Alper Görmüş

Alper Görmüş son yazıları

30.03.2017 - 13:33

Soru, “Gülencilerin hiç mi kabahati yok?” değil ki...

15 Temmuz darbe girişimine dair Birleşik Krallık Avam Kamarası Dışişleri Komitesi’nce hazırlanan rapor, ordu içinde darbeye fiilen iştirak eden güçlerle ilgili tartışmayı yeniden alevlendirdi. Hükümete yakın gazeteciler, darbe girişiminin Kemalist subayların da içinde olduğu bir koalisyonun işi olduğunu belirten raporu “objektif” bulurken, medyadaki klasik Atatürkçüler rapordan rahatsız olmuş görünüyorlar.

Almanya’nın dış istihbarattan sorumlu kurumu Federal Haberalma Servisi’nin (BND) Başkanı Bruno Kahl, Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Fetullah Gülen’in ve Gülen cemaatinin bulunduğuna dair yeteri kadar kanıt olmadığını söylemişti... Kahl ve Alman hükümeti, bu değerlendirme nedeniyle iktidarın ve iktidara yakın medyanın büyük tepkisiyle karşılaşmıştı.
 
Bu çıkıştan kısa bir süre sonra, aynı konuda bu defa Birleşik Krallık Avam Kamarası Dışişleri Komitesi’nce hazırlanan bir rapor yayımlandı...
 
İktidara yakın gazeteciler ile basındaki eski usül Atatürkçüler Almanya’ya ortak tepki göstermişlerdi, fakat bu defa ayrışıyorlar: İktidara yakın gazeteciler darbe girişiminin Kemalist subayların da içinde olduğu bir koalisyonun işi olduğunu belirten raporu “objektif” bulurken, medyadaki klasik Atatürkçüler rapordan rahatsız olmuş görünüyorlar. Mesela Sedat Ergin, Avam Kamarası Dışişleri Komitesi’nin raporunu Gülencilerin hiç mi kabahati yok başlıklı bir yazıyla (Hürriyet, 29 Mart) karşıladı. Oysa raporda böyle bir şey denmiyordu. Raporda, mealen, “15 Temmuz darbe girişiminin tek kabahatlisi Gülenciler miydi?” diye soruluyor,  cevaben de “Hayır” deniyordu, “başta Kemalist subaylar olmak üzere başkaları da vardı...”
 
Sedat Ergin, İngiliz raporunda Kemalist askerlerle ilgili bölümden o kadar fazla rahatsız olmuş ki, Gülencilerin “kabahat” listesinin ilk sırasına konulduğunun farkına bile varmamış.
 
Başlangıçta tümü “sadece Gülenciler” diyordu
 
Almanya ve İngiltere’den gelen değerlendirmeler, ordu içinde darbeye fiilen iştirak eden güçlerle ilgili tartışmayı yeniden alevlendirmiş durumda... Başlangıçta iktidara yakın yazarlar ile Atatürkçü yazarlar 15 Temmuz’un yegâne iştirakçisinin Gülen Cemaati olduğunu savunuyorlar, Kemalist subayların tamamının darbeye direndiğini öne sürüyorlardı. Aslında her iki kesim de gerçeğin böyle olmadığını biliyorlardı. Fakat birinciler toplumda darbecilere yönelik nefretin tamamını Cemaat’e yöneltmek, ikinciler ise Kemalist subayların “darbeci olmadıkları” mugalatasını sürdürebilmek için “darbede sadece Gülenciler vardı” tezine sıkı sıkıya sarıldılar.
 
İktidara yakın yazarlar bir süredir “15 Temmuz’da Kemalistler de vardı”yı işlemeye başlamışlardı zaten, şimdi ise a) darbenin bir “koalisyon” olduğunu en başından itibaren bildiklerini... b) Devletin de öyle bildiğini, fakat toplumsal nefretin bölünmeyip tek bir hedefe yönlendirilebilmesi için topluma gerçeği söylemediklerini sanki marifetmiş gibi övünerek anlatıyorlar... Ve ilave ediyorlar: Diyorlar ki, devlet de bir an önce şimdiye kadar gizlediği bu gerçeği kabul etsin, aksi takdirde Gülenciler darbeye katılan Kemalistleri tek tek deşifre ederek, propaganda yoluyla cürmün tamamını Kemalist subaylar üzerine yıkacaklar...
 
15 Temmuz’un bir koalisyon olduğu, benim en başından itibaren inandığım ve yazdığım bir konu... O nedenle, yeri gelmişken, bu defa tartışmanın iktidara yakın ve Atatürkçü taraflarının bugünkü pozisyonlarını kendi ifadeleri üzerinden biraz daha ayrıntılandıralım... Birinci grubu temsilen uzun bir süredir bu konuyu işleyen yazılar kaleme alan Sabah yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’yı, ikinci grubu temsilen de Almanlardan sonra İngilizleri de sert bir biçimde eleştiren Hürriyet yazarı Sedat Ergin’i alacağız...
 
“FETÖ kısmı vurgulandı, diğer kısmın üstü örtüldü”
 
Rasim Ozan Kütahyalı, Cem Küçük, Nagehan Alçı gibi yazarlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) başörtüsü yasağının kaldırılmasından sonra bazı kışlalarda yaşandığını öne sürdükleri “kıpırdanma”dan sonra, ordu içindeki “FETÖ dışı darbeci unsurlar”la yoğun bir biçimde ilgilenmeye başladılar.
 
Kütahyalı, başta 15 Temmuz’un anti-FETÖ unsurları (22 Mart) olmak üzere kaleme aldığı bir dizi yazıda 15 Temmuz’un darbeci bir koalisyonun ürünü olduğunu, bunun baştan beri bilindiğini fakat bilinçli bir biçimde gizlendiğini uzun uzun işledi. Mesela bu yazılardan birinde şöyle diyordu:
 
“Daha önce 27 Şubat'ta yazmıştım... 15 Temmuz'dan 5-6 gün sonra bilinçli bir devlet politikası benimsendi ve milletimizi darbe karşısında bir bütün tutmak için bu ihanetin sadece FETÖ kısmı özellikle vurgulandı ve diğer kısmın üstü örtüldü...
 
“Bu esasen çok iyi niyetli ve sağduyulu bir politikaydı çünkü FETÖ-dışı ideolojik unsurlar vurgulansa toplum yeniden ayrışabilirdi.
 
“Toplumun tamamı 15 Temmuz sonrası FETÖ'den tiksinir haldeydi. Millet olarak mutabık olduğumuz tek konu bu FETÖ meselesiydi. Devlet de bu birlik tablosunu bilakis güçlendirmek istedi...
 
“Fakat bugüne geldiğimizde Türkiye'nin menfaatleri gereği 15 Temmuz'un gerçek fotoğrafını ortaya koymak zorundayız. Türk devlet politikası bu anlamda değişmek zorundadır.”
(İngiliz raporu ve 15 Temmuz politikası, Sabah, 28 Mart).
 
Kemalist askerlerin darbedeki varlığı reddedilirse...
 
Kütahyalı’ya göre, bu yapılmazsa, olacak olan şudur:
 
“Biz 15 Temmuz sadece FETÖ darbesidir diye söyledikçe FETÖ'nün dev propaganda makinesi bu anti-FETÖ örnekleri teker teker ortaya koyup kendi akıllarınca bu tezi çürütüyor ve ikna edici oluyorlar. (...) Artık birbirimizi kandırmayalım. Bu gidişle Batı medyasında ‘15 Temmuz klasik Kemalist darbe girişimidir’ yanlış algısı oturdu oturacak gibi gözüküyor...” (15 Temmuz’un anti-FETÖ unsurları, 22 Mart).
 
Bu çerçeve, Fuat Uğur ve Cem Küçük tarafından hazırlanan ve her sabah TGRT’de sunulan programda da dile getirildi. Cem Küçük, 15 Temmuz’dan sonra “devlet büyüklerimiz” diye tanımladığı kişilerin kendisine 15 Temmuz’a Kemalist darbecilerin de katıldığını söylediğini, fakat “toplumun bütünlüğü”nü korumak için bunun dile getirilmediğini ifade etti.
 
Atatürkçülere çağrı: Siz de kabul edin
 

Rasim Ozan Kütahyalı, bir zamanlar Atatürkçülerle birlikte inkâr ettikleri gerçeği şimdi kendileri gibi Atatürkçülerin de kabul etmesi için Sedat Ergin’i ikna etmeye çalıştığı bir yazısında, bir “FETÖ düşmanı” olan kurmay albay Erdal Toğaç örneğini veriyor.  Kütahyalı’ya göre “2010'da henüz kurmay binbaşı iken Balyoz dijital belgelerinin tamamının sahte olduğuna dair bilirkişi raporu yazan” ve bu nedenle Cemaat medyasının hedefi olan Toğaç, darbeye katılmak için görevli olduğu Azerbaycan’dan gelmişti ve şimdi hapisteydi.
 
Kütahyalı, bu örneği verdikten sonra Sedat Ergin’i göreve çağırıyor:
 
“Artık Hürriyet'in başında olmadığına göre bol vakti olan Sedat Ergin de FETÖ'cüler yanında Erdal Toğaç gibi diğer darbeci subay örneklerini de araştırabilir ve gerçek bir 15 Temmuz fotoğrafına ulaşabilir.”
 
Fakat yukarıda gördük işte: Sedat Ergin hiç mi hiç niyetli görünmüyor bu çağrıya icabet etmeye... Çünkü bu işin sonunda, TSK içindeki Kemalist askerlerin darbecilikten uzaklaştıkları ve bir daha asla darbeye tevessül etmeyecekleri tezinin ölümcül bir darbe yemesi var.
 
Kütahyalı’nın, “onlar zaten Kemalist değildir, onlar darbeci alçaklardır, dolayısıyla Atatürkçüler Atatürkçülüğün bu işten zarar göreceği vehmine kapılmasınlar” mealindeki çağrıları da biraz çocuk kandırmaca taktiklerini anımsatıyor.
 
Medyadaki klasik Atatürkçülerin bu elma şekerini ısıracaklarını hiç zannetmiyorum.

alpergormus@gmail.com

(Serbestiyet)