Mühdan Sağlam

Mühdan Sağlam son yazıları

17.01.2018 - 10:12

Lübnan'da kesin petrol var, bizdeki bor gibi!

Türkiye’deki bor mineralleri ve petrole dönük veriyle bağdaşmayan, uzman dinlemeyen ateşli inanç, Lübnan halkında da var. Onlar da gazlarının ve petrollerinin olduğuna inanıyor. Üstelik ABD ve İsrail istemediği için çıkaramıyor olduklarına da. Ancak enerji bakanının itirazı, petrol ateşiyle yanan yürekleri sakinleştirmeye yetmiyor. Nitekim 2017’de hükümetin enerji şirketlerine arama ve sondaj için lisans vermesi halkın “biz demiştik” bilgiçliğine yerini bıraktı.

Ortadoğu söz konusu olduğunda bölgede bulunmuş pek çok insandan şunu duyarız: Lübnan bir başka. Uzun Akdeniz sahilinden başlanır, yemeklerinin eşsizliğinden insanın sıcak kanlılığına hayranlık listesi uzar da uzar. Elbette Feyruz olmadan, Le Beirut’u gözleri dolmadan Lübnan anlatmak imkansız değilse de, yavan olur sığ kalır. Le Beuirut bir nevi ağıttır, şehrin güzelliğine, onun sokaklarında yaşanan anlara ulaşamamanın, taş üstünde taş bırakmayan savaş ve yıkıma isyanın tınısını taşır Feyruz’un billur sesinde veya Beşir’le Vals’in sahnelerinde.

Lübnan tarihi boyunca pek çok kanlı savaş görmüş, toprakları kanla sulanmış bir ülke; iç savaşı da, İsrail’in saldırıları da şehirde ve hayatta kalanlarda derin izler bırakmış. Ülkenin Ortadoğu’dan bir kesit kaderi, bazen ürkekliğe varan ses çıkarmaları Lübnan’a dair ipuçları verir.

Doğu Akdeniz’deki enerji ilişkileri de Lübnan’dan izler taşıyor: Geç kalmışlığın telaşı, eli boş dönme ihtimalinin gölgesi. Tıpkı Mısır ve İsrail gibi Lübnan da Doğu Akdeniz’e kıyısı olan bir ülke. Yıllarca turist çekmek için broşürlere konu olan uzun Akdeniz şeridi, “biraz daha açılınca ne olur, kader bize de güler mi?” sorularıyla meşgul. Bu hafta yönümüzü, Doğu Akdeniz’in diğer önemli bir ülkesi, İsrail ile anlaşmazlığın önemli temsilcisi, Lübnan’a ve Doğu Akdeniz’deki enerji faaliyetlerine çeviriyoruz.

Kültürel zenginlikle ekonomik yoksulluk arasında

Lübnan’ın altı milyonluk nüfusunun yarısı Sünni ve Şii Müslümanlardan, yüzde 40’ı Maruni Hıristiyanlardan, kalan kısmıysa Dürziler ve diğer gruplardan oluşuyor. Söz konusu azınlıklar aynı zamanda ülkenin siyasi iktidar yapısının da temelini oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Maruni, Başbakan Sünni ve Meclis Başkanı Şii olmak zorunda.

Ülkenin bu çok dinli ve etnisiteye dayalı yapısı, kültürel çeşitlilik ve zenginliğin yanında olumsuzluklar da taşıyor. Aynı ülkede yaşamakla birlikte uzun yıllara yayılan husumetler, 1975’te başlayıp 15 yıl süren iç savaşta olduğu gibi savaşa dönüşebiliyor. Buna bir de bölgedeki dengeler, çatışma ortamı ve sorunlu komşular eklendiğinde, Lübnan’da siyasal istikrar ve toplumsal barışı yakalamak zorlaşıyor. Nitekim ülkenin ekonomisi bu sarsıntılı zeminin etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Suriye savaşı başta olmak üzere değinilen faktörler, ülke ekonomisinin gün geçtikçe kötüye gitmesine neden oluyor. Dünya Bankası 2016 verilerine göre 2011-2015 arasına yoksulluk sınırı altında yaşayanların sayısında yüzde 66’lık bir artış var. Günlük bir doların altında gelirle yaşamı sürdürenlerin sayısı da iç rahatlatıcı bir tablo sunmuyor, altı milyonluk ülkede 350 bin kişi söz konusu tablonun özneleri. Bunun yanında yolsuzluk da yoksulluk kadar Lübnan’da kanıksanmış bir durum. Siyasal istikrarın olmayışı, sık yaşanan iktidar değişikleri, ülke sorunlarına çözüm üretebilecek ekonomi ve sosyal politikaların hayata geçmesine engel oluyor. Tarım başta olmak üzere pek çok alanda dışa bağımlı olan ülke, 2000’lerin başında Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarının bulunmasıyla yeni bir gelir kanalı elde etme ve enerjide bağımlılığını azaltabilme umuduyla girişimlerde bulunuyor.

Ya çıkarsa: Enerji kaynağı arayışı

Ekonomideki karamsar tablo, Lübnan’ın Doğu Akdeniz’de enerji kaynaklarına umutla bakmasına neden oldu. Lübnan’ın güçlü motivasyonu da var: ABD Enerji Bilgi Dairesi’nin Akdeniz’de 120 trilyon metreküp (tcm) keşfedilmemiş gaz olabileceği söylemi. Bu öngörü Lübnan’ın 2013’ten bu yana enerji şirketleriyle bölge için yaptığı görüşmelerin de temel nedeni.

