Alper Görmüş

Alper Görmüş son yazıları

08.06.2017 - 14:58

Katar küçük, hesap büyük...

Hangi görüşten olurlarsa olsunlar, dış politika yorumcuları neredeyse ittifakla yeni ABD yönetiminin en önemli hedefinin İran’ın çevrelenmesi, etkisizleştirilmesi olduğu hususunda hemfikir... Buna, Katar’ın Körfez’deki öteki Sünni devletlerin tersine İran’la iyi ilişkiler kurmaya çalışan, İran’ın ABD tarafından şeytanlaştırılmasına direnen bir devlet olduğu olgusunu ekleyelim... Buradan, Katar’a diz çöktürme hamlesinin esasen “İran meselesi”yle bağlantılı bir hamle olduğu sonucuna varabilir miyiz?

Bu yazının başlığının iddialı havası sizi yanıltmasın: Okuyup bitirdiğinizde, “büyük hesap”ın ne olduğunun cevabını bulamayacaksınız... Bu durumda da, başlığı böyle kullanma hakkını ve cesaretini bana neyin verdiğini söyleyerek başlamak zorunda hissediyorum kendimi... 

Siyasette, toplumda, uluslararası ilişkilerde, vb., bazen o kadar standart dışı, o kadar olağanüstü şeyler o kadar büyük bir hızla gerçekleşmeye başlar ki, ne olduğunu henüz kestiremediğiniz büyük bir şeyin gelmekte olduğunu, nasıl oynanacağını henüz tam olarak öngöremediğiniz büyük bir oyunun devrede olduğunu hissedersiniz.

Körfez’de bir anda başlayan krizin bana hissettirdiği şey, bundan başka bir şey değil: Belli ki henüz kestiremediğimiz büyük bir şey geliyor, nasıl oynanacağını henüz tam olarak öngöremediğimiz büyük bir oyunun ilk perdesi sahneye konmuş durumda.

Katar küçük, hesap büyük başlığı işte sadece bunu anlatıyor... Yani başlık, ilk anda bıraktığı izlenimin tersine son derece iddiasız... Dolayısıyla, başlığın bu anlamdaki iddiasızlığıyla mütenasip olarak yazının bundan sonrasında sadece “büyük hesap”ın ne olabileceğine dair sorular soracak, akla gelen ihtimalleri sıralayacağım.

Kriz büyüyecek... Yumuşarsa şaşarım...

Suudi Arabistan’ın patronajında Körfez ülkelerinin Katar’a karşı başlattıkları seferberliğin muhtevası, bu küçük fakat etkili ülkenin ne yaparsa yapsın “affedilmeyeceğini”, krizi başlatanların, ona diz çökmekten başka bir alternatif bırakmadıklarını gösteriyor... Ne “Katar Emiri İran’ı övmedi, devlet ajansının sitesi saldırıya uğradı, o sözler korsanlar tarafından yerleştirildi” özrü kâr ediyor, ne de “Oturalım, konuşalım, koşullarınızı dinlemeye hazırız” mızıldanmaları bir işe yarıyor; cezalandırıcılar Nuh diyor peygamber demiyor.

Ben bu yazıyı yazarken, ajanslar şu haberi geçiyordu:

“Körfez ülkelerinin Katar’la ilişkilerini kesmesi ve gittikçe büyüyen Körfez krizi dünya gündeminin birinci maddesi olmaya devam ederken, FBI’dan konuyla ilgili önemli bir iddia ortaya atıldı. FBI, Katar Şeyhi’ne atfedilen ve Körfez’i öfkelendiren açıklamaların krizi tetiklediğini belirtirken, bu açıklamaların Rus hackerların ürettiği yalan haberler olduğunu öne sürdü.”

Tabii bu da bir işe yaramayacak, o demecin Rus hacker’ların işi olduğu ispatlansa bile işe yaramayacak... Tıpkı, Birinci Körfez Savaşı’ndan (1990) önce, ABD Büyükelçisinin Irak’lı yetkililere “Kuveyt’i işgal ederseniz biz karışmayız” dediğinin ortaya çıkmasının bir işe yaramadığı gibi (sonrasında Irak Kuveyt’i işgal etti ve ABD, Irak’ı Kuveyt’ten çıkarmak için ordusunu Kuveyt’e gönderdi)... Tıpkı 2003’teki Irak işgaline gerekçe olarak gösterilen kimyasal silahların gerçekte hiç olmadığının ortaya çıkmasının bir işe yaramadığı gibi...

