden Ruanda ve komşusu Burundi'nin devlet başkanlarını taşıyan uçak, 6 Nisan 1994'te Ruanda'nın başkenti Kigali'ye inişe hazırlanırken açılan ateşe hedef olarak düşürüldü. Ertesi gün Ruanda'da amansız bir soykırım başladı. Yüz gün içerisinde yaklaşık 800 bin insan öldürüldü, milyonlarcası canlarını kurtarmak için her şeylerini bırakarak komşu devletlere sığınmak zorunda kaldı.

"Bin Tepe Ülkesi" Ruanda, Burundi'yle birlikte 1897/99 tarihinden itibaren önce Alman sömürgesi oldu. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Milletler Cemiyeti'nin (1919) ve sonra yeni adıyla Birleşmiş Milletler'in (1946) kontrolüne geçti. 1 Temmuz 1962'de Ruanda bağımsızlığını kazandı. Başkent Kigali, ülkenin tam ortasında bulunuyor. Sömürge döneminde yaşanan yoğun misyonerlik faaliyetleri nedeniyle, 60'lı yıllarda Ruanda'nın 7 milyonluk nüfusunun yarısının Katolik olduğu kabul ediliyordu. Nüfusun %85-90 kadarı Hutu, %10-15 kadar Tutsi, %1 kadarı da Twa idi. Bu "kabileler" aynı dili (İkinyarwanda) konuşuyorlar ve birbirlerinden ayırt edilmeleri, karma evliliklerin sayısının çok olmasına da bağlı olarak, çok zor.

Hutular ile Tutsiler arasındaki anlaşmazlıklar, pek çok kez kanlı çatışmaların yaşanmasına neden oldu. Hutuların Tutsilere duyduğu nefret "Cumhuriyeti Savunma Komitesi" (CDR), "Radio-Télévision Libre des Mille Collines" kanalı ve 1973'de kansız bir darbeyle işbaşına gelerek, iki kabile arasında denge sağlamaya çalışan bir Hutu olan devlet başkanı Juvénal Habyarimana'nın (1937 - 1994) karısı Agathe'nin adamları tarafından körükleniyordu. Radikal Hutular Tutsilere "hamamböceği" (inyenzi) diye hitap ediyor ve haşerelerin kökünün kazınması çağrıları yapıyorlardı.

Juvénal Habyarimana, Burundi devlet başkanı Cyprien Ntaryamira'yla birlikte 6 Nisan 1994'de Darüsselam'daki bir zirveden geri dönerken, Kigali'ye inişi esnasında uçağı iki roketle vurularak düşürüldü. Ruanda devlet başkanının ölümü sanki bir işaret gibiydi: Uçağın düşmesinden hemen sonra, olayın bugüne dek aydınlatılamamış olmasına rağmen Hutular suikasttan Tutsileri sorumlu tuttular, Juvénal Habyarimana'nın özel muhafız kıtası aralarında başbakan Agathe Uwilingiyimana'nın da bulunduğu ılımlı politikacıları, Hutu olmalarına aldırış etmeksizin öldürmeye başladılar.

Tüfekler, palalar ve çivili sopalarla silahlanmış Hutu milisleri kurdukları barikatlarla yolları kestiler, Kigali'yi baştan sona taradılar, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere, yakaladıkları bütün Tutsileri öldürdüler. Öldürmeden önce kurbanlarına işkence ediyor, yorulunca kaçmamaları için kurbanların aşil tandonlarını kesiyor, biraz dinlendikten sonra öldürmeye devam ediyorlardı. Parası olan Tutsiler kurşun parası vermek suretiyle çabuk bir ölümü satın alabiliyor, yoksullar ise ağır ve acılı bir ölüme tahammül etmek zorunda kalıyorlardı. Ne kiliseler, ne de hastaneler saldırganları durduramıyordu. Din adamları ve doktorlar, ölmemek için kendilerine sığınan insanları katillerine teslim ediyorlardı. Katilleri yatıştırmaya çalışan ılımlı Hutular da hemen öldürülüyordu.

Ruanda'da konuşlanmış olan BM gözlemcileri (MINUAR), Tutsilerin katlini bir süre hiçbir şey yapmadan izledi. Hatta birkaç kez gözlemcilere de saldırı düzenlendi. Mavi bereli askerler yabancılara ülkeyi terk etmelerinde yardım ettiler, fakat yerli halkı kaderlerinin eline bıraktılar. Birleşmiş Milletler, yaşananları soykırım diye adlandırmaktan kaçınarak, bunun bir iç savaş olduğunu ilan etti. Nihayet 23 Haziran'da BM Güvenlik Konseyi'nin kararıyla, Zaire'de bulunan bir Fransız askeri birliği olaylara müdahale etti.

Uganda'dan Ruanda'ya giren bir Tutsi gerilla ordusu ("Ruanda Yurtsever Cephesi", FPR) 4 Temmuz 1994'de Kigali'yi ele geçirdi ve savaşın bittiğini ilan etti.

Nisan, Mayıs ve Haziran 1994'de yaklaşık 800.000 insan öldürüldü, bunların 50.000 kadarı Hutu'ydu. Tutsilerin %75-90 kadarı soykırımın kurbanı oldu. Tutsilerin intikam almasından korkan 2 milyon insan komşu devletlere kaçtı.

Tanzanya'nın Arusha şehrinde kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi, 18 Aralık 2008'de, 1996'da Kamerun'da yakalanmış olan Hutu Théoneste Bagosora'yı (doğ. 1941) Tutsi soykırımının azmettiricisi olarak Ruanda'da ömür boyu hapse mahkûm etti.

Bu korkunç soykırıma seyirci kalan Birleşmiş Milletler ve büyük devletlerin, bu olayda oynadıkları rol bugün bile tartışılıyor. Uzmanlara göre soykırımın arkasında kabileleri birbirine düşürmek suretiyle denetimi ellerinde tutmak isteyen Belçika ve Fransız emperyalizmi var. Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Şubat 2010'da yaptığı bir açıklamada, ülkesinin Haziran 1994'te güç kullanmakta çok geç kaldığını, kullandığı gücün de yetersiz olduğunu söyledi.