Mühdan Sağlam

Mühdan Sağlam son yazıları

30.05.2018 - 13:26

Kore'de halklar yoruldu, liderler el ele

27 Nisan’da Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Güney Kore lideri Moon Jae-in görüşmesi sonrasında gözler Kore Yarım Adası’ndaki sürece çevrildi. Nitekim zirve öncesinde halihazırda ABD Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Mike Pompeo Kuzey Kore’ye gitmiş ve Kim başta olmak üzere bir dizi yetkiliyle görüşmüştü. Nihayetinde Güney Kore-Kuzey Kore Zirvesi sonrasında ABD Başkanı Donald Trump ile Kuzey Kore Lideri Kim Jong-un’un 12 Haziran’da Singapur’da görüşeceği kamuoyuna ilan edildi. Ancak geçtiğimiz hafta Donald Trump’ın Kim Jong-un’a yazdığı mektupla zirvenin ertelendiği söylendi. Kuzey Kore’nin yapıcı tutumuyla zirvenin yeniden gündeme geldiği ve her iki tarafta da hummalı bir hazırlığın sürdüğü uluslararası medyada sık sık karşılık buluyor. Bu hafta yüzümüzü Kore Yarımadası’na dönerek ABD’nin neden Kuzey Kore ile yumuşama politikasına geçtiğine, Güney Kore’nin beklentilerine, Kuzey Kore’nin olası projeksiyonuna ve zirvedeki gündeme bakacağız.

Kore Yarımadası'nda barış rüzgarları

Soğuk Savaş dünyanın coğrafi ve siyasi olarak iki kampa bölünmesine dayanıyor ve sayıları bile bir sembol haline getiriyordu. Örneğin 38. İlk anda bakılınca “38 mi ne özelliği var ki, baştan atsak sondan eklesek  kırk yapmıyor” diyebilirsiniz. Deyin zaten, Bahçeli’nin bile buradan kırk çıkarması mümkün değil. Bu arada Bahçeli’nin ekonomi tahsili gördüğünü de atlamayalım. Bahçeli mevzusu, ekonomi tahsili görenlerin ekonomik felaketteki bir rolü bir yana 38’e dönelim. 37’den büyük 39’dan küçük sayı (matematiğimin iyi olduğunu söylemiş miydim?) Soğuk Savaş’ta bir dönüm noktasının ve sınırın özeti. Tabii 38 deyince anlaşılmıyor. Yanına bir de enlem koymak lazım, yani dünyamızı yatay biçimde kesen paralel çizgiler (coğrafyam da fena değildir doğrusu).

Tarih 1950’yi gösterdiğinde bir yanında SSCB bir yanında ABD’nin olacak şekilde üç yıla yayılan çatışmalar neticesinde Kore Yarımadası Kuzey ve Güney olmak üzere 38 enlemi sınır kabul ederek ikiye bölündü. Aradan yıllar geçti, ancak iki Kore’nin ayrıldığı sürüyor.

Soğuk Savaş boyunca SSCB odaklı şekilde bölgeye konuşlanan ABD, Çin’in artan kapasitesini sınırlamak için her su birikintisine bir savaş gemisi, her üsse olabildiğinde uçak yığmaktan erinmedi. ABD’nin bu stratejisi küresel kamuoyuna Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere müttefiklerine sahip çıkmak olarak sunuldu, sunuluyor.

2017 yazında Kuzey Kore’nin balistik füzelerini büyük bir şovla teste tabi tutması, Washington’da tehdide neden oldu. ABD’nin yangına körükle giden bu çıkışına Kuzey Kore liderinin alttan almayan tavrı eklenip vuracağı koordinatı vermesiyle Japonya, Avusturalya, Güney Kore, Filipinler gibi ABD müttefikleri, “Kuzey Kore sana uzak olabilir ancak bize yakın” diyerek itidal çağrısında bulundu.

Oysa Mayıs 2017’de Güney Kore’deki seçimle barış yanlısı Moon Jae-In başkanlık koltuğuna oturmuştu. 2018 Kış Olimpiyatları’nda iki ülkenin Kore adına yarışması ilk ciddi temastı. Nihayetinde ABD’nin dışişleri bakanının Kuzey Kore’de Kim ile görüşmesi süreci hızlandırdı. 27 Nisan 2018’deyse tüm dünyanın umutla izleyeceği bir video gündeme düştü. Videoda Moon ve Kim el eleydi ve ilk defa doğrudan görüşeceklerdi. Sert rüzgarların estiği Kore’de bu tarihi ana nasıl gelinmişti?

En barışsever kim?

Süreç boyunca kendisine en büyük payeyi çıkaran ABD. Hatta Trump, “Gördüğünüz gibi baskı ve çevreleme politikası, yaptırım atılımı sonuç verdi” diyerek barış sürecindeki aktör olarak ABD’yi işaret ediyordu. Nobel alma ihtimalini ise “Tabii ben alacağım, zaten Obama’ya bile verildi” gibi veciz şekilde ortaya koydu. Trump’ın zarafeti bir yana ABD halihazırda Asya Pasifik’te bir sıcak çatışmaya hazır değil. Bünyesinde Kuzey Kore birimi kurulan CIA’in önceliğinin siber saldırı olduğunu belirtmesi, ardından diplomatik atılıma öncelik verilmesi, Kuzey Kore’den çekinmesi ya da “barış olsun ada mutlu olsun” temennisinden ileri gelmiyor. Öncelikle askeri olarak varlığı dikkat çekse de ABD Asya Pasifik’te istediği kadar güçlü değil.