Katar emirinin o sözleri sarf etmediğinin ortaya çıkması da bir işe yaramayacak, çünkü, tıpkı o iki büyük olayda olduğu gibi bu defa da çok büyük bir şey planlanıyor ve böyle durumlarda “ortaya çıkan” bazı gerçeklerin “duyulmaması” vaka-yı âdiyeden...

Dolayısıyla, bu kriz büyüyecek ve verdiğim iki örnekte olduğu gibi çok daha büyük sonuçlara evrilecek; yumuşarsa çok şaşıracağım.

İran’ın çevrelenmesi...

Hangi görüşten olurlarsa olsunlar, dış politika yorumcuları neredeyse ittifakla yeni ABD yönetiminin en önemli hedefinin İran’ın çevrelenmesi, etkisizleştirilmesi olduğu hususunda hemfikir... Buna, Katar’ın Körfez’deki öteki Sünni devletlerin tersine İran’la iyi ilişkiler kurmaya çalışan, İran’ın ABD tarafından şeytanlaştırılmasına direnen bir devlet olduğu olgusunu ekleyelim...

Buradan, Katar’a diz çöktürme hamlesinin, senaryosunu ABD’nin yazdığı ve esasen “İran meselesi”yle bağlantılı bir hamle olduğu sonucuna varabilir miyiz?

Trump’ın, Katar’ın ekmeğinin-suyunun bile kesildiği saatlerde sarf ettiği sözler, olan bitenin ABD’siz düşünülemeyeceğini gösteriyor (“normal” bir ABD Başkanı bunları ancak bir samimiyet krizi ânında söylerdi, fakat Trump, mâlum, her ânını samimiyet krizi içinde yaşayan bir başkan):

“Orta Doğu’ya yaptığım ziyarette, Radikal İdeoloji’ye artık finansman sağlanmamalı dedim. Liderler Katar’ı işaret etti – bakın!.. Suudi Arabistan Kralı ve 50 ülkeyle yapılan görüşmelerin işe yaradığını görmek çok güzel. Radikal örgütlerin finansmanına karşı katı bir tutum takınacaklarını söylediler ve tüm oklar Katar’ı işaret ediyordu.”

Buradan da görülebileceği gibi hadiseyi ABD’nin başlattığı kesin... Bazı yorumculara göre, başlayan şeyin esasen İran’la ilgili olduğu da kesin... Hatta bu hamlenin bir adım ötesinde, başını Türkiye’nin çektiği Sünni cephe ile başını İran’ın çektiği Şii cepheyi birbirine kırdırma planlarının olduğunu söyleyen yorumcular da mevcut. (Bu yorumculara “kötümserliğinizi başınıza çalın” deyip geçmek de var ama, Sünni aşırıcılığın sembol örgütü IŞİD’in dün İran’a düzenlediği çifte saldırıyı göz önüne aldığımızda bunu diyebilmek o kadar da kolay değil.)

Türkiye ne yapacak?

Soli Özel, daha Ocak ayında, yani Trump’ın İran’a dair politikasının nasıl şekilleneceğinin bilinmediği bir dönemde, İran’ın bölgedeki gücünü kırmak istemesi durumunda Trump’ın Türkiye’ye mutlaka ihtiyaç duyacağını söylemişti. (Medyascope.tv).

Cumhurbaşkanı Erdoğan da geçtiğimiz ay Trump’la gerçekleştirdiği başbaşa görüşmenin ardından Beyaz Saray’da yaptığı kısa konuşmada “Suriye, Irak, Yemen ve Libya’daki kaosu fırsata çevirmek isteyenler eninde sonunda kaybedeceklerdir” sözleriyle “İran’ın çevrelenmesi” işinde ABD ile Türkiye’nin birlikte çalışabileceğine dair işaretler vermişti.

Fakat bir yandan Katar’la Körfez’de, bir yandan da Rusya aracılığıyla İran’la Suriye’de birlikte çalışan bir Türkiye, böyle bir şeye nasıl girişebilir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk demeçleri Türkiye’nin Katar’ı yalnız bırakmayacağını gösteriyor. Bu söz, dolaylı olarak “İran’la ve Rusya’yla birlikte çalışmaya devam edeceğiz” anlamına da gelir mi?

Erdoğan, “işin içinde bir oyun var ama henüz anlayamadık” derken, “Katar meselesi”nin esasen bir “İran meselesi” olabileceğine işaret ediyor olabilir mi?

İran’ın çevrelenmesini amaçlayan, gerekirse askeri seçeneği de dışlamayan bir koalisyon oluşturulursa Türkiye ne yapar ya da ne yapmalı?

Galiba Katar meselesinin Türkiye’ye bir ihtimal dayatacağı en önemli soru bu.

Alper Görmüş

alpergormus@gmail.com

(Serbestiyet)