Lübnanlı otoriteler, uluslararası enerji kuruluşlarının raporları, diğer şirket ve devlet araştırmalarını dikkate alarak adım atıyorsa da Lübnan halkı pek öyle değil. Türkiye’deki bor mineralleri ve petrole dönük veriyle bağdaşmayan, uzman dinlemeyen ateşli inanç, Lübnan halkında da var. Onlar da gazlarının ve petrollerinin olduğuna inanıyor. Üstelik ABD ve İsrail istemediği için çıkaramıyor olduklarına da. Ancak enerji bakanının “yok, inanın ki yok, olsa niye saklayalım” itirazı ve ikazı, petrol ateşiyle yanan yürekleri sakinleştirmeye yetmiyor. Nitekim Aralık 2017’de Lübnan Hükümeti’nin enerji şirketlerine arama ve sondaj için lisans vermesi halkın “biz demiştik, kesin petrol var, olmadı doğal gaz. İşte şuraya yazıyorum” bilgiçliğine yerini bıraktı.

Halkın bilgiçliği bir yana enerji kaynaklarını arama çalışmalarına geç başlanmasının nedeni, daha önce enerji kaynağı olmadığı düşünüldüğü ve arama çalışması gündeme gelmediği için uygun yöntem ve yönetmeliğin hazırlanamaması. Gecikmenin nedeni sadece Beyrut’un müşkülpesentliğinden kaynaklanmıyor. İçeride siyasal istikrar sorunu, yanı başındaki Suriye savaşı, İsrail’le her an çatışmaya hazır gerginlik, sürece etki eden diğer faktörler. Bu koşullar altında hızla değişen hükümetler, bu kadar sorun varken enerji düzenlemesi yapmayı, meleklerin cinsiyetini tartışma olarak gördüler. Bölgesel dinamiklerin ve enerji dinamiklerinin de bu isteksizlikte etkili olduğunu belirtmek gerekir.

Nihayet hükümet bu yıl içerisinde enerji şirketlerinin lisans alması için gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdi. Ardından Doğu Akdeniz’de arama çalışması yapmaları için Eni, Total ve Novatek’e lisansları veridi. Söz konusu şirketlerle bu ay anlaşma imzalanması bekleniyor. 2019’dan itibaren altı yıl için imza konacak anlaşma taslağına göre, bulunacak kaynakların yüzde 40-70 arasındaki Lübnan devleti alacak. Lübnan Enerji ve Su Bakanlığı, şirketlerin Blok 9’da iki sektörde çalışma yapacaklarını duyurdu.

Çizgiyi aşma: Lübnan-İsrail MEB anlaşmazlığı

Lübnan ile İsrail’in savaşa varan ayrışması ve çatışması Akdeniz’de de karşılık buluyor. Taraflar arasında yıllardır Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) konusunda bir anlaşmazlık var: Doğu Akdeniz’de 850 kilometrelik bir bölgenin paylaşımı. Lübnan söz konusu bölgenin 1949’daki BM kayıtları uyarınca kendisine ait olduğunu iddia ediyor. İsrail de kendi sahasına girdiğini. Taraflar karşılıklı olarak sorunu BM’ye taşıdı, ancak ufukta bir çözüm görülmüyor. Doğu Akdeniz’deki enerji kaynağı keşifleri, iki ülkeyi daha sık karşı karşıya getiriyor. Son olarak Aralık 2017’de BM himayesinde taraflar yeninden bir araya geldi, ancak çözüm bulunabilmiş değil. Her iki taraf da şimdilik söz konusu sorunlu bölgeden uzak durarak olası bir çatışmadan kaçınıyor.

Beyrut'un gör dediği

Lübnan, diğer komşularından farklı olarak hem iç dinamikleri hem de bölgesel nedenlerle, Akdeniz’deki enerji denkleminde yerini yeni aldı. Ülkenin iç dinamikleri, siyasi istikrarsızlık koşulları enerji ihalelerinin defalarca ertelenmesine, petrolden ne kadar vergi alınacağına dönük yasanın tam anlamıyla hazırlanamamasına neden oldu/oluyor. Gelecekte İsrail ile de MEB konusunda restleşilebilir.

Aralık ayında verilen lisanslar ve 2019’da üretim beklentisi, halihazırda yalnızca beklenti. Hal böyle olunca Lübnan’ın, komşuları gibi Avrupa’ya ya da başka bir merkeze gaz satması, gaz varsa, koşulu yerine gelse bile şu anki iklimde zor görünüyor. Bununla beraber 2011’de Mısır ve Güney Kıbrıs’la yakınlaşma MEB alanlarında hemfikir olma durumu yeniden gündeme gelebilir.

Lübnan’ın durumu enerji politikalarının seyri ve işleme pratikleri açısından önemli bir dinamiğiyle belirginleşiyor: siyasi istikrar. Ülkede kaynakların olup olmadığının anlaşılması için, kaynakların çıkarılması için ve piyasaya ulaştırılması için. İstikrarın olmadığı ülke ve bölgelerden hem yatırımcı uzaklaşıyor hem temel yasal düzenlemelerin yaslandığı zemin hareketli olduğu için, buralar tercih edilmiyor. Yani Lübnan’ın bölgedeki enerji dengelerine etki etmesi için henüz zamana, istikrara ve imkâna ihtiyacı var.

Mühdan Sağlam

(Gazete Duvar)