22 Şubat 1680: Meşhur “cadı” Catherine Monvoisin yakılarak öldürüldü

22.02.2017 - 09:42

Avrupa'da yaşanılan cadı avı zirvesine sanıldığı gibi ortaçağda değil, yakınçağda ulaşmıştı. Protestanlığın yayılmasına karşı harekete geçen Katolik Kilisesi, Avrupa'nın küçük buzul çağına girmesini fırsat bilerek, özellikle Protestanlığın yayılmakta olduğu kuzey ülkelerinde cadı avı altında terör estirmeye başladı. Giderek soğuyan kışların, kötü hasatların, yayılan buzulların suçlusu cadılardı; kilise bu düşünceyi yayarak kendi varlık sebebini sağlamlaştırmaya çalışıyordu.

Avrupa'da çeşitli dönemlerde çeşitli sebeplerden ötürü cadı avları yaşandı. Bunların en geniş kapsamlı olanı, 16. yüzyılın ikinci yarısından 18. yüzyılın ortalarına kadar süren dönemde yaşanandır. Bu dönemde Protestanlığın bilhassa Avrupa'nın kuzey ülkelerinde yayılmaya başlaması, Katolik Kilisesi'nin gücünü zayıflatmaya başladı.

Geniş halk kitleleri ve maddi gücü elinde bulundurmakla birlikte siyasi gücü bulunmayan soylular, Protestanlık bayrağı altında kiliseye başkaldırıyordu. Gücünü giderek kaybetmekte olan kilise, başta aforoz olmak üzere çeşitli sindirme ve şiddet yöntemleriyle kitleleri elinde tutmaya çalışıyordu.

Avrupa'da 1560'tan itibaren havaların soğumasıyla yaşanan ''küçük buzul çağı'', kilisenin eline önemli bir fırsatın geçmesine neden oldu. Aşırı soğuk veya kuraklık nedeniyle çavdar, arpa, buğday gibi kırsal kesim insanının temel besin kaynağı durumundaki bitkilerde yetersiz hasat ürün fiyatlarında artışa neden olurken, kıtlık tehlikesi baş göstermişti. Bu sürecin üst üste birkaç yıl, kimi zaman on yıllarca devam etmesi kıtlıklara, salgın hastalıklara ve kitlesel ölümlere neden oluyordu.

Kilise, ürünleri tarlada hasadı yapılmadan mahveden dolu, fırtına ve don gibi kötü iklim koşulları, salgın hastalıklar ve açlık nedeniyle telef olan hayvanlar gibi olumsuzlukların nedeni olarak cadıları göstermeye başladı. Kilise yaşanılan felaketlerin sorumlusu olan cadılarla ancak kendisinin başa çıkabileceği propagandasını yaparak, sarsılmaya başlayan konumunu güçlendirmeye çalışıyordu.

Çıkarılan asılsız söylentiler (yöre insanlarının aralarında cadıları barındırdığı için tanrı tarafından lanetlenmiş olduğu gibi), kırsal kesim insanlarının, yaşanan zorluklar nedeniyle kabarmaya hazır öfkesiyle birleşince, kilisenin önderliğinde kitlesel avlara davetiye çıkartıldı. Cadı olmakla suçlanan kadınlar (ve erkekler) suçlarını itiraf edene kadar işkence görüyor, ardından da öldürülüyordu. Yaşanılan kitlesel panik yüzünden, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren işkence yargı sürecinin vazgeçilmez bir öğesi haline geldi.

Cadı olduğu gerekçesiyle 22 Şubat 1680'de yakılarak idam edilen Catherine Monvoisin, Paris'in kenar mahallelerinin birinde yaşıyordu. Kocası işleri iyi gitmeyen bir kuyumcuydu. Catherine eve para getirebilmek için yıldız falına bakıyor, aşk iksirleri ve ilaçlar hazırlıyordu. Bir süre sonra giderek artan şöhreti Kral XIV. Louis'nin sarayına kadar ulaştı.

Ancak Paris soyluları arasında giderek artan ve zehir kullanılarak işlenen siyasi cinayetler, kralı durumu açığa çıkartacak özel bir komisyon kurmaya zorladı. Komisyon bir süre sonra Catherine Monvoisin'a ulaştı ve zehir hazırlayan bir cadı olduğu iddiasıyla sorguya çekti. İşkenceye tabi tutulan Catherine son ana kadar cadı olduğunu reddettiyse de yakılarak öldürülmekten kurtulamadı.

18. yüzyılın ortalarına doğru küçük buzul çağının sona ermesiyle birlikte cadı avı da giderek azalma eğilimine girdi.