Müttefikleri Japonya, Avusturalya, Güney Kore, Filipinler, Singapur gibi ülkeler de Kuzey Kore’nin kendilerini vurmasıyla ABD’yi vurması arasında büyük bir fark olduğunu farkında. Dahası Çin’in bölgede gittikçe artan görünürlüğü, ekonomik ve stratejik projeleri Çin ile yakınlaşmayı hızlandırıyor. ABD son Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Çin’i kendisine rakip değil, meydan okuyan olarak görüyor, bu nedenle bölge ülkelerinin yanında konuşlanması ve Çin ile bağlarının zayıflatılması şart. Dahası Kuzey Kore’nin Çin ile olan yakın ilişkisi ve bunun bir diplomatik manevraya dönüşmesi ABD’nin soruna çözüm bulmasını hızlandırıyor. Nitekim barış görüşmelerinin ABD-Güney Kore ve Kuzey Kore arasındaki zirvelere yayılması Japonya, Rusya ve Çin’in sonradan bilgilendirilmesi bu argümanı destekliyor.

Barış sürecinin asıl mimarıysa 9 Mayıs’ta yönetime gelen Güney Kore lideri Moon. Moon, Kore Savaşı sırasından Kuzey Kore’de yaşayan bir ailenin çocuğu. Kökeni Kuzey’e dayanıyor. 1953’te Güney’e geçen ailesi, zor koşullarda Moon’u büyütmüş. Moon’un dikkat çeken bir diğer özelliği insan hakları avukatı olması. Sol eğilimleriyle bilinen Moon’un seçim sürecinde en önemli vaadi Kuzey ile barıştı. Zaten olimpiyatlara birlikte katılma fikri de Moon’dan gelmişti.

Kim ve Moon 27 Mayıs’ta yeniden bir araya geldi ve barış sürecinde kararlı olduklarını ABD’ye ilettiler. Moon, Kuzey Kore’ye dönük bir saldırının Seul’un yok olmasına neden olabileceğini biliyor. Dahası iki ülke halkının da savaştan yorulduğunu ve neden masaya oturmadıklarını merak ettiğini de. Diğer müttefikler gibi Seul de ülkesine düşen bir füzenin Washington’daki yankısından emin değil. Ayrıca Güney Kore, ABD ile Çin arasındaki büyük gerilimin ihracatında ilk sırada olduğu Çin’i kaybetmesine mâl olmasını istemiyor. İşte bu ekonomik, stratejik ve tarihsel bağlar en çok Moon’un ve onu geri çevirmeyen Kim’in katkısıyla barış ihtimalini güçlendirdi.

Çin açısından duruma bakacak olursak, Çin için Kuzey Kore’yi önemli hale getiren iki neden ekonomi ve jeopolitik. Ekonomi alanında Çin Kuzey Kore’nin ikmal limanı adeta. Kuzey Kore’nin ticaretinin yüzde 90’ı Çin ile. Çin geçen yaz BM Güvenlik Konseyi’nde Kuzey Kore yaptırımlarının kabulünde “evet” oyu kullanmıştı. Bunun nedeni, ABD’nin Kuzey Kore nedeniyle Çin’i küresel kamuoyunda hedef göstermesi, Pyongyang’ın nükleer programının ABD’nin bölgeye daha fazla yayılmasına zemin yaratması. İşte küresel imajını korumak ve ABD’nin bölgedeki varlığını sınırlandırabilmek için Çin barış sürecini destekliyor.

12 Haziran'da neler olacak?

Trump’ın zirve olacak olmayacak gelgitini bir yana bırakırsak ABD’nin Singapur Büyükelçisi Sung Kim liderliğindeki heyet Kuzey Kore ile beraber zirvenin hazırlıklarına devam ediyor. Dahası bugün Kuzey Kore adına Kim Yong Chol gibi Kim Jong-un’un sağ kolu olan bir heyet BM izniyle ABD’de olacak. Ancak zirveden çözüm çıkması için erken. ABD Kuzey Kore’nin tek taraflı olarak nükleer ve balistik faaliyet programını sonlandırmasını talep ediyor. Kuzey Kore’yse ABD’nin Güney Kore ile yaptığı tatbikatları azaltmasını ve Güney’deki askeri varlığını sonlandırmasını. Pyongyang, Güney Kore’deki ABD askeri varlığı konusunda esnek olsa da ABD’nin halihazırda imzalanan İran Nükleer Anlaşması’ndan çekilmesi hamlesini dikkatle izlemiş ve şüpheleri artmıştı. Trump, iktidarı son bulduktan sonra İran’a benzer bir son istemiyor. Özetle taraflar arasında müzakere süreci tek zirveyle çözülecek gibi değil. Büyük ihtimalle zirvede sonraki görüşmelerin takvimlendirilmesi yapılacak. İran nükleer müzakerelerinin neredeyse beş yıl sürdüğü dikkate alındığında Kore Yarımadası’nın barış için sabırlı olması, ABD ve Çin’in adımlarını düşünerek atması gerekecek.

Mühdan Sağlam

[email protected]

(Gazete Duvar)


Bültene kayıt